• BIST 99.547
  • Altın 237,586
  • Dolar 6,1013
  • Euro 7,1788
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 10 °C

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ BAZILARINI YORMUŞ (V)

Hasan Dinç

Bu yazı serisinin bundan önce yayınlanan dört bölümünde ATATÜRK’CÜ sistemden onun ölümüyle başlanan sapmalar anlatılmış, bu bölümde de günümüze kadar sistemde görülen sapmalara devam edilmektedir.  

19. yüzyıl ortalarından yıkılışına kadar Osmanlı’nın başına gelen felaketlerden biri şüphesiz sadrazam atamalarında görülen dış müdahalelerdir. Başta İngiltere olmak üzere Düveli muazzama (Büyük devletler) olarak bilinen Almanya ve Rusya Osmanlı hükümet teşkiline el atıyor ve kendi politikalarına uygun hareket edecek kişilerin sadrazam tayini için padişah nezdinde girişimlerde bulunuyor ve çoğu zaman da istedikleri kişileri o makama tayin ettiriyorlardı.  Padişah nezdinde böyle girişimlerde bulunma cesaretini ise Osmanlı Devletinin kendilerine borçlu olmasından kaynaklanıyordu. Doğal olarak atanan sadrazam hangi devletin gücüyle o makama gelmişse politikalarını o devletin çıkarlarını dikkate alarak plânlamak zorunda kalıyordu. Aksi hareket ettiğinde ekonomik baskılarla hükümet sıkıştırılıyor, borçların ödenmesi konusu gündeme getiriliyor ve Osmanlı istemediği halde bazı zorlamalarla karşı karşıya kalıyordu. Bunu çok iyi bilen Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları Lozan antlaşmasında üzerinde en fazla durdukları konu kapitülasyonlar ve dış borçlar konusu olmuş, Türkiye Cumhuriyetinin tam bağımsız bir devlet olması için bu konularda gerekli bütün isteklerini taraf ülkelere kabul ettirmişlerdir.

ATATÜRK’ÇÜ sistemde tam bağımsızlık esastır. Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığına gölge düşürecek hiçbir girişimi asla kabul edilemez. Tam bağımsızlık her türlü dış etki, telkin ve isteklere kapalı olmak demektir. Devlet geleneğimizde dıştan yardım almak, zamanla emir almanın kapısını aralar. Bu nedenle cumhuriyeti kuranlar Osmanlı’nın borçlarını ödemeyi bir plâna bağlamışlar, fakat kendileri asla dış borca yaklaşmamışlardır. Cumhuriyet hükümetlerinin bu konudaki hassasiyetleri 1950’li yıllara kadar sürmüş, daha sonra gelen hükümetler maalesef Osmanlı’nın borçlanma hastalığına yakalanmışlardır. “Borç yiğidin kamçısıdır” diyerek cumhuriyet ekonomisinin vazgeçilmezi haline getirmişlerdir. Her geçen sene artan dış borçlar zamanla cumhuriyet hükümetlerinin dış telkin ve etkilere maruz kalmasını sağlamış, hatta başbakan olacak kişilerin önce ABD’den olur almaları için Amerika’ya seyahatleri vazgeçilmez bir gelenek olmuştur. Günümüzde cumhuriyet hükümetlerini yıkmak için artan dış borçların silah olarak kullanıldığını cumhurbaşkanı son günlerde yaptığı halka açık konuşmalarda açıkça ifade etmektedir.

ATATÜRK’ÇÜ sistemde hükümetin her teşebbüsü milletimizin, ülkemizin ve de devletimizin ihtiyaçları dikkate alınarak fayda esasına göre düzenlenir. İç şartlar neyi gerektiriyorsa, kısıtlı imkân ve kabiliyetlerimiz o yana tevcih edilir, hiçbir dış güç ve devlet bu yönde katkı ve telkine asla cesaret edemez, dış gelişmeler iç politik esaslarımızı ve uygulamalarımızı etkilemezdi.  Yakın çevremiz ve komşularımızla ülke, millet ve devletimizin uzun vadedeki çıkarları dikkate alınarak politika üretilir, komşularla ortak savunma antlaşmaları yapılarak bir güven ortamı içinde yurt ve bölge barışı sağlanırdı. Bağdat ve Balkan paktı bunların yakın tarihimizde zikre değer güzel örneklerdir. Hiçbir dış olay ya da gelişme cumhuriyet hükümetlerinin bu yöndeki politikalarına etki yapmaz ya da politika değişikliği için dikkate alınmazdı. Bu nedenle de Türkiye Cumhuriyetinin takip ettiği iç ve dış politikalar dost ve düşman herkese güven verir ve herkes tarafından saygı ile karşılanırdı. ATATÜRK’ÇÜ sistemin dış politikada uyguladığı “Yurtta barış, Dünyada barış” ilkesi, çok yakın zamanlara kadar cumhuriyet hükümetlerinin sadık kaldığı ve Birleşmiş Milletler de dâhil her ortamda ciddiyetle savunduğu ilke olmuştur.

ATATÜRK’ÇÜ sistemin bu iki önemli ilkesinden zamanla çok önemli sapmalar olmuştur. 1950’li yıllarda başlayan Demokrat parti iktidarı dış yardım ve borçlanma kapısını aralayan ilk iktidar olmuştur. Ne yazık ki bu kapı günümüze kadar hiç örtülmemiş, ondan sonra gelen bütün Cumhuriyet hükümetleri artan bir ivme ile dış borçlanmalara devam etmişlerdir. Devletimizin dış borçları o seviyede yükselmiş ki Sayın cumhurbaşkanının yukarıdaki ifadelerinden anlaşılacağı üzere cumhuriyet hükümetlerinin demokratik olmayan müdahalelerle yıkılması boyutları seviyesine ulaşmıştır.

ATATÜRK’ÇÜ sistemin yukarda zikredilen ikinci ilkesi ise CHP iktidarının hemen ilk yıllarından itibaren uygulamadan kaldırılmış, dış gelişmeler ve ikinci cihan savaşı iç siyasetimizde köklü sapmalara sebep olmuştur. İkinci cihan savaşının ilk yıllarında Alman yanlısı bir politika iç politikamızı şekillendirirken, savaşın son yıllarında Sovyet Rusya’nın savaşın galibi olacağı anlaşılmasıyla iç politikada büyük değişiklikler görülmüştür. Türk milliyetçiliği 1944 yılının 19 Mayısında devrin cumhurbaşkanı tarafından kanun dışı olarak nitelenmiş, o andan itibaren Türk milliyetçileri takibat altına alınarak yıllarca zindanlara atılmıştır. Sovyet Rusya’nın kendisi için tehdit unsuru olarak gördüğü Türk milliyetçiliği kanun dışı ilân edilmiş, günün hükümeti Sovyet baskısını enterne etmek için iç politikada yaptığı bu değişiklikle Sovyet Rusya’ya göz kırpmış, sizi tedirgin edenleri biz burada cezalandırıyoruz mesajı vermiştir. Ayrıca kamu hizmeti gören ne kadar Türk milliyetçisi varsa görevden uzaklaştırılmış, yerine Sovyet Rusya yanlısı komünistler tercihan hizmete getirilmiştir. Şeflik dönemindeki bu sapma o kadar etkili olmuştur ki CHP’nin  “Ortanı solu” politikasıyla pekişerek 1980 yıllara kadar Türk milliyetçilerini kendilerine kanlı düşman ilân etmişlerdir. Bir dönemin yetişmiş idealist gençleri acımasızca bu anlayışın sonucu olarak birbirlerine kırdırılmıştır. Şeflik dönemi Türk milliyetçiliğine düşmanlık diğer partilere de sirayet etmiş Demokrat parti zamanında 1953 yılında Milliyetçiler Derneği on liralık harç cezası verilerek mahkeme kararıyla kapatılmıştır.

Türk milliyetçileri 1965’ten sonra zor bir karar vermişlerdir. Milliyetçiliği program haline getirip ilk defa siyasi parti haline gelmişler, 1969 adı MHP olacak Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine (CKMP) girmişler ve partiyi ele geçirmişlerdir. O zamanın ana muhalefet partisi olan CHP’nin Genel Başkanı İsmet İnönü’de milliyetçilik karşıtlığı yeniden canlanmış ve ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN liderliğindeki bu partinin kapatılması için çağrıda bulunmuştur. Partinin lideri ve Türk milliyetçiliğini bir siyasi partinin programı haline getiren Merhum ALPARSLAN TÜRKEŞ unutulmayan bir cevap vermiş “CKMP’yi kapatmak için ikinci bir Nuh tufanı gerekir” demiştir. Merhum İnönü daha sonra partinin düşüncelerini benimseyen üniversitelerde teşkilatlanmış gençlerinin kurduğu dernek olan ÜLKÜ OCAKLARI’NIN kapatılması için devrin cumhurbaşkanı Merhum Cevdet SUNAY’A girişimde bulunması için müracaat etmiştir. Merhum SUNAY tarihi cevabını vermiş “Bunlar milliyetçi ve vatanperver gençlerdir” diyerek İNÖNÜ’NÜN bu isteğini geri çevirdiği gibi Ülkü Ocaklarının ONURSAL GENEL BAŞKANLIĞI teklifini de kabul etmiştir.

ATATÜRK’ÇÜ düşünce sisteminin temel direği ve CHP parti programını esasını oluşturan, parti ambleminde en uzun oku teşkil eden Milliyetçilik umdesinin CHP tarafından bu kadar örselenmiş olması parti içinde de hoş karşılanmamış merhum Turan Feyzioğlu partinin muhalefetini yumuşatmak için yeni bir kavram geliştirmiş ve ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ifadesini Türk siyasetine kazandırmıştır. O günün şartlarında tartışılmadan kabul edilen bu kavram gerçekte sadece durumu kurtarmak için ifade edilmiş yanlış bir kavramdır. Ancak ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ Türk milliyetçiliğinin ATATÜRK tarafından anlaşılmış şeklinin adı olabilir. Her nasıl olursa olsun ATATÜRK bir Türk milliyetçisidir ve onun anladığı Türk Milliyetçiliğinin sınırları ve uygulanışı bellidir. Bu gerçeği de yeri geldiğinde söylemekten hiç çekinmemiştir.   

 NOT: Konuya devam edilecektir.

Bu yazı toplam 1240 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim