• BIST 1.315
  • Altın 456,644
  • Dolar 7,8317
  • Euro 9,3877
  • Bolu 6 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 8 °C

TÜRKÇÜLÜK, TURANCILIK VE KARŞIT İDEOLOJİLER (8) SİYASAL İSLÂM

Hasan Dinç

 

Siyasal İslâmcılar Türk milliyetçiliğine karşı çıkarken sığındıkları ve delil olarak kutsal kitabımızdan getirdikleri yegâne delil bir önceki bölümde mealini yazdığım Hucurat Suresinin 13. Ayetinin son bölümüdür. Ayetin son bölümü ise “Şüphesiz Allah yanında en değerli olanınız takvada en ileri olanınızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” Şeklinde dilimize tercüme edilmiştir. Ayete göre Allah (C.C.) yanında üstünlük takva iledir. Takva ise Allah’ın (C.C.) emir ve yasaklarına uygun yaşamaktır. Bu ölçü de milletlerden ve kavimlerden ziyade kişileri ilgilendirir. Öyleyse takvalı millet yoktur, takvalı insan vardır. Bu nedenle Allah (C.C.) yanında üstün millet yoktur, üstün insan vardır.

Bu ayetten yola çıkarak siyasal İslâmcıların vardığı sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yine bu ayetin ikinci bölümünde ifade edilen “ tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık” bölümü Siyasal İslâmcıların iddialarını bütünüyle çürütmekte; millet ve kavim gerçeğini ilân etmektedir. Kutsal kitabımızın diğer bazı ayetlerinde ise millet ve kavim gerçeği göklerin ve yerin varlığıyla kıyaslanarak insanlığa tebliğ edilmektedir. Meselâ insanlığın çok milletli olmasını Allah (C.C.) kendisinin irade ettiğini beyan ederken “Dileseydi sizi tek bir millet yapardı. (Nahl Suresi 93. Ayet) buyurmaktadır.  Yine Rum Suresinin 22. Ayetinde Cenab-ı Allah “Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması onun ayetlerindendir” demektedir. Kuşkusuz her dil ve renk ayrı bir millet demek olup, Allah indinde milletlerin varlığı gökler ve yer kadar gerçeklik, düşünenler için ise derin hikmetler ifade etmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de yaratılan mahlûkat arasında ve milletler içinde üstünlük anlamına gelen ifadeler de bulunmaktadır. Meselâ İsra Suresinin 70. Ayetinde Allah (C.C.) “Muhakkak biz Âdemoğullarını değerli kıldık. Karada ve denizde onları taşıdık. Onlara güzel rızıklar verdik. Yarattıklarımızın birçoğu üzerine üstün kıldık”   demekte; İnsanları yarattığı birçok mahlûkattan üstün kıldığını belirtmektedir. Ayrıca Casiye Suresi 16. Ayette de “Andolsun, biz İsrailoğullarına, kitap, hüküm ve peygamberlik verdik. Onları temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık. Ve yine Bakara Suresi 47. Ayetinde “Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi ( bir dönem) âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın” diyerek Yahudileri bir dönem için âlemlere (diğer milletlere) üstün kıldığını ve bunu onlara verilmiş ilahi bir nimet olduğu belirtilmektedir.

MİLLİYETÇİLİK ÜSTÜNLÜK İDDİA ETMEK MİDİR?

Siyasal İslâmcılara göre milliyetçilik diğer milletlere karşı üstünlük iddia etmektir. İslâm üstünlük iddiasını reddettiği, hatta tekfir ettiği için onlarda Türk milliyetçiliğine ve TÜRKÇÜLÜĞE karşı olduklarını ve bu düşünceye savaş açtıklarını uzun yıllar yazıp çizmişlerdir. Günümüzde bile bu düşünceyi savunan sosyolojik gelişmelere ayak uyduramamış nice gafiller mevcuttur. Hatta milliyetçiliği başkalarına karşı kibir ve gurur mesleği sayarak Âdemoğluna karşı kibirlenerek ona Allah(C.C.) emrine rağmen secde etmeyerek huzurdan kovulan “Şeytan işi” diyen bedbahtlar çıkmıştır. Evet, İslâm’ın karşı çıktığı ve tekfir ettiği bir şey vardır ve Cenab-ı Peygamber (s.a.s.) üzerine basa, basa söylediği şey bizim bugün anladığımız milliyetçilik değil, kabileciliktir, kabile asabiyesidir. Peygamberimiz (s.a.s.) Arap kabilelerinin arasında kan ve şiddete sebep olan bu kabile asabiyesini kırmak ve Arapları bir araya getirmek için çok önemli bir gayret göstermiş, veda haccında bu konuya tekrar dönmemeleri için önemli uyarılarda bulunmuştur.

Günümüzde milliyetçilik kabilecilik ve kavmiyetçilikten evrimleşerek anlam değiştirmiş ve modern millet toplumlarına ulaşmıştır. XVII. Yüzyıldan hele de Fransız ihtilâl’inden sonra milletleşme sürecine giren Avrupa toplumları NASYONOLİZM ya da bizim Milliyetçilik diye dilimize aktardığımız siyasal düşünce insanlığın son iki asrına damgasını vurmuştur. Avrupa toplumları önce milletleşmişler sonra zenginlikleri ülkelerine taşıyarak halklarının müreffeh bir hayata kavuşması için yönlerini korumasız, cahil, iyi yönetilemeyen ve zenginliklerinin farkında da olmayan coğrafyalara çevirmişlerdir. Böylece Afrika ve Asya’ya güçlü ordularıyla girmişler, oraların bütün zenginliklerini ülkelerine taşımışlardır. Onlarda sömürgeciliğe alet olan NASYONOLİZM saldırgan ve sömürgecidir; ya da bunların aracıdır.

Bizdeki milliyetçilik ise tam da bunlara karşı savunma maksatlı bir harekettir. XX. Yüzyıl başlarında filizlenmeye başlayan bizdeki milliyetçilik ve TÜRKÇÜLÜK hareketi Avrupa’da görülen benzeri düşüncelerden karakter itibariyle çok farklıdır. Bizdeki milliyetçilik ya da TÜRKÇÜLÜK hareketini tetikleyen siyasi ortam ve sebepler üzerinde özetle duracak olursak devletimiz dağılmakta, geri çekildiğimiz yerlerdeki soydaşlarımız katliama maruz kalmakta, milyonlarcası düzensiz bir şekilde Anadolu’ya sığınmak için göç etmektedir. Balkanlar, Kafkaslar, Kuzey Afrika ve Ege adalarındaki milyonlarca insan son çare olarak Anadolu’ya koşmaktadır. Anadolu bile yerli azınlıklar tarafından sahiplenilmekte Ermeni ve Rumlar kendilerine pay çıkarmak için silaha sarılmışlar, Müslüman Türk halkına kitlesel katliam yapmaktadırlar. İşte böyle bir durumda vatanı işgalden, milleti esaretten ve devleti yıkılmaktan kurtarmanın eylem adı TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ olmuştur. Anlaşılacağı üzere Türk milliyetçiliği üstünlük iddiasıyla değil, bizi tarihten silmek isteyen üstünlerin siyasi emellerine karşı durmak için var olan bir harekettir. Yani TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ Siyasal İslâmcıların isnat ettikleri gibi kendilerini diğer milletlerden üstün görmek ve bu üstünlüğünü onlara kabul ettirmek için eyleme geçen bir hareket değildir. Milli varlığını korumak, vatanını düşman istilasına karşı savunmak ve bizim için Avrupa başkentlerinde üstün devletlerin hazırladıkları yok etme programlarına direnmek amaçlı bir eylem hareketidir. Kısaca üstünlerin hakkımızda verdikleri kararlara karşı durmak, üstünlerin emrivakilerini tanımamak, milletimizin hürriyet ve istiklâlini üstünlerin çeşitli tuzaklarına karşı korumak için bayraklaşmış ve milletimiz tarafından kabul görmüş bir harekettir. İstiklâl savaşı kazanılıp Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra hedefi “muasır milletler seviyesine ulaşmak” şeklinde değiştirilmiş, ileri hedefleri olan ve Anadolu’da birliği, beraberliği, kardeşliği temin eden, ilim ve medeniyete susamış bu toplumun yolunu açan bir aksiyonun adı TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ olmuştur. Bu hareketi saldırgan ve sömürgen Avrupalı milletlerin NASYONOLİST hareketiyle bir görmek cehalet değilse sömürgecilerle birlikte hareket etmekten başka şeyle izahı yapılamaz. Bu iş için İslâm’ı silah olarak kullanmak ise ALLAH’I (C.C.) gücendirir.

Not: Bu hafta bitirmeyi plânladığım bu yazı dizisi maalesef bir sonraki haftaya sarkmıştır. Okuyucularımdan özür dileyerek yazımı önümüzdeki hafta tamamlamak istiyorum. Saygılarımla.   

    

Bu yazı toplam 1640 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim