• BIST 94.552
  • Altın 192,939
  • Dolar 4,7378
  • Euro 5,4908
  • Bolu 16 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 18 °C

TÜRK MİLLİYETÇİLĞİ BAZILARINI YORMUŞ (VII)

Hasan Dinç

 

İslâm Dinine göre namaz ibadeti diğer ibadetlerden farklı değerlendirilir. Peygamberimiz bu ibadet için “Namaz dinin direğidir” buyurmuş, diğer ibadetlere göre bir rüchaniyet tanımıştır. Benzetmek gibi olmasın ama ATATÜRKÇÜ sistemde de Türk milliyetçiliğinin böyle bir mahiyeti vardır. Milliyetçilik ATATÜRKÇÜ sistemin direğidir. CHP’nin programını oluşturan Laiklik, Cumhuriyetçilik, İnkılâpçılık, Halkçılık, Devletçilik gibi diğer umdeler Türk milliyetçiliğini güçlü kılan yan desteklerdir. Bunun için CHP amblemini oluşturan altı okun ortadaki en uzun ok milliyetçiliği temsil eder.

Avrupa da bugünkü anlamıyla millet kavramı XVI. Ve XVII. Yüzyıllarda kullanılmaya başlanmıştır. Protestan kilisesinin kurucusu Martin Luther İncil’in milli dillere tercüme edilebileceği konusunu gündeme taşıması sonucu İncil ilk defa Almanca ve diğer konuşulan Avrupa dillerine tercüme edilmiştir. Böylece yazı dilleri milletlerin doğmasını ve tarih sahnesine yeni milletlerle yeni devletlerin çıkmasını sağlamıştır. 1789 Fransız Devrimi hem bu akımı güçlendirmiş hem de milli devletlerin sömürgecilik faaliyetlerine hız kazandırmıştır. Asya ve Afrika kıtalarının Avrupalı bu milli devletler tarafından sömürgeleştirilmesi, buralardaki yerli halkın köleleştirilmesi milliyetçiliğin imajını bozmuş, insanlığın belleğinde kötü izler bırakmıştır. O nedenle Batı kaynaklı eserlerden beslenen bizim aydınlarımız milliyetçiliği hep onlar gibi görmüş ve milliyetçi düşünceye mesafeli kalmıştır.

Tarihin en eski milletlerinden biri olan Türkler millet toplumu olmaya en erken zamanlarda ulaşmışlar, milliyet şuuruyla çok önemli badireleri rahatlıkla atlatmışlardır. Mesela M.Ö. 60 yıllarında Hun İmparatorluğunun başında kağan olarak Hohanyeh bulunmaktadır. Ülkeninin batı topraklarını da kardeşi Çiçi yönetmektedir. Çiçi (Günümüzdeki anlamıyla küçük ve güzel demektir) Bu yıllarda ülke ekonomik ve siyasi kriz içindedir. Kağan Hohanyeh kurultayı toplar. Durumu anlattıktan sonra beylerini ve kardeşi Çiçi’yi dinler. Hohenyeh krizden çıkmak için Çin egemenliğini kabul etmek gerektiğini söyler. Çiçi ve beyler buna şiddetle karşı çıkarlar. Buna rağmen Kağan Hohanyeh oğlunu Çin sarayına göndererek itaatini arz eder ve Çin’in egemenliğini kabul ettiklerini bildirir. Çiçi beyleriyle birlikte tekrar batıya döner. Aldığı tedbirlerle durumu düzeltir. Tekrar devleti eski gücüne ulaştırır. Ancak bu hem Hohanyeh’in hem de Çin’in pek hoşuna gitmez. Çiçi’nin daha fazla kuvvetlenmesini önlemek için üzerine büyük bir Çin ordusuyla saldırırlar.  Muhasara ettikleri son Hun kalesinde çaresiz kalan Çiçi  az miktardaki askerlerine son kez seslenerek  “Boyun eğmeyeceğiz. Çünkü bu, şan ve şerefle yaşamış olan ecdadımıza karşı büyük bir ihanet olur. Atalarımız, bizlere geniş ülkelerle birlikte hürriyet ve istiklâli de emanet ettiler. Savaşçı ve süvari hayatımız sayesinde adı yabancıları titreten bir millet olduk. Korumakla vazifeli olduğumuz bütün bu emanetleri, adi bir ömür uğruna feda edemeyiz. Hepimizin bildiği gibi savaşta erlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şanı yaşayacak; çocuklarımız ve torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır.”diyerek milli duygularını hareketlendirmiş ve askerini bu şuurla gayretlendirmiştir. Çiçi kalede mahsur kalan 1518 kişi Hakan, Hatun, veliaht ve saray memurlarının hepsi kılıçtan geçirilerek öldürülmüştür. Bu tarihten tam 750 sene sonra Göktürk İmparatorluğunun hükümdarı Bilge Kağan da taşlara yazarak milletine seslendiği hitabında “Ey Türk Milleti!” diye başlamış, “Az milleti çok,  Aç milleti tok kıldım ” diyerek milliyet anlayışının ölçülerini ortaya koymuştur.

Her iki ifadeden de Türk Milliyetçiliğinin kaynakları açıkça anlaşılmaktadır ki Türk milliyetçiliği baştan beri saldırgan değil, milletin hür ve bağımsız yaşaması, atalardan alınmış emanetlerin geleceğe taşınması, milletin müreffeh ve mutlu bir şekilde yaşaması, Nüfusun artırılması, torunlarımıza kahramanlığımızı, şan ve şerefimizi bırakmaktan öte değildir.

Milletimizin XX. Yüzyıl başlarında içine düştüğü buhran işte genlerimizdeki bu şuurun tekrar harekete geçirilmesiyle aşılmıştır. Mustafa Kemal Aynen Hun Hükümdarı Çiçi gibi İstiklâl savaşına “Ya istiklâl, Ya ölüm” parolasıyla başlamıştır. İstiklâl savaşını yapan ordunun adı “Kuvay-ı Milliye”, yapan siyasi gücün adı “İrade-i Milliye” savaşılacak vatan toraklarının sınırları “ Misak-ı Milliye” ve İstiklâl savaşının sözcülüğünü yapan ve başyazarlığını Mustafa Kemal’in yaptığı gazetenin adı “Hâkimiyet-i Milliye” dir. Görüldüğü gibi İstiklâl savaşı adı konulmasa da tam bir Milliyetçi Harekettir ve Türk milletinin bütün milli kaynaklarının harekete geçirilmesiyle kazanılmış büyük bir zaferdir. Burada şu önemli olayı anlatmak da tam bir milli vefanın ifası olacaktır. 23 Temmuz ve 5 Ağustos 1921 tarihleri arasında cereyan eden Sakarya savaşında ordumuz geri çekilmiştir. Durum Fevzi Paşa tarafından TBMM’si kapalı toplantısında anlatılmıştır. Fevzi Paşa konuşmasında “ Harp kanlı oldu. Ağır zayiata uğradık. Ankara’yı bir hafta zarfında tahliye etmeye, hükümet merkezini Kayseri’ye nakletmeye karar verdik” dedi. O zamana kadar mecliste hiç konuşmamış olan Dersim Mebusu DİYAP AĞA söz alarak iki cümleyle kararını bildirmiş, damarlarında taşıdığı Çiçi Kağan mirasının gereğini yerine getirmiştir. “Efendiler, biz buraya kaçmaya mı, yoksa dövüşerek ölmeye mi geldik?”

Mustafa Kemal’in yurt içinde takip ettiği Türk Milliyetçiliği politikasını yazının geçmiş bölümlerinde anlatmıştım. Birde milli sınırlar dışında kalmış Türklerle (Diş Türkler) ilgili takip ettiği politikalar vardır. O politikalarının esaslarını da kendi dilinden anlatarak konunun esasına geçmek istiyorum.”Bugün Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir… Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya – Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Bugün elinde tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilir. Dünya, yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir! Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız!  Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir; hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprülerini sağlam tutarak! Dil, bir köprüdür; İnanç bir köprüdür; tarih bir köprüdür! Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz, bizim onlara yaklaşmamız gerekli… Tarih bağı kurmamız lazım. Folklor bağı kurmamız lâzım. Dil bağı kurmamız lâzım. Bunları kim yapacak? Elbette ki biz.”  Peki ATATÜRK bu dediklerini yaptı mı? Hiç şüphesiz yaptı. Türkiyat Enstitüsünü kurdu. Türk Dil kurumunu kurdu Türk Tarih kurumunu kurdu.  Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesini kurdu. O ülkelere gayri resmi yollardan öğretmenler gönderdi. Ancak ölümünden sonra bu politikalar tamamen terk edildi.

CHP’nin 19 Mayıs 1944 tarihinden itibaren günün siyasi şartları da gözetilerek vazgeçtiği politikalar bir tarafa bırakılırsa Türk milliyetçiliğine baştan itibaren günümüze kadar iki akım şiddetli bir şekilde karşı çıkmış ve milliyetçilikle ölümüne mücadele etmiştir. Birisi siyasal İslâmcılar, diğeri de bölücü Kürtçülerdir. İslâm Teali Cemiyeti ve Kürt Teali Cemiyetinden kaynaklı bu iki akım günümüze kadar Türk milliyetçiliğine karşı olduklarını her ortamda ifade etmekten çekinmemişlerdir. Birinciler ümmet birliği düşüncesi ile hareket ederken ikinciler kuracakları Kürt devletinin hayaliyle böyle düşünmektedirler.

Cumhuriyet tarihimizde 1969 dan beri Türk milliyetçiliği fikri MHP tarafından temsil edilmektedir. Aslında millete hizmet etmek, onu çağdaş bir toplum haline getirmek, zengin ve mutlu kılmak, teknolojik ve ekonomik gelişmişlik de ön alan bir toplum haline getirmek. Sanayinin her kolunda diğer milletlerle yarışır halde bulunmak, güçlü ordusuyla düşmanlarının cesaretini kıracak düzeyde olmak ve eğitim seferberliği ile dünya ilim çağının içinde bulunabilmek diye özetlenebilecek milliyetçilik sosyolojik bir varlık olarak milleti kabul eden her kesimin programıyla varabileceği bir hedeftir.. Ancak her nasılsa Türkiye de bu iş MHP’nin üstüne fatura edilmiş gibidir. Hatta MHP parti programı Türk Milliyetçiliğinin programı kabul edilmiş, milliyetçilik deyince herkes MHP siyasetini anlar hale gelmiştir. Bu yanlışlıktan çıkmak ve Türk Milliyetçiliğini MHP inhisarından, MHP’yi de Türk Milliyetçiliği yükünden kurtarmak gerekmektedir.

Gelelim İYİ PARTİYE. Bu parti genelde MHP’den ayrılan arkadaşlarımız tarafından kurulmuştur. Bu arkadaşlar siyasi geçmişlerinde Türk Milliyetçiliği konusunda başarılı sınavlar vermiş, bu konuda asla şüphe edilemeyecek dostlarımızdır. Ancak uzun bir hazırlık çalışması yapılarak hazırlanan parti programlarında Türk Milliyetçiliği yer almamaktadır. Bu konuya Sayın Genel Başkan Meral Akşener 28 Aralık 2018 tarihinde Ankara da yaptığı kahvaltılı bir basın toplantısında şöyle açıklık getirmektedir.”Ben köklü Ülkü Ocaklı 61 yaşında ve kendini ülkücü olarak tarifleyen bir insanım. Bugün evet ülkücülüğüm devam ediyor. Fakat bir parti kurduğunuz zaman genel başkan sandalyesini sizi tensip ettiklerinde arkadaşlarınız, sadece o zaman sosyal medya hesabınızda genel başkan diyorsunuz. Bizim içimizde birçok fikri yapıdan arkadaşımız var. Onların değişmesini, dönüşmesini talep etmiyoruz. Çünkü onların değişmesi, dönüşmesi halinde bizimde değişmemiz, dönüşmemiz gerekir. Böyle bir durumumuz yok. Ama fikri bir zenginliğimiz var. İyi Partinin temel ilkeleri var. Bu temel ilkelerin en önemlisi de Türkiye’nin milli birliği, bekası, milletin milli birliği beraberliği ve vatanseverlik. Türkiye’yi sevme anlamında bir araya gelen gömlek değiştirmek yerine, o çeketi giymek şeklinde tarif ediyoruz.”

İyi Parti gömlek değiştirmeden üzerine aynı desen çeket giyenlerin partisi olmuş. Sayın Genel Başkan bunu bir fikri zenginlik kabul etmekte ve tek geçerli ilke olarak vatanseverliği öngörmektedir. Vatanseverlik anlam itibariyle milliyetçiliği ihata etmez. Anlamı dardır. Bu nedenle her vatansever milliyetçi olamaz. Ama her milliyetçi vatanseverdir. Bu bakımdan Türk Milliyetçiliğini programına almadığı için kuruluşunda ATATÜRKÇÜLÜK’TEN sapma içersindedir. Bunun başka türlü izahı yoktur ve Sayın Genel Başkanın bu konudaki açıklaması ikna edici ve doyurucu değildir. O nedenle yazının başlığı bu durumu en güzel ifade etmektedir. BU ARKADAŞLARIMIZI TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ YORMUŞ.     

    

Bu yazı toplam 1204 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim