• BIST 108.786
  • Altın 273,399
  • Dolar 5,8109
  • Euro 6,4309
  • Bolu 0 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 1 °C

TÜRKÇÜLÜK, TURANCILIK VE KARŞIT İDEOLOJİLER

Hasan Dinç

19. Yüzyıl ortalarından itibaren Ahmet Vefik Paşa ile başlayan ve daha sonra Süleyman Paşa’nın hazırladığı tarih kitaplarının Türk tarihi ile ilgili bölümleri gerek harbiye de, gerek tıbbiyede etkisini göstermiş, bu okullarda milliyet duygusunun gümrah bir şekilde filizlenmesi için uygun bir iklim oluşturmuştu. Bir önceki yazımızda üzerinde genişçe durduğumuz nedenlerle bilhassa okuyan gençler arasında görülen TÜRKÇÜLÜK mefkûresi, 20. Yüzyılın başlarından itibaren toplumun en etkin yönlendirici hareketi haline geldi. Çanakkale zaferimiz bu okullu gençliğimizin büyük vatanseverlik duygularının cephedeki bir sonucudur. Bu dönem İstanbul ve Anadolu’da ki birçok lisemiz mezun verememişti. Çünkü hepsi de o çağda cepheye gitmiş ve hiçbiri geri dönememiş, hepsi de genç yaşta şahadet şerbetini içmişti. Hepsinin ruhu şad, mekânı cennet olsun (Âmin)

Asırlarca üstü küllenmiş bu TÜRKLÜK ruhu kısa bir süre içinde olayların oluşturduğu hortumlarla ülkenin bir ucundan diğer bir ucuna kadar harlanarak ve korlanarak ortaya çıkmış, milletimiz silkinmiş ve cepheden cepheye gönderdiği yiğitleriyle mirası üzerine hesaplar yapan düşmanlarıyla hesaplaşmış ve gereğini yerine getirmiştir. Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN komutasında girdiği İstiklâl savaşını kazanmış ve TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ kurmuştur.

Kısa süre içinde bir milleti, içine düştüğü ümitsizlik buhranından ve meskenetten çıkararak asra damgasını vuran bu TÜRKLÜK mefkûresi başarısıyla birlikte içte ve dışta karşıtlarını ve düşmanlarını da beraber oluşturmuştur. Bir asrı aşan süre içinde içte ve dışta oluşan TÜRKLÜK karşıtı ve düşmanı ideolojileri önümüzdeki haftalarda yazmak üzere konuyu Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze TÜRKÇÜLÜK – TURANCILIK ideolojisinin geçirdiği evreleri yazacağım. Böylece günümüz siyasal kavgalarına da bir nebze olsun ışık tutmaya çalışacağım.

 Türkiye Cumhuriyeti milli ve üniter bir yapıda kurulmuş, bizzat kurucusu tarafından geliştirilen politikalarla bu yapı her geçen gün güçlendirilmiştir. Devletin temeline oturtulan Türk dili, tarihi ve kültürü ile Türk milliyetçiliği çağın şartları gereği yeni devlete yön, renk ve ruh vermiştir. Bu nedenle ATATÜRK “milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür” diyerek yola çıkmış; katıldığı her toplantıda, halkla yaptığı her konuşmada, Millet Meçlisini açış nutuklarında bu ilkeye sadık kalmış, halka ve gençliğe TÜRKLÜK şuurunu yerleştirmek için sık, sık “Ne mutlu TÜRK’ÜM diyene”, “TÜRK, öğün, çalış, güven” “Yüksek TÜRK. Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur” “Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve TÜRK milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayandığı TÜRK topluluğudur” “Bir TÜRK cihana bedeldir” gibi vecizelerle halkı onurlandırıyor, yüzyıllar süren ezikliği bu şuurla parlatmaya ve bu potada sağlam bir milli bünye oluşturmaya gayret gösteriyordu.

Bu ülküye ulaşmak için okullarda verilen eğitim ve öğretim müfredatı bu yönde değerlendiriliyor, bilhassa İslâm öncesi TÜRK tarihi gençlere milli motivasyon için kullanılıyordu. Ayrıca konu akademik seviyede ele alınıyor, Ankara’da Dil Tarih ve Coğrafya fakültesi kuruluyordu. Konuyu milletlerarası boyutlara taşımak içinde TÜRK TARİH KURUMU ve TÜRK DİL KURUMU faaliyete geçirilmişti. Buna paralel olarak Prof. Fuat Köprülü’ye TÜRKİYAT ENSTİTÜSÜ kurması için direktif veriyor, o gün için çok yüksek bir meblağ olan 200.000 lirayı emrine tahsis ediyordu.

ATATÜRK Türkiye dışındaki TÜRK topluluklarına ilgisiz değildi ve gönlünde daima “TÜRKİYE CUMHURİYETLERİ BİRLİĞİ” bulunuyordu. O gönlündeki bu mefkûresini yakın çevresine “Elbet bir milletin bir ülküsü olacaktır. Ama bu ülküler devletler tarafından açıklanmaz; millet tarafından yaşanır. Nasıl bakarken gözlerimizi görmüyor, onunla her şeyi görüyorsak… Ülküde onun gibi farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve her şeyi ona göre yaparız” “Bu gün Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir… Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya – Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün elinde tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilir. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir! Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprülerini sağlam tutarak! Dil bir köprüdür, din bir köprüdür, tarih bir köprüdür! Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından; gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli. Tarih bağı kurmamız lâzım. Folklor bağı kurmamız lâzım. Dil bağı kurmamız lâzım. Bunları kim yapacak? Elbette biz. Türk milleti kurtuluş savaşından beri, hatta bu savaşa atılırken bile, mahkûm milletlerin hürriyet ve istiklâl davalarıyla ilgilenmeyi, o davalara müzaheret etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve istiklâllerine kayıtsız davranması elbette tecviz edilemez. Fakat milliyet davası şuursuz ve ölçüsüz bir dava şeklinde mütalaa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyet davası, siyasi bir mücadele konusu olmadan önce, şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu bir ülkü demek, müspet ilme, ilmi usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. Türkiye dışında kalmış olan TÜRKLERİN önce kültür meseleleriyle ilgilenilmelidir. Nitekim biz TÜRKLÜK davasını böyle müspet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük TÜRK tarihine, TÜRK dilinin kaynaklarına, zengin Lehçelerine, eski TÜRK eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut TÜRKLERİNİN dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz”

ATATÜRK’ÜMÜZÜN yukarıya aldığım ve yakın çevresine vasiyeti olan düşüncelerini sözde değil, özde ATATÜRKÇÜLER bir kez daha samimi duygularla değerlendirmeye almalıdırlar. Onun ne kadar gerçekçi olduğunu ve geleceği nasıl da doğru okuduğunu bir kez daha görecek ve onun büyüklüğüne şahit olacağız.

Not: önümüzdeki hafta konuya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bilhassa konu hakkında İSMET İNÖNÜ döneminde ATATÜRK’ÜN bu vasiyetinden nasıl bir sapma yaşandığını anlatacağız.

 

      

 

Bu yazı toplam 2158 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim