• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -1 °C

UNUTULMASINA GÖNLÜM RAZI OLMADI

Hasan Dinç

Uzun siyasi yaşamımda fevkalâde olaylar yaşamış birisiyim. Bu olayları çok yakın çevremin dışında hiç kimseyle paylaşmadım. Hele bunları anlatarak siyasette nemalanmayı hiç düşünmedim. Başlarından geçen çok küçük şeyleri bile övünerek anlatanları, hatta başkalarından duyduklarını sahiplenerek sanki kendi başlarından geçmiş gibi anlatanları ise hep kınamış ve ayıplamışımdır. Fakat bu tür anlatımların siyasette karşılık bulduğunu da üzülerek müşahede ettim. Rahmetli Alpaslan Türkeş’le ilgili hatıralarımı anlattığım bundan önceki iki yazıma önemli bulduğum ve görenlerden başka çok az kişi tarafından bilinen bir olayı siyasi hayatımın son deminde anlatmayı uygun gördüm. Bu olayın unutulmasına ya da benimle birlikte mezara gitmesine her nedense gönlüm razı olmadı. Böylece kuruluş safhasında MHP adına ne sıkıntıların yaşandığı ve kurucularının feleğin kendileri için hazırladığı hangi çemberlerden geçtiğini yeni kuşak bütün MHP’lilerin bilmesini istedim.

27 Mayıs 1980 tarihinde yani ihtilâlın 20. yıl dönümünde Merhum Alpaslan Türkeş Bolu’ya uğramış, her zaman olduğu gibi beraberce konuşa, konuşa Düzce’ye oradan da Konuralp’e gitmiştik. Rahmetli Ferhat Aygün’ün evinde kısa bir süre mola vermiştik.  Günün önemli konuları üzerinde konuştuktan sonra Türkeş’i İstanbul’a uğurladık. Bizde Bolu’ya geri döndük. Akşam saat 19 haberlerinde bütün ülkemizi sarsan haberi büyük üzüntü içerisinde öğrendik. Cumhuriyet Türkiye’sinin en çalışkan ve namuslu Gümrük Tekel Bakanı GÜN SAZAK evinin önünde uğradığı bir silahlı saldırı sonucu şehit edilmişti.

O gece ve ertesi gün Türkiye diken üstünde idi. Her an büyük çatışma ve karışıklıklara gebe gibi görünüyordu. Yöneticilerin uykusuz bir gece geçirdiklerini söylemeye gerek bile yok. Her türlü tedbir alınıyor, bir karışıklığın ve çatışmanın çıkmaması için azami gayret gösteriliyordu. Bizde çok tedirgin bir durumdaydık. İl yönetimini toplamış, onlarla bir durum değerlendirmesi yapmış ve vali ile görüşme kararı almıştık. Vali Bey kendisinden istediğim randevu için 28 Mayıs günü saat 11’i uygun görmüştü.

Randevuya tam zamanında gittik. Bizi bekletmeden makama kabul ettiler. İçerde Emniyet müdürü, Jandarma Alay Komutanı ve MİT Bölge temsilcisi de bulunuyordu. Vali Bey’in sağında ve solunda onlar otuyordu. Bizi de Vali Bey’in tam karşısına sonradan getirilen koltuk ve sandalyelere oturttular. Ben mutad olarak arkadaşlarımı tanıttım ve ziyaret sebebini anlatmaya başladım. Bu arada söylenilen çaylarımızı da içmeye başlamıştık. Söyleyeceklerimi bitirirken Bolu için endişelerimi ifade etmiş, kendilerine nasıl yardımcı olabileceğimizi sormuştum.

Vali Mithat Çekin sözlerine bizlere baş sağlığı dileyerek başladı. Anlayışımıza ve durumu soğukkanlılıkla karşılamamıza ve şehrin huzuruna sağladığımız katkılara teşekkür etti. O güne uygun düşen bir konuşmadan sonra o da bize “Bizden bir beklentiniz var mı?” diye sordu. O anda uzun zamandır vilayetle yaptığımız fakat bir türlü sonuca ulaştıramadığımız bir yazışma geldi. Parti yönetim kurulu üyelerimizin silah taşıma ruhsatları talebimize henüz hiçbir cevap alamamıştık. Bu konuyla ilgili son durumu öğrenmek istediğimi ifade ettim. Vali Bey Emniyet Müdürüne dönerek “ Müdür Bey! O konudaki son durum nedir?” Diye sordu.

Emniyet Müdürü yüzünü buruşturdu. Sorudan hiç hoşlanmadığı anlaşıldı.“İstenilen taşıma ruhsatlarını veremeyiz efendim” dedi. Vali Bey yüzüme baktı ve cevabı öğrendiniz mi? Der gibiydi. Ben hemen söze başlayarak neye verilmeyeceğinin resmen yazıyla bildirilmesini istedim. Bunun üzerine Emniyet Müdürü “Onu da veremeyiz” dedi. Bu cevap üzerine ortalık gerilmeye başladı. Ben yine söz alarak “O zaman bizim can, mal ve namus güvenliğimizin devletin koruması altında olduğuna dair” taahhüt talebimi ilettim. Emniyet Müdürü “Devlet böyle bir taahhüt altına giremez. Dolayısıyla böyle bir taahhütname de veremeyiz” deyince ortalık derin bir sessizliğe büründü. Vali ve etrafındakiler birbirlerine bakarken ben hemen ayağa kalktım. Önce Emniyet müdürüne dönerek “Sen böyle bir taahhütte bulunsan bile buna inanmazdım. Çünkü sen Vali Bey’in güvenliğini bile sağlayamıyorsun. Bizimkini nasıl sağlayacaksın?” Dedim. (O dönemde valilik konağının giriş kapısındaki polis noktasına bomba atılmıştı) Sonra da arkadaşlarıma dönerek “Arkadaşlar! Beni dinleyin. Size emir veriyorum. Bundan böyle belinize silahınızı takacaksınız. Silahınızı almak üzere bir emniyet görevlisi yanınıza yaklaşırda elini belinize atarsa, alnının tam ortasından vuracaksınız” dedim. Çok kızdığımı sesimin yüksekliğinden hissediyordum. Ortalık buz kesmişti. Herkes şaşkın ve kim ne diyeceğini bilmiyordu. Bizim arkadaşlar hiç beklemedikleri bir durumla karşılaştıklarından şaşkın, birazda korkuya kapılmışlardı. Emniyet Müdürü bana dönerek “Sen devleti tehdit ediyorsun” deyince sessizlik bozulmuş herkesin benim ne söyleyeceğime dair merakları şaşkınlıklarına karışmıştı. Ben de Emniyet Müdürüne dönerek “Seni devlet olarak tanımıyorum. Devlet vatandaşının mal, can ve namus güvenliğini sağladığı müddetçe devlettir. Sen bunu sağlamıyorsun. Vatandaş kendi güvenliğini sağlamaya çalıştığında aklına devlet olduğun geliyor. Seni devlet kabul etmiyorum” diyerek sözlerimi tamamlarken Vali Bey Emniyet Müdürüne dönerek “Sen otur! Sen sus! Ne dediğini bilmiyorsun. Ağzından çıkanı kulakların duymuyor” diye emir verdi. Bana da “biraz sakin olun başkan” Dedi.

Valinin bu müdahalesi üzerine makamda sükûnet temin edildi. Vali Bey bizden özür diledi ve ayrılmak isteğimizi  ta kapı dışına kadar uğurlayarak kabul etti.

Aradan üç tam gün geçti. MHP Meclis gurubu toplanarak sine-i millete dönme kararı aldı. Genel Başkan Türkeş’in İstanbulda bulunduğu bir sırada böyle bir kararın alınması tartışmalara sebep oldu. Türkeş tartışmalara son vermek üzere İl başkanlarını hemen Ankara’ya çağırdı. Konuyu onlarla görüştü. Ben de Merhum Niyazi Hızal’ı yanıma alarak toplantıya katıldım. Toplantı uzun sürdü ve meclis gurubunun aldığı kararın geçersiz olduğunu ifade eden bir bildiri yayınladı. İl başkanları toplantıdan ayrılırken Merhum Türkeş Kayseri ve Bolu il başkanları beklesin dedi. Önce Kayseri il başkanı ile görüştü. Sonrada Niyazi Hızal’la birlikte bizi kabul etti. Konuya hemen girdi ve bana “Emniyet Müdürü ile aran nasıl” diye sordu. İstanbul dönüşü Emniyet müdürü Merhum Türkeş’i Abant Sapağında karşılamış, Abant’ta kendisine bir yemek vermiş. Yemek sırasında ise aramızda geçen yukarda anlattığım konudan dolayı beni şikâyet etmiş. Bunu anladığım için olanı hiç eksiksiz anlattım. Beni hayranlıkla dinledi. Sözüm bittiğinde yerinden doğruldu. Masa kenarından dönerek yanıma geldi. Elimden tuttu ve beni yanına doğru çekti. Alnımdan öptü. “Hasan Bey! Şu anda senin gibi üç tane il başkanım olsa Türkiye’nin iktidarına hemen talip olurum” dedi.

 Ruhsat işi ne oldu diye merak edenlere söylüyorum. Yönetim kurulumuzdan isteyenler en kısa zamanda silah taşıma ruhsatı aldılar. 21. Nisan.2015     

NOT: Yukarda anlattığım vilayetteki toplantının canlı şahitleri şu anda aramızda bulunmaktadır. O dönem parti İl Başkan Yardımcısı Abdurrahman Herem ile İl Yönetim Kurulu Üyesi Hayrettin Arabacı’dan durum hakkında bilgi alabilirler. Diğer bütün üyelerimiz rahmet-i Rahman’a kavuştu. Hepsine Allah’tan rahmet dilerim. Mekânları cennet olsun.

Bu yazı toplam 2433 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim