eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, eskişehir escort - ankara escort
  • BIST 106.239
  • Altın 161,016
  • Dolar 3,8772
  • Euro 4,5522
  • Bolu 9 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 9 °C

TOPLUMUN ORTAK DEĞERİ VATANSEVERLİK Mİ?

Hasan Dinç

 

Türkiye’de mevcut siyasi partiler ortak değerlerimizden birini öne çıkararak toplumda birlik ve bütünlüğün sağlanmasını hedef alırlar. MHP’nin Türk milliyetçiliği, gömleği çıkardık deseler de AKP’nin İslamcılığı, CHP’nin ATATÜRKÇÜLÜK adı altında Batılı çağdaşlığı bu söylediğime birer örnektir. Kendisinden Türk siyaseti için büyük beklentiler oluşan ve henüz yeni kurulmuş İYİ PARTİ de birlik ve bütünlüğün temini için öne çıkardığı ortak değerde VATANSEVERLİK olmuştur. Partiyi kuranlar İYİ PARTİ’nin ikinci bir MHP olmayacağını söyledikleri için kendilerinden TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ortak paydasını öne çıkarmaları zaten beklenmiyordu.

Vatanseverlik nedir ve politikamıza nasıl yansıyacaktır. İYİ PARTİ’nin iktidarındaki uygulamalardan anlayacağız. Ancak bundan önce bizim için vatan nedir, neresidir? Bunun üzerinde durmak gerekmektedir. Türkçe Sözlükte vatan yurt olarak tanımlanmakta, yurt ise üzerinde bir halkın yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası olarak tarif edilmektedir.

Milliyetimizi oluşturan önemli unsurlardan biri kuşkusuz İslâmiyet’tir. İslâm Dini vatan sevgisini öne çıkarmış, vatan sevgisini imanın bir rüknü kabul ederek   “Hubbül vatan minel iman”  yani “ vatan sevgisi imandandır” demiştir. İslâm’a göre vatan Dar’ül İslâm’dır. Yani İslâm’ın egemen olduğu, İslâm şeriatının uygulandığı yer demektir. Bunun dışındaki yerler ise Dar’ül Harb olarak bilinir ve vatan toprağı sayılmaz.

Biz Türkler göçebe bozkır toplumuyuz. Bizde vatan mefhumu gelişmemiştir. Bizde vatan ihtiyacımızın karşılandığı, sürülerimizi otlatabildiğimiz yerlerdir ve sürekli değişkenlik arz eder. O nedenle sözlü geleneğimizde  “doğduğumuz yer değil, doyduğumuz yer” anlayışı hâkim olmuş, doyduğumuz yerleri vatan kabul etmişizdir.  Orta Asya için ANA YURT tabiri uygun görülmüşse de buraya da sadakatimiz her zaman tartışılabilir. Tarihin bütün dönemlerinde ANAYURT’tan göçler olmuş, diğer coğrafyalarda devletler ve egemenlikler kurmuşsak da oraları vatanlaştırmak konusunda zaafımız ortaya çıkmıştır. Egemenliğimiz sarsılınca da oraları terk etmek durumuyla karşılaşmış, verilen bunca emekler boşuna gitmiştir. Mısır, Suriye, Irak, İran, Hindistan, Balkanlar, Kırım bu söylediklerimize birer örnek teşkil eder.

Tarihimizin son iki bin yılı Çine, Avrupa ve Ortadoğuya büyük seferler düzenlemiş, büyük zaferler kazanmış ve oralarda büyük imparatorluklar kurmuşuz. Fütühat gücümüz kırılınca oralardan ya sökülüp atılmışız ya da oralarda milli varlığımızı koruyamadan yerli kavimler arasında yok olup gitmişiz. Son bin yılımızda ise İslâm fütuhatının başına geçmiş, İlay-ı Kelimetullah aşkına savaşlar yapmış, topraklar fethetmiş, İslâm sancağını olabildiğince uzaklara taşımış, insanımızı ve kanlarımızı bu uğurda sebil etmişiz. Ancak bir vatan oluşturma gibi bir derdimiz olmamış, savaş gücümüz kırılınca fethettiğimiz yerleri birer birer bırakarak geri çekilmek zorunda kalmışız.

Çok yakınlara kadar bir vatan tarifimiz ve milli vicdanımızda sınırları çizilmiş bir vatanımız oluşmamıştır. Vatan kelimesi son iki asırdır dilimizde sık kullanılır olmuş, bu kavramda bile bir billurlaşma sağlanamamıştır. 19. Asrın ikinci yarısında Vatan Şairimiz Namık Kemal Vatan Yahut Silistre adındaki tiyatro eserinde askerlere seslenirken “Yâre nişandır tenine erlerin/ Mevt ise son rütbesidir askerin/ Altıda bir üstüde birdir yerin/ Arş yiğitler vatan imdadına” derken muhayyel bir vatandan bahsetmekte, imdadına çağırdığı vatanın belli sınırları bulunmamaktadır. 20. Yüz yılın başında Tevfik Fikret “Vatanım ruyi zemin, milletim nevi beşer” derken Türk aydının bu konudaki kafa karışıklığının en güzel örneğini sergilemektedir. O bütün insanlığı bir millet, bütün dünyayı da vatan olarak anlamaktadır.

Yine aynı yıllarda şair Mehmet Emin Yurdakul “ Ben bir Türk’üm dinim, cinsim uludur/ Sinem, özüm ateş ile doludur/ İnsan olan vatanının kuludur/ Türk evladı evde durmaz; giderim” “Yaradan’nın kitabını kaldırtmam/ Osmancığın bayrağını aldırtmam/ Düşmanımı vatanıma saldırtmam/ Tanrı evi viran olmaz giderim” derken Osmanlı bayrağının dalgalandığı yerleri vatan kabul eden anlayışın canlı örneğini vermektedir. Türk evladı evde durmaz giderken amacının Yaradan’ın kitabı olduğunu ve vatan sınırlarının o kitabın hükmü ile sınırlı olduğunu şiirsel bir dille ifade etmektedir.

Yine aynı yıllarda milli hikâyeciliğimizin hala aşılamamış örneği Ömer Seyfettin Forsa adlı küçük hikâyesinde Kaptan Kara Memiş’in ağzından “Vatan bayrağın dalgalandığı yerdir” derken çok farklı ve anlamlı bir tarif yapmış, Türk aydınını bu konuda daha berrak bir anlayışa davet etmiştir. Milli Edebiyat çığırının önde gelen Ziya Gökalp ise Yine bir muhayyel vatan tarifi yaparken Altın Destanında Türk yurdu uykuda ey düşman sakın!/ Uyuyan ülkeye yapılmaz akın/ Tan yeri ağardı, yiğitler kalkın/ Bakın yurt ne halde, vatan nerede?/ Gideyim arayım: yatan nerede? Derken hem o yılların feci durumunu, hem de kaybolmuş muhayyel vatanı aramaktadır. Yine Ziya Gökalp Türk aydınına vatan kavramını kazandırırken  “Vatan, ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan/ vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” Demiş ve ilk defa Türklere vatan olacak dünya coğrafyasındaki sınırlarını çizmiştir. Yine Ziya Gökalp “Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye/ San’atına yol gösteren ilimle fen Türk’ündür/ Hirfetleri birbirini daim eder himaye/ Tersaneler, fabrikalar, vapur, tiren türk’ündür/ Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın” diyerek bu coğrafyanın nasıl vatanlaşması gerektiğinin de yollarını göstermiştir.

Şunu açıkça söylemek gerekir ki tarihimizde birçok savaşlar yapmış olmamıza rağmen ancak bunlardan son ikisi yani Çanakkale ve İstiklâl savaşımız vatan için yapılmıştır. Türk milleti bu iki savaşta canını dişine takarak vatan için savaşmış ve tarihimizin son iki büyük zaferini kazanmıştır. Çanakkale savaşında vatan sınırları henüz bilinmezken İstiklâl savaşında sınırları son OsmanlıMeclisinde Misâk-ı Milli denilerek tespit edilmiş bir vatan için savaşılmıştır. Misâk-ı Milli ile sınırları çizilen son vatanımızda Anadolu, Batı Trakya ve Musul’a kadar uzanan Kuzey Irak toprakları bulunmaktadır.

Vatanseverlik sınırları belli vatan topraklarını sevmek, sevmek kelimesinin gerektirdiği bütün fedakârlıkları yapmak ve onu dünyanın en mamur ve müreffeh ülkesi haline getirmek için çalışmak anlamına gelmektedir. İYİ PARTİ Vatanseverlik ortak paydasında milletimizi toplamak isterken Kerkük ve Musul’u nasıl değerlendirmektedir. Vatanseverlik milliyetçilik anlamını ihata etmeyeceğine göre oralardaki Türkmenlerle ilgili politikası nasıl olacak ve gelişmelere nasıl yaklaşacaktır. Vatan sınırları dışında kalan dış Türkler ile ilgili yaklaşımı nasıl olacak ve esir TÜRKLER ile tespit edilmiş bir politikası var mıdır? İç barışı temin maksadıyla Türk milliyetçiliğinden vazgeçilmesi bölücü akımlara ya da Türk karşıtı kesimlere verilmiş bir taviz sayılmaz mı? Ömrünü Türk Milliyetçiliğine adamış ve bu uğurda binlerce şehit vermiş milliyetçi ve ülkücülerden nasıl bir anlayışla destek bekleyebilirsiniz? İYİ PARTİ’nin en kısa zamanda bu konulara açıklık getirmesi Türk siyasi hayatındaki kalıcılığı açısından fevkalade önemli hususlardır.     

                                            

Bu yazı toplam 731 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim