• BIST 1.542
  • Altın 442,399
  • Dolar 7,3985
  • Euro 9,0105
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara -4 °C

TÜRK DEVLET GELENEĞİ VE DİN (IV)

Hasan Dinç

 

Selçuklulardan sonra kurulan Türk devletlerinde ve beyliklerde de devlet geleneğimizdeki töre egemenliğini sürdürmüştür. Din adamlarına saygı devam etmiş, devlet yönetiminde kendilerinden kaynaklı isteklerle düşünce beyan etme fırsatı tanınmamıştır. Ancak zaman, zaman sultanlar onları saraya davet ederek bazı konularda onlarla meşveret etmekten ve onların düşüncelerini almaktan da uzak kalmamışlardır.

XIII. yüz yıl ortalarında Anadolu Selçuklu Devletinin ekonomik sıkıntılar içine düştüğü bir dönemde, bu sıkıntılardan etkilenen göçebe Türkmenler devlete isyan etmişler ve tarihimize Babaî isyanı adıyla bilinen bir karışıklığa sebep olmuşlardır. Selçuklunun şiddetle bastırdığı bu isyan dini rengi olan ilk isyan olarak da bilinmektedir. Baba İlyas önderliğinde bütün Anadolu Türkmenlerinin katıldığı bu isyan tarihimizde Babaî isyanı olarak adlandırılmıştır.

Osmanlı Beyliğinin kurucusu Osman Beyin itimadını kazanarak beyliğin devlet düzeyine yükselmesinde görev alan Şeyh Edebalı da bir Babaî şeyhi olduğu artık bilinmektedir. Türk Diyanet Vakfının yayına hazırladığı 44 ciltlik İSLÂM ANSİKLOPEDİSİNDE BabaÎlik hakkında “Babaîlik çok değişik inançları yansıtmaktadır. Bu inançlar muhtelif tabiat kültleri ve Gök Tanrı kültleri gibi eski Türk inançları ile Şamanizm, Budizm, Zerdüşlük, Manihaizm, Mazdeizm, Hıritiyanlık çeşitli zaman ve mekânlarda Türk zümreleri arasında az çok yer bulmuş dinlerin hatta kısmen mahalli Anadolu inançlarının kalıntılarıdır. Bu kalıntılar arasında bilhassa atalar kültü, Dağ-tepe, Taş-kaya kültleri, ağaç, su, ve ateş kültleri, tenasüh, hulül ve metaformoz ile ilgili inançlar kuvvetli bir yer işgal eder. Bu günde Bektaşi ve Kızılbaş zümreler arasında bu inançlar aynı kuvvetle mevcudiyetini sürdürmektedir” denilmektedir.  Bu bilgi iyi tahlil edildiğinde Osmanlı Devletinin kuruluş aşamasındaki inanç yapısını anlamak mümkün olabilir.

O dönemde kurulan Anadolu beyliklerinde gelişen kültürün en belirgin özelliği, İslâm kültürü içinde öz Türk geleneklerini, renklerini ve dillerini kıskançlıkla devam ettirmeleridir. Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında ise dini hukuktan (Şeriattan) bahsetmek mümkün değildir. Hatta Tarihçi Zeki Velidi Togan “Orhan Bey’in bildiği devlet nizamı ve kanun ancak Töre ve yasaktır. Devletin esası şeriat değil, yasaktır” diyerek o dönemle ilgili önemli ve ilmi bir tespit yapmaktadır. Töre ise “Hükümdarı da bağlayan objektif hukuk kaidelerinin bütünü olarak” bilinmektedir.

İslâm hukukuna göre “Hâkimiyetin Allah’a ait olduğu; aslında kâinatın bir olan Allah’ın mülkü olduğu ve bu yüzden hukukun bir tek kaynağı bulunduğu” belirtilmiştir. Buna göre “Allah’ın emirleri, insan topluluklarını, devlet de dâhil bütün cihanı yönetir” Bu yorum İslâm’ın Sünni yorumudur. O nedenle kanun yapanlar koyduğu kanunların İslâm şeriatına uygun olduğundan emin olmak için her zaman kendini, dini otoritenin fikrini almaya zorunlu hissetmiştir. Bu düşüncede olanlar ilk yorumların dışında herhangi bir yeniliğe ve bid’ata izin verilmeyeceğine inanırlar.

 İlk Osmanlı sultanları hukuki kurallar koyarken, hatta önemli politik kararlar alırken fakihlere danışmışlar; daha sonra aynı amaç için şeyhülislâmlık makamını kurmuşlardır. Ancak İlk Osmanlı tarihçilerinden ve âlimlerinden Tursun Bey “Her insan toplumu, İslâm toplumu da dâhil olmak üzere, bekası için sivil bir otoriteyi kabul etmelidir”  ve “padişahın (sivil otoritenin) varlığı her çağda zorunluluktur” hükmünü getirmiş, “Sivil otoritenin yürümesi kesintiye uğrarsa, insanlar en iyi koşullarda yaşamayı sürdüremezler ve hepsi de belki yok olur” diyerek devlet yönetiminin elini rahatlatmıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun gerçek kurucusu sayılan Fatih Sultan Mehmet yukarıdaki gerekçeye dayanarak devletinin temel kanunları olarak biri devlet düzenini, biri de tebaanın statüsünü belirleyen iki kanunname hazırlayıp ilân etmiş “Bu kanunnâme atam ve dedem kanunudur, benim dahi kanunumdur, Evlâd-ı kiramım neslen ba’de neslin bununla amil olalar” diyerek devletinin esasını koymuştur. Bu iki kananun da şeriattan esinlenmediği bilinmektedir.

İlk Osmanlı devlet nizamı belki de tarihinin en huzurlu dönemini yaşarken Yavuz Sultan Selim’in hilafet makamını İstanbul’a taşıması sistemde sarsıntılara sebep olmuştur. Osmanlı Divanına (en yüksek yönetim ve karar organı) şeyhülislâmın katılmasıyla bu sarsıntı daha da artmıştır. Çünkü alınan kararların Şeyhülislâmın kontrolüne takılması, yönetimin aksamasına ve işlerin ağırlaşmasına sebep olmuştur. XVIII. yüz yıldan başlayarak Avrupa karşısındaki geriliğin belirgin olarak görülmesi ve seri mağlubiyetlerin getirdiği psikolojik travma “Dine dönüş” adı altında devletin yönetim organındaki şeyhülislâm’ın yetkisini daha da artırmış, yalnız din işlerini değil aynı zamanda bugünkü Adalet Bakanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının, Yüksek Öğretim Kurumunun, Vakıflar Genel Müdürlüğünün, Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün yetkilerini de kullanacak şekilde genişletilmiştir.

Sonuç olarak Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışmış, getirilen her türlü tedbir onu hayata bağlayamamıştır. Başlatılan İstiklâl savaşı ile Osmanlı külleri arasından yepyeni bir devlet kurulmuş ve adına Türkiye Cumhuriyeti denilmiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti 3 Mart 1924 tarihinde çıkardığı bir kanunla halifeliği kaldırmış ve yerine Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Böylece Yeni Türkiye Cumhuriyeti tarihi dönem içindeki yerini bulmuş, dini saygın yerine oturtmuş ve onu her türlü siyasi dalaşma malzemesi olmaktan kurtarmıştır. Ayrıca kendisini de dini taassuba ayak uydurmaya zorunlu kılan bir sistem karmaşası içinde kalmaktan uzaklaştırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti dini, Türk devlet geleneğindeki yerine ikame etme ve devlet yönetme şeması içindeki eski şekline geri dönme imkânına da kavuşmuştur. 

 

 

Bu yazı toplam 2101 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim