ankara escort ankara escort bodrum escort ankara escort ankara escort ankara escort porno izle kayseri escort türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , şişli escort , hatay escort bayan , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , istanbul escort , seks hikaye ,

  • BIST 110.157
  • Altın 155,685
  • Dolar 3,8490
  • Euro 4,5370
  • Bolu 7 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C

ÜÇ OLAY, ÜÇ TAVSİYE VE BİR SONUÇ

Hasan Dinç

Sene 1979 Ekim ayı. Çok sevdiğim öğretmenlik mesleğinden istifa etmiş, MHP İl başkanlığı görevine getirilmiştim. İl yönetim kurulu üyelerinden oluşan listemi tasdik için Ankara’ya gitmiş, merhum Genel Başkanımızın odasına girmiştim. Hal hatırdan sonra başkanlığımda oluşan listemi inceledi. Ayrı,  ayrı hepsi hakkında benden bilgi aldı. Sonra listemle ilgili kanaatlerini ifade etti. Çalışmalarımda başarılar diledi. Arkasından birkaç da tavsiyede bulundu. Şimdiki gibi hatırlıyorum. Tavsiyelerinden biri şöyleydi:

“Hasan Bey, Politikada başarılı olmak için elbette dürüst olmak, ahlaklı olmak, güvenilir olmak, memleket meselelerine vakıf olmak, halkın içinde olmak, halkı dinlemek ve onların düşünce ve duygularını öğrenmek, onlara değer verdiğini her vesile ile göstermek ve dünyada gelişen olayları takip ederek bunları Türk gözlüğü ile Türkçe yorumlayıp anlamak ve anlatmak gerekir. Ayrıca cesaretli, dirayetli ve kararlı olmak da önemlidir. Halk bu özellikleri gördüğünde peşinizden gelir. Ancak bunların hepsinden daha önemli bir şey söylemek isterim. O da bir politikacı, hakkında söylenilen yalanlara, iftiralara ve kendisiyle ilgili yapılan dedikodulara dayanıklı olmalı ve bunlar karşısında yıkılmamalıdır.” Dedi.

Yine 1979 yılının sanıyorum Kasım ayı idi. MHP Küçük Kurultayı için davet almıştım. Uğradığım silahlı saldırıdan sonra Ankara’ya ilk gidişimdi.  Önce genel merkeze uğramış sonra da diğer il başkanlarıyla kurultayın yapılacağı salona gitmiştik. Herkes yerine oturduktan ve başkanlık divanı oluşturulduktan sonra Merhum Genel Başkanımız bir konuşma yaptı. O günleri yaşayanlar bilir. Her gün 20-25 kişi ölür, her akşam radyo ve televizyonlardan bu gün nerede kim şehit olmuş, kim yaralanmış diye adeta çetele tutardık. İşte böyle herkesin diken üstü olduğu bir dönemde Genel Başkanımız ne diyecek, neler tavsiye edecek ve iç siyasette nelere dikkatimizi çekecek diye adeta nefes almadan onu dinliyorduk. Bu arada şahsıma yapılan saldırıyla ilgili birkaç cümle söyledi. Gururlandım mı, üzüldüm mü bilemiyorum. Bir duygu karışıklığı yaşadığımı hatırlıyorum. Sıra il başkanlarının kendi illeri ile ilgili bilgilerini aktarmaya geldi.

Sırasıyla söz alan il başkanları illeriyle ilgili gelişmeleri anlatıyor, merhum Genel Başkanımız not alıyordu. Söz sırası Samsun il başkanına geldi. Veciz bir konuşma yaptı. Kendisi emekli bir müftü olduğu için güzel konuşmaya ve mikrofona yabancı değildi. Konuşması sırasında Samsundaki Milli Selamet Partililerin kendi aleyhlerinde yaptığı olumsuz çalışmalardan şikâyet etti. Bu şikâyet dile getirildiğinde salon bir anda ortak bir tepki ile bütün il başkanlarının ortak şikâyetleri haline geldi. Bir uğultudur koptu. Herkes hem birbiriyle konuşuyor hem de yüksek sesle Samsun il başkanına haklılık veren sözlerle ona katılıyordu. Bir anda Merhum Genel Başkanımız ayağa kalktı. Ne diyeceği bütün katılımcılar tarafından merakla beklenen konuşmasına başladı. “Değerli dava arkadaşlarım” diye başladı. Devamla “Şu anda milletimiz büyük bir uluslar arası tuzakla karşı karşıyadır. Milletimiz bölünmek ve birbirine düşürülmek istenmektedir. Milli Selamet Partililer bizim her yönden kardeşimizdir İçlerinden bazıları hata ve kusur etti diye onlarla mücadele etmeyiniz. Onların hata ve kusurlarına sizde katılarak düşmanın oyununa malzeme olmayınız. Canınız acısa da, çok üzülseniz de dişinizi sıkınız. İçiniz kanasa da kızılcık şerbeti içtik deyiniz ve sabrediniz. Allah sabredenlerle beraberdir” dedi.  Salon bir anda sessizliğe büründü. Onun yüceliği ve ülkücü hareketin “Gönül seferliğinden” ne anlaşıldığı açıkça bir kez daha anlaşıldı.

1980 yılı ilk aylarıydı. Bolu’da bir “KÖROĞLU YÜRÜYÜŞÜ VE GÖNÜL SEFERBERLİĞİ” mitingi hazırlıkları içindeydik. Bununla ilgili olarak sıkça Ankara’ya gidiyor, hazırlıklarımızı ve çalışmalarımızı anlatıyor, talimatlar alıyordum. İşte böyle bir Ankara ziyaretimde MHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Er Beyefendinin odasına girmiştim. Şimdikiler onu tanımaz ama o 27 Mayıs ihtilâlini yapanların en genci ve bir jandarma yüzbaşısıdır. İktidarı CHP ye devretmek isteyen komite üyeleriyle mücadele eden 14’lerdendir. 13 Kasım 1960 da Libya’ya sürgün edilmiş, affedilmelerinden sonra yurda dönerek Alparslan Türkeş önderliğinde CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) ye girerek siyasete başlamıştır. İşte o Ahmet Er’le durum değerlendirmesi yaparken Van’dan geldiklerini söyleyen bir grup odaya girdi. Ahmet Er onları dinlemeye başladı. Söyledikleri şuydu. Van’da bir polis memuru zamanın iktidarı tarafından sürgüne gönderilmiş. Onların söylediklerine göre milliyetçi olan biriymiş. Bu nedenle polise tayinini durdurma sözü vermişler. Tayinini de bir türlü durduramamışlar. Bu durum onları bölgelerinde rencide etmiş. Olaya el atması için Van’dan Ankara’ya gelmişler. Ahmet Er bey’e “ bu bizim için izzet-i nefis meselesi oldu” dedikten sonra tayine müdahale etmesini istediler. Tayin konusunun nereye vardığını bilmiyorum Ancak Ahmet Er Bey o heyete şahit olduğumu bir cümle söyledi ki bu güne hayat felsefem olmuştur. Ahmet Er heyete dönerek: “Nefsin izzeti olmaz. Nefis zaten kötüdür. Peşine takılıp gideni iyiye ve hayra getirdiği hiç olmamıştır.”

Gelelim sonuca:

Bu gün Ülkücü ve Milliyetçi olduğu iddiası içinde olanlar. Bu potada pişenler doğruluktan, güzellikten şaşmaz, iftiradan da yılmaz. Onlara sadece gülerek “Hadi oradan der” geçer. Ülkenin en zor günlerinde değil kendi içlerindekine, başka siyasi partilerin mensuplarına bile “Onlar bizim aldatılmış kardeşlerimiz” olarak bakar ve onları milletin birlik ve bütünlüğüne kazanmaya çalışır. Nefsine hoş gelen şeylerin peşinden takılıp gitmez. “Bilir ki nefis Şeytanla birlikte insanı doğru yoldan saptırmakla görevlidir.”

16. Ekim. 2012

Bu yazı toplam 1031 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim