• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Bolu 18 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C

TÜRK SİNEMASININ 100. YILINDA KEMAL SUNAL’IN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Umut Erdoğan

Geçtiğimiz günlerde değerli bir dostumun davetiyle bir çay bahçesine gittim. Küçük bir çay bahçesi alanına dizilmiş sandalyelerden birine oturdum. Karşımda bir perde ve perdeye yansıyan bir film… Meğer benim Kemal Sunal hayranı olduğumu bilen dostum benim için harikulade bir sürpriz hazırlamış. Bir ağustos akşamının ılık rüzgârları arasında “Atla Gel Şaban”’ı yine izledim. Yönetmenliğini Natuk Baykan’ın üstlendiği film, bundan otuz yıl önce 1984 yılında çekilmiş. Bir sinema filmi için otuz yıl yabana atılmayacak bir zaman. Ancak insanların o filmi sanki ilk defa izliyormuşçasına kahkahalara boğulduğu anları görmenizi isterdim. Aradan otuz yıl geçmesine rağmen Kemal Sunal filmini farklı kılan ve her izleyişte kahkahalara boğulmamıza sebep olan neydi?

 

Bundan on dört sene evvel hayata gözlerini kapayan sinema sanatçımız Kemal Sunal’ın filmleri farklı dünyaları barındırıyor. “Hababam Sınıfı Serisi”, “Salako”, “Hanzo”, “Tosun Paşa”, “Süt Kardeşler”, “Meraklı Köfteci”, “Kapıcılar Kralı”, “Sakar Şakir”, “Kibar Feyzo”, “Yüz Numaralı Adam”, “Çöpçüler Kralı” ve adını sayamadığım 82 filmde rol alan Kemal Sunal, samimi ve yapmacıklığa kaçmadan gerçekleştirdiği oyunculuğu ile Türk sinemasının duayenleri arasında yerini almıştır. Peki Kemal Sunal’ın Türk sinema tarihindeki önemi nedir? Elbette ki Türk sinemasından birçok oyuncu gelip geçti. Ancak kimileri sadece gelip geçti kimileri içimizden gelip yüreğimizden geçti. İşte Kemal Sunal da içimizden biri olarak karşımıza çıktı. Bazen saf yürekli bir eşkıya Salako’yu bazen cin gibi kurnaz kapıcı Seyit’i bazen de dönek siyasetçi İbrahim Zübükzade’yi, Hababam’ın şapşal öğrencisi İnek Şaban’ı tanıdık onunla. Sunal, çizdiği memleket manzarasıyla ve halkın içinden tiplemelerle yediden yetmişe Türk halkının gönlünde taht kurmuş ve kurmaya devam etmektedir. Usta oyuncu canlandırdığı rollerle Türk sinemasına yeni ve özgün bir ses getirmiştir. Senaryolarını ezberlemiş olsak bile, onun filmlerini yıllar sonra hâlâ aynı zevkle izleme olgusunu taşıyoruz. Aynı filmi birçok defa izlemesine rağmen koskoca adamların onun filmlerini izlerken yaramaz bir çocuk edasıyla kahkahalara boğulduklarına şahit oldum. İşte bu noktada Kemal Sunal’ın farkını ve özgün kimliğini görüyoruz. “Bırakın küçük enişteyi!”, “Cikcikcik ben sevda kuşuyam!”, “Öyleyim di mi? ihhihhih!”, “Fes başıma fes başıma püskülü ben olayım, ahhh duvar başıma, başım duvara!”, “Lütfücüüm, hepsini yapabiliyorum da bi tek gözlerimden ateş çıkaramıyorum.”, “Görünen köy uzak değildir.” gibi film replikleri hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.

 

            Namık Kemal’in tiyatro hakkında önemli bir sözü vardır: “Tiyatro bir eğlencedir ve eğlencelerin en faydalısıdır”. Bu sözün Kemal Sunal’da ruh bulduğuna inanıyorum. Zira o, dönemin kasvetli ve buhranlı havası içinde filmleriyle Türk halkını güldürmüş ancak bu eğlence, toplumu eğitici bir çerçeve içinde gerçekleşmiştir. O, filmlerinde genellikle mazlumun zalime, ezilen yoksul halkın zengin para babalarına karşı mücadelesini anlatıyordu. Onun filmlerinde eleştiri vardır. Bu eleştiriden toplumun her kesimi nasibini alır: Halkın, yani bizim hakkımızı çalan, kaynaklarımızı sömüren kapitalist para babaları, Ankara’ya gittikten sonra halkını unutan siyasetçiler, haksız kazanç sağlayan esnaf, köylüyü ezen ağalık sistemi, işini yapmayan bürokratlar, din istismarcıları, bozuk aile yapısı… Kimi oyuncular katı ideolojik tavırlarını sindirdikleri filmlere halkı çekemezken Kemal Sunal, halka yine halkıanlatıyordu. Elbette ki onun da politik bir duruşu vardır ancak onun filmlerinde katı ideoloji değil, buram buram sokak kokar. Usta oyuncunun sosyal mesaj taşıyan filmlerini izlerken Victor Hugo’nun Sefiller’indeki şu sözleri hatırlarım: “Neden mal ve para hırsı ile birbirinize düşmüşsünüz? Fakirlerini düşünmeyip de onlara el açtıran topluluğun vay haline!”. Bizi anlattığı filmlerinde samimiyet iklimine girerim, onun bir gülüşü, bir sözü karşısında efkâr bulutlarım dağılır. Kemal Sunal, Türk sinemasının halka gülen yüzüdür. Çünkü emekli bir işçi çocuğu olan usta oyuncu, üniversite okuduğu yıllarda fabrikada çalışmıştır.O, halkın temiz yürekli duygularını görmüş, insanımızın sıkıntılarına, kapitalist sistem tarafından ezilişine tanık olmuştur. Filmlerindeki karakterler halkın içinden insanlardır. Onun filmlerindeki karakterlerde kendimizden ve çevremizden bir parça görüyoruz, bize tanıdık geliyor onlar:

 

Bekçiler Kralı’nda iliklerine kadar yoksullaştırılan halkın kahramanı, fabrikatörlere kafa tutan bekçi Şaban Özgüneş ile vazifesini yapmayan muhtarı, halka kazık atan manavı, tüpgaz bayiini, bakkalı, çocukları zehirleyen sanayi artıkları için kanalizasyon yaptırmayan fabrikatörü kısacası halkın kafasına çekiç gibi inip boğazından lokmaları (ç)alanları gördük. 

 

Öğretmen’de İstanbul’a bir umutla göçen, onuruyla dimdik ayakta durmaya çalışan, helal lokma kazanmak için pazarlarda limon satan, en sonunda aklî dengesini kaybeden öğretmen Hüsnü ile ailesinin yoksullukla imtihanını gördük.

 

Koltuk Belası’nda toplumdaki ve ailesindeki çarpık ilişkileri ortaya çıkaranzoraki Başkan Zühtü ileyalancı ve çıkarcı siyasî düzeni, dön baba dönelim seçimlerini ve parti oyuncağını, patronaj ilişkileri, rant devşirmeciliğini, “bal tutan parmağını yalar” anlayışını gördük.

 

Yüz Numaralı Adam’da saf halleriyle girdiği işlerde bir türlü tutunamayan ve kısa zamanda kovulan Şaban ile süte su katıp vatandaşa satan sütçü Ali’yi, halkı yine halkın kahramanı Şaban’la kandırmaya çalışan reklamcıları, Şaban’a güvenip bozuk malları alan temiz yürekli halkı gördük. 

 

Üç Kâğıtçı’da ölen babasının mallarını satmak için Almanya’dan geri dönen ancak “romatizması” yüzünden yağmurun yağışını tahmin ettiği için adı ermişe çıkan Rıfkı ile halkın dinî duygularını sömüren sahte hocaları, üfürükçüleri, çarkçı ağaları, cehalete kapılan birtakım insanları gördük.

 

            Sözün özü Kemal Sunal, Türk halkını desen desen güldürü ile örmüş, bu güldürü desenini düşünce renkleriyle boyamıştır. Türk sinemasının 100. yaşını kutladığımız şu günlerde usta oyuncunun filmlerinin sinema tarihimiz açısından önemini daha iyi idrak ediyoruz. Onun filmlerinin sadece bir komedi eseri değil aynı zamanda komedi üzerine düşünmeyi sağladığını ve yanlış giden bir şeylere eleştiri getirdiğini biliyoruz. Kemal Sunal’a aramızdan ayrılışının 14. yılında Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânın cennet, ruhun şâd olsun Kemal Sunal!

Bu yazı toplam 2565 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim