• BIST 83.105
  • Altın 146,901
  • Dolar 3,7669
  • Euro 4,0418
  • Bolu -5 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -3 °C

Üniversitemiz ile İlgili bir Durum Değerlendirmesi

Cevat Özsoy

 

Kuruluşundan itibaren üniversitemizle ilgili bir hayli yazı yazmama rağmen son yıllarda üniversite konusuna pek değinmedim. Kulağıma bazı şikâyetler gelmesine rağmen yazı yazmayı düşünmemiştim. Ta ki geçen hafta Milliyet Gazetesi köşe yazarı Güngör Uras’ın Düzce Üniversitesi ile ilgili yazısını okuyuncaya kadar…

Güngör Uras’ın yaklaşık dokuz yıl önce İzzet Baysal Üniversitesi’nden ayrılan Düzce Üniversitesi ile ilgili yazısından öğrendiğime göre, Düzce Üniversitesi, URAP’ın yaptığı araştırmaya göre, 2000 yılından sonra kurulan üniversiteler arasında birinci olmuş. URAP dokuz dalda değerlendirme yapmış, kısa zamanda Düzce Üniversitesi diğerlerine fark atmış. Ve yine Düzce Üniversitesi Teknopark sıralamasında da birinci gelmiş.

Tabiî ki Bolu İzzet Baysal Üniversitesi 2000 yılından önce kurulduğu için, bu değerlendirmeye alınmamış; ama “acaba değerlendirmeye alınsaydı kaçıncı sırada olurdu?” gibi bir soru zihnime takılınca böyle bir yazı yazma ihtiyacını hissettim.

Ta 90’lı yıllara gidelim. Kurucu rektör Kemal Güçlüol’un basın açıklamasını üç saate yakın dinliyorum. O kadar ümit duyuyorum ki yazıma “üniversitemiz, böyle giderse, ülkemizin sayılı üniversitelerinden biri olacaktır” notunu düşüyorum. Daha sonra seçilen rektörlerin basın toplantılarına da zaman zaman katılıyorum, hep güzel şeyler duyuyorum, ileriye dönük ümitlerim artıyor, bu ümidimi aynı zamanda satırlara dökerek okuyucularıma duyuruyorum. Bu yazılarımız genelde gözbebeğimiz olarak gördüğümüz üniversitemizi karalamaya yönelik bir düşünce olmadığı, bilakis düşüncelerimiz daha iyiye, daha güzele katkı sağlamak yönünde oluyor. Çünkü biz biliyoruz ki bütün dünyada para ve doğal kaynakların yerini eğitim almaktadır. Süper güç Amerika, eğitim kurumları ile övünmekte ve gücünün kaynağını eğitimden almaktadır.

Onun için biz üniversitemizin bilim ve kültüre öncülük etmesi noktasında, bölgemizin itici gücü olarak görüp, kaliteli eğitimle ülkemizin referans olabilecek sayılı üniversitelerinden biri olabileceğinin hep hayalini kurduk; ama bugün geldiğimiz noktada kocaman bir hayal kırıklığı oldu.

Bugüne dek, maalesef, her seçilen rektör, önceki rektörün Bolu’ya kazandırdığı değerleri, şu veya bu sebeple, üniversiteden göndermenin yollarını arayıp, kendi ekibini kurmaya çalışarak belirli ideolojileri ön plana çıkardı. Gerçekten, bugüne dek üniversitemize gelen değerli bilim insanlarını, dalında uzman profesörleri üniversitemizde tutabilse idik, zannediyorum, bizim ta kuruluşumuzdan beri hayal ettiğimize kavuşmamız hiç de zor olmayacaktı.

Bizim gazeteden öğreniyoruz ki yaklaşık bir sene içerisinde üniversiteden gidenler, dallarında oldukça başarılı olmuş insanlar… Ve her biri çeşitli sebeplerle Bolu’yu terk etmişler. Bunlar Bolu için büyük bir kayıp değil mi?

Meseleyi para veya kadro verilip verilmemesi olarak görmemek lâzım. Mesele yönetim anlayışında ve yönetimin sorumluluk bilincinde olup olmamasındadır. Dürüstlüğün ve yeteneğin değil de önlerinde takla atanların değerli görüldüğü bir idarecilik anlayışındadır. Büyük fikirler, büyük projeler öngörecek anlayışın olmamasındadır; işini iyi yapan personele gerekli imkân ve fırsat verilmemesindedir. Tüm bunların olabilmesi için idarecide sorumluluk bilincinin olması gerekir. Daha önceki yazımda belirtmiştim; sorumluluk insanın sırtında ağır bir yüktür. Bu ağırlığı sırtlamak sırtlayanın belini büker.

Peki, Yıllar önce Türk Ocağı’nda verdiği bir konferans vesilesiyle tanıdığım ve sütunuma konu ettiğim üniversitemizin rektörü Hayri Coşkun’da bu sorumluluk bilinci var mı? Hani bir kanaldaki “ben bilmem eşim bilir” yarışmasındaki gibi ben bilmem, Ali bilir, Veli bilir, Hayrettin bilir, anlayışıyla rektörlük ve idarecilik olur mu?

Bu yanlış yönetim anlayışı milletvekillerimizi bezdirmiş ki durum değerlendirmesinde rektör Hayri Coşkun, “her şey iyi, hiçbir şikâyet yok” deyince milletvekillerimizin “şikâyetler sana değil, bize geliyor” ikazına muhatap oluyor. Zaten milletvekillerimize kadar ulaşan şikayetleri bizim gazetenin mesaj köşesinde açıkça gördük.

Konu, bizden ayrılıp kısa zamanda başarı gösteren Düzce Üniversitesinden açıldı. Demek ki başarı yöneticilerin özverili tutumundan kaynaklanmaktadır.

Baysal ailesinin muazzam desteğine rağmen üniversitemizin aynı başarıyı göstermemesi bizleri fazlasıyla üzmektedir.

Artık, böyle gelmiş, böyle gidecek, anlayışına son verilip yeni bir yönetimle topyekûn bir seferberlik gerekmektedir. Başaramayan istifa edip çekilmelidir. Bu konuda gerek siyasilere, gerekse sivil toplum önderlerine büyük görev düşmektedir.

Velhasıl konu uzun, sancı büyük…

Yazımızı ta 2002 yılında yazdığım bir temennim ile noktalıyorum.

Temennimiz, üniversitemizin, bölgenin amiral gemisi olarak, gelişmemize önemli katkı sağlayacak bir rektörün yönetiminde arzulanan hedefe ulaşmasıdır. 

Bu yazı toplam 3198 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim