• BIST 120.028
  • Altın 312,857
  • Dolar 6,0603
  • Euro 6,5455
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -2 °C

TÜRKÇÜLÜK, TURANCILIK VE KARŞIT İDEOLOJİLER (7) SİYASAL İSLÂM

Hasan Dinç

 

Türkçülük, Turancılık ve karşıt ideolojiler başlığıyla yazdığım bu seri yazının geçen haftaki altıncı bölümünde İslâmcı düşüncenin önde gelen yazarlarından BABANZADE AHMET NAİM’İN düşüncelerini aktarmıştım. Ahmet Naim 1917 yılında yazdığı İSLÂMDA DA’VA-YI KAVMİYET adındaki küçük risalesinde rivayet ettiği ve doğruluğu şüpheyle karşılanan hadislerle kavmiyet duygusuna (Gerçekte Türk Milliyetçiliğine) karşı çıkıyor, Türk milliyetçiliğini “İslâm için kanser kadar tehlikeli” görüyordu. Ayrıca “Tarihi ve milli hatıraları övmenin insanı ciddi surette yanıltacağı ve hurafelere düşüreceği” gerekçesiyle İslâm öncesi Türk tarihinin okullarda okutulmasını tasvip etmiyordu.

Yine aynı dönemin önemli İslâmcı şairi Mehmet Akif yazdığı manzumelerde kavmiyet fikrini (kavmiyetçiliği dolayısıyla TÜRKÇÜLÜĞÜ) peygamber adına tel’in ediyor ve şöyle diyordu. “Hani milliyetin İslâm idi… Kavmiyet ne!/ sarılıp sımsıkı dursaydın a… Milliyetine/ Arnavutluk ne demek? Var mı şeraitte yeri?/ Küfür olur, başka değil, kavmini sürmek ileri/ Arabın Türk’e; Lazın çerkez’e yahut Kürd’e;/ Acemin Çinli’ye rüçhanı mı varmış? Nerede!/ Müslümanlıkta anasır mı olurmuş? Ne gezer! / Fikr-i kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber./ En büyük düşmanıdır ruh-i nebi tefrikanın/ Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın.” Mehmet Akif’in bu manzumeyi yazdığı dönemde milliyet sadece din birliğinden oluştuğu kabul ediliyor, İslâm milleti dışında bir milletten bahsetmek tefrika ve bölücülük kabul ediliyordu. O dönemde yazılmış Şemsettin Sami Kamûs-i Türkî’de (Türkçe sözlük)  ümmet tarifini “ Ümmet-i Muhammed (s.a.v.) Fahri Kâinat Efendimizin davet buyurdukları Kavm-i necib-i Arap ve ba’dehu bunlara tâbi olan Acem ve Berber ve Türk ve saire, Millet-i İslâmiyye”  diye yapmaktadır. Açıkça “Necip Arap Kavmine” tâbi olan,  İslâmiyet’i kabul eden kavimler topluluğuna “Millet-i İslâmiyye” deniliyordu. 1058 yılından bu yana Selçuklu ve Osmanlı egemenliği sözde kalıyor, bin yıllık “Cihan Hâkimiyetimiz” sıfırlanıyor ve biz siyasal İslâmcılara göre “Necip Arap Kavmine” tâbi, “Millet-i İslâmiyye’nin” bir parçası olarak kabul ediliyoruz.

Yine Mehmet Akif o dönemde yazdığı bir şiirinde “Artık ey milleti merhume sabah oldu uyan/ Sana az geldi ezanlar diye ötsün mü bu çan?/ Ne Araplık ne Türklük kalacak, aç gözünü/ Dinle Peygamberi Zişan’ın ilâhi sözünü/ Türk Arapsız yaşayamaz. Kim ki “Yaşar” der. Delidir/ Arap’ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir/ Değil mi ki, cephemizin sinesinde iman bir/ sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir”  demektedir. Bugün hâlâ camilerimizde siyasal İslâmcı din adamları tarafından heyecanla terennüm edilen bu ve yukarıdaki dizelerde Peygamberi zi’şan’a atfedilerek aktarılan düşüncelerin dini bir kaynağının gösterilmeyişidir. Mesela “fikr-i kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber” diyor ama bununla ilgili hadis göstermiyor.  Mesela Ne Araplık ne Türklük kalacak, aç gözünü. Dinle Peygamberi Zişan’ın sözünü. “Türk Arapsız yaşayamaz, kim ki yaşar der; delidir. Arap’ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir” sözü Peygamberimize aitmiş gibi ifade edilmiş ise de böyle bir kayıt bulunmamaktadır.

Siyasal İslâmcılar Müslümanın mensup olduğu kavmini ileri sürmesini “şeraitte yeri yok diye” İslâm dışı ilân ederken, Arap kavmini istisna kabul ederek ona diğer kavimlerden farklı ve üstün yer verdiklerini, onlara“Kavm-i necip (Temiz kavim)”  diyerek göstermektedirler. Peygamber kavmi olması nedeniyle onları sevmenin bir iman meselesi olduğunu kabul ederek onlara sebbedenlerin(Sövüp sayma) küfür içinde olduğunu iddialarına rivayet ettikleri hadislerle kanıtlamaya çalışmaktadırlar.

 Siyasal İslâmcıların kavim diyerek TÜRKLÜĞÜ, Kavmiyetçilik diyerek TÜRKÇÜLÜĞÜ ve TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİ dinde ve şeraitte yeri yok diye reddetmelerinin Kur’an-ı Kerimde ki karşılığı nedir. Gerçekten uydurulmuş hadislerin Kutsal kitabımızdaki ayetlerde karşılığı var mıdır? Fikri objektifimizi bu ayetlere çevirelim.

Kutsal kitabımızda bu konularla ilgili önemli sayıda ayet bulunmaktadır. Ancak şu beş tanesi konumuza ışık tutacak kadar geniş ve ihatalıdır. “Ey insanlar biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Tanışasınız diye sizi milletler ve kabileler halinde kıldık. Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız, takvada en ileri olanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. Her şeyden haberdardır.”(Hucurat suresi 13. Ayet) “Dileseydi sizi tek millet yapardı. Ama O istediğini saptırır, istediğini doğru yola iletir. İşlediklerinizden muhakkak sorumlu tutulacaksınız.” ( Nahl suresi 93. Ayet) “Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması da Onun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bundan da bilenler için ayetler vardır” (Rum suresi 22. Ayet) “Andolsun ki her millete Allah’a ibadet edin ve putlardan kaçının diye peygamberler göndermişizdir” ( Nahl suresi 36. Ayet) “Her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik ki onlara apaçık anlatsın” (İbrahim suresi 4.Ayet)

Yukarıya çıkardığımız ayetlerin anlamı gayet açıktır ve Ahmet Naim’in hadis olarak kitabına kaydettikleriyle katiyen uyuşmamaktadır. Dinimizin birinci ve esas kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Hadisler ise Peygamberimiz(s.a.v.) söz ve fiilleridir. Hiçbir zaman Kur’an hükümleriyle tenakuz halinde değildirler. Kur’an hükümlerini tekzip edercesine farklılıklar gösteren hadislerin sıhhat derecesinden şüphe edilebilir. Ahmet Naim’in bahsi geçen kitabında zikrettiği hadisler kutsal kitabımızın yukarıya çıkardığımız ayetleriyle çelişki halindedir.

Bir kere bütün insanlık aynı anne ve babadan türemiştir. Sonra da kabile, kavim ve milletlere ayrılmıştır. Umulur ki böyle olması insanlığın hayrınadır. Aksi olsaydı Allah (c.c.) insanlığı tek millet olarak yaratırdı. İkinci olarak hiçbir milletin diğer bir milletten ya da milletlerden üstünlüğü yoktur. Allah (c.c.) indinde üstünlük ancak takva iledir. Takvada Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına uygun yaşamaktır. Üçüncü olarak Peygamberlik sadece Araplara mahsus değildir. Her millete peygamber gönderilmiştir. Elbette Türklere de peygamber gönderilmiştir. Dördüncü olarak her peygamber milletinin diliyle gönderilmiş olup vahiy dili olmak sadece Arapçaya mahsus değildir. Türkçe de vahiy dilidir. Yine Ahmet Naim’in hadis diye yazdığı gibi sadece Arapça cennet dili değil bütün diller ve renkler (Milletler ve ırklar Allah’ın (c.c.) ayetlerinden olup hepsi de Arapça kadar kutsaldır ve hepside cennette konuşulacak dillerdir.    

 Not: Seri yazım son bölümüyle önümüzdeki hafta sona erecektir.

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1180 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim