eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 106.991
  • Altın 151,930
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 11 °C

Ulu Çınar’ın ardından...

Aykut Karagüzel

Geçen hafta kaybettiğimiz edebiyatımızın yaşayan en büyük efsanesi Fazıl Hüsnü DAĞLARCA’yı rahmetle anıyoruz. Kendisi edebiyatımıza mükemmel eserler kazandırmakla kalmamış ülkesi adına da bir aydın olmayı şiar edinmiş değerli bir büyüğümüzdü. Gerçi son günlerde başbakanın kendisini Faruk Nafiz ÇAMLIBEL ile karıştırması fazlasıyla gündemdeydi. (Bence aynı gün cumhurbaşkanının “kürtlerin hakkı yenmiştir” açıklaması gündemde olması gerekirken biz millet olarak gündem sıkıntısı(!) çektiğimiz için bu konuyu es geçtik galiba.)

Şimdi ben de sizlere değerli gazeteci arkadaşım, röportaj üstadı Hülya OKUR’un kendisiyle mart ayında yapmış olduğu bir röportajdan alıntı yapmak istiyorum. Bu alıntımda değerli üstat hem memleketini satarak ahlaksızca Nobel ödülü alan Orhan Pamuk’a ve dilimizi aşağılayan aşağılıklara gereken cevabı verirken bir de başbakanın şiirini karıştırdığı Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’e de değinmeden geçmemiş. (Sanki bugünleri görmüş.)

* * *

HÜLYA OKUR: O gülümseme hiç eksik olmasın dileğiyle… Eski kültür bakanı Talat Sait Halman, "Aşk şiirlerinin gücü pek az şaire nasip olmuştur" diyerek işaret ettiği sizden: “Türkiyeli bir şair olmasaydı, aynı şiirleri Fransızca, İngilizce, İspanyolca gibi Batı dillerinde yazmış olsaydı çoktan Nobel armağanını kazanmış olurdu ve Nobel`e onur getirirdi” şeklinde bahsediyor. Dizelerin dışında bir yerin sizi zirvelere çıkartmasını beklediniz mi?

HÜSNÜ DAĞLARCA: Hiç beklemedim. Böyle bir şey olamazdı. Çünkü batı bizim üzerimizdeki kararını vermişti. Ve bizim barbar bir devlet saymıştı. Birçok tarihi olaydan sonra. Ben yurtdışına, kongreye gittim. Çevirmenler benim kitaplarımı çıkarttılar. Kimisi de şiir yayımladı dergilerde. Ve okuyan bana azami saygıyla davrandı. Hatta bir yerlerde 400-500 kişilik masalarda en başa beni koydular. Hakkımda ziyafetler verildi, toplantılar yapıldı. Ben işimi biliyorum ve işimin sınırlarını da durmadan genişletiyorum. Ve bana Türkçem şunu öğretti ki: Türkçe, çok büyük bir anlatım aracıdır. Yalnız onu kullanmasını bilmek gerek. Dil, kendi kendine söyler, beni şöyle kullanacaksın! diye. Biz eğer kabiliyetimiz varsa bunu sezmeliyiz. Yoksa yüz sene yazsak nafile. Bir defa şunu bilmeliler ki: “Şiir, resim yapmak değildir, resimde şiir değildir” Faruk Nafız, çok kabiliyetli, bir zamanların tek şairiydi ama ne yazık ki şiirinin %90’ı tasvir. Yani bir manzarayı çizmekle geçmiştir.

Şiir, manzara çizmek değildir. Mesela bir şiiri var ya: “Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek!” Burada şiir, miir yok. İnsan korkar böyle aşktan. Kadın kendini kuyuya atar, yine âşık olmaz.

* * *

Büyük üstat son günlerdeki yalnızlığını ise şöyle kaleme almıştır:

YALNIZLIĞIM

Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım

Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.

Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim

Rüya rüzgârlarında bir yaprak yalnızlığım
Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
Fakat herkese uzak kalacak, yalnızlığım.

23.10.2008

Bu yazı toplam 881 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim