• BIST 107.041
  • Altın 143,274
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Bolu 29 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 29 °C

VERASET

Hasan Dinç


Veraset kelimesi dilimize Arapçadan girmiş bir hukuk terimidir. Genelde bu terim intikal kelimesiyle birlikte “VERASET VE İNTİKAL” şekliyle kullanılır ve mirasta hak sahibi olma, mirasın hak sahiplerine geçmesi anlamına gelmektedir. Dilimizde veraset kelimesiyle aynı kökten türemiş ve anlam itibariyle birbirine yakın olan muris ( Öldüğünde mal, mülk bırakan kişi); miras ( Ölen kimseden hısım ve akrabalarına kalan mal, mülk); varis ( mirasçı, mirastan pay alan) ve verese ( mirasçılar, mirasçılar arasında olan) gibi bazı kelimeler daha bulunmaktadır. Bu kelimeler hem İSLÂM HUKUKU’nun hem de MEDENİ HUKUKU’ muzun ana terimlerindendir.

Miras olarak bize baba ve anne ya da daha önceki geçmişlerimizden sadece mal mülk kalmaz. Aile adımız, onların toplum tarafından kendilerine verilen unvanları, toplum içindeki konumları ve kazandıkları şöhretleri de bize miras olarak kalır. Biz onların bıraktıklarıyla bazen övünür, şeref duyarız; bazen de onların bıraktıklarından kaçınır, onlarla bağımızın olmadığı hissini vermeye çalışırız.

Son dönemlerde hastaneye yatan hastalara hemen bir kısım sağlık çalışanları ellerine aldıkları kalem ve kâğıtlarla gelerek bazı kimlik sorularından sonra hastalıkla ilgili şikâyetleri dinliyor ve bu hastalığa yakalanan yakınlarımızın olup olmadığını da sorularına ekliyorlar. Annenizde, babanızda ya da kan akrabalığı bulunan diğer yakınlarınızda bu hastalığa yakalananların olup olmadığını öğrenmek istiyorlar. Bundan da anlaşılıyor ki bazı hastalıklar da bize miras yoluyla geçmişlerimizden intikal etmektedir.

Bundan önceki “ZONA” yazımda konu edindiğim gibi milletler, devletler, imparatorluklar ve medeniyetler de insanlar gibidir. Onlarda insanlar gibi geçmişlerinden miras alırlar ve geleceğe miras bırakırlar. Bundan istisna hiçbir millet, devlet ve medeniyet yoktur. Başta “KAN”, “GEN”, “KÜLTÜR” ve “İNANǔ gibi intikal araçlarıyla geçmişten etkilenir; geleceği etkileriz. Tarihin en eski dönemlerinden itibaren kuşaktan kuşağa intikal ederek bize miras olarak kalan değerlerimizi saymakla bitiremeyiz. Mesela zayıfı korumak ve güçsüze arka çıkmak bize atalarımızdan miras kalmış bir önemli meziyetimizdir. Aman dileyene kılıç kullanmamakta böyle bir değerimizdir. Milletimiz kadar çok din değiştirmiş başka bir millet yoktur. Şamanizm’den tutun Budizm, Manihaizm, Nasturizm, Musevilik ve sonunda Müslümanlık tarih içinde inanç hayatımızı tezyin etmiş dinlerdir. Bu dinler ve ayrı mezhepleri için çok mücadele etmiş hatta kardeş kardeşe savaş yapmış bizim gibi bir başka millet yoktur. Mesela Budist Uygur Türkleri ile Müslüman Karahanlı Türklerinin destanlaşan mücadeleleri eski Uygur yazılı eserlerinin ana konusunu oluşturur. Ayrıca Şİİ İRAN TÜRKLÜĞÜ ile SÜNNİ OSMANLI TÜRKLÜĞܒNÜN yakın yüzyıllardaki çetin mücadeleleri yakın tarihimizin ibret sayfalarını oluşturur. Buna rağmen en eski inançlarımızdan bazıları hala günümüzde dipdiri yaşayan atalarımızın mirasları arasındadır. Örneğin evlerimizin saçaklarına takılan geyik boynuzu ve bazı mezar ve ağaçlara bağlanan bez parçaları bin yıllık Müslümanlığımıza rağmen ilk dinimiz olan Şamanizm’in bize mirasıdır.

Her devlet, yerine kurulduğu devletin mirasçısıdır. Türk milleti tarih içinde 16 büyük İmparatorluk kurmuştur. Kurduğu son TÜRKİYE CUMHURİYETİ bu 16 büyük imparatorluğun günümüzdeki mirasçısıdır. Mirasına sahip çıktığı imparatorlukların birer nişanesi olarak Cumhurbaşkanlığı forsunda birer yıldızla onları temsil etmektedir. Devletimizin hem elde kalan son topraklarına ve hem de kurum ve devlet geleneklerine mirasçı olduğu son devlet OSMANLI İMPARATORLUĞU’DUR. Bu imparatorluğun toprakları üzerinde bugün kurulmuş bulunan 29 devlet onun mirasçısı olma hakkına sahip değildi, zaten bunu da kabul etmemektedirler. Onun gölgesinden ne kadar uzak kalmak istesek de REDDİ MİRAS hakkımız yoktur ve onun mirasçısı olmak bu millet ve TÜRKİYE CUMHURİYETİ için bir şereftir.

Milletler ve devletlerde insanlar gibi geçmişlerinden sadece mal, mülk ve zenginlik gibi şeylerin mirasçısı olmazlar. Tarihin en eski dönemlerinden bu yana ne var ne yok hepsi miras olarak günümüze intikal eder. Bunların bazısı bizim için yüz akı, bazıları da utanç vesilesi olabilir. Şurası bir gerçek ki beş bin yıllık tarihimiz içinde atalarımızın bizim yüzümüzü kızartacağı ve başımızı önümüze eğdireceği bir mirasları yoktur. Bu yönüyle onlarla ne kadar iftihar etsek azdır. Günümüzde yüzümüz ne kadar ak ve başımız ne kadar dik ise onların miraslarından kaynaklanmaktadır.

Osmanlı kendisinden önce kurulan Anadolu Selçuklu Devletinin, Büyük Selçuklu Devletinin, Gazneli Devletinin, Karahanlı Devletinin, Göktürk Devletinin ve Büyük Hun İmparatorluğunun mirasçısı olduğu gibi, yıkarak topraklarını ülke sınırları içine kattığı Memluk Devletinin ve Bizans İmparatorluğunun da mirasçısıdır. Bu devletlerden bol toprak ve büyük zenginlikler miras kaldığı gibi, tarihimiz için yıkım olan bazı kötü miraslar da kalmıştır. Mesela dilimizde “entrika” kelimesiyle birlikte anılan “Bizans entrikaları” tabiriyle anlatılan Saray kadınlarının devlet hayatında çevirdiği dolaplar, Osmanlı’ya oradan da bize BİZANS’TAN mirastır. Din adamlarının devlet işlerine karışmaması gibi çok güzel bir devlet geleneğimiz SELÇUKLU’DAN bize miras iken; devlet işlerine müdahale etme gibi bir olumsuzluk da MEMLUKLU’LARDAN miras kalmıştır.

Şurası tarihi bir gerçektir ki atalarımızın bize en büyük mirası hür ve müstakil yaşama duygusudur. Tarihimizde esir olarak yaşadığımız bir dönem yoktur. En zor anlarımızda bile düşmana boyun eğdiğimiz görülmemiştir. Atalarımızın “Kırk gün tavuk yaşamaktansa bir gün horoz olmaya razıyım” sözü bunun günlük hayatımızdaki en güzel ifadesidir. Milletimizi temsil eden BOZKURT sembolünün beklide en büyük anlamı burada gizlidir. Çünkü hayvanlar arasında esir alınarak terbiye edilemeyen tek hayvan BOZKURT’TUR.

Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü dünya liderlerinden daha büyük yapan özelliği milletini, tarihini ve milletinin geçmişten gelen mirasını en iyi tanıyanlardan biri olmasıdır. En imkânsız denilen şartlarda bile “İSTİKLÂL SAVAŞI”NI başlatması onun bu özelliğinden kaynaklanmaktadır. Çoklarının İngiliz ve Amerikan himayesine soyunduğu bir dönemde, onun imkânsız denileni denemesi milletine olan güveni, onun “ASİL KAN” diye tarif ettiği, milletinin atalarından veraset yoluyla intikal eden “BAĞIMSIZLIK VE İSTİKLÂL” mirasının farkında olmasıdır.

Gerçek bir daha gün yüzüne çıkmıştır ki, dün hangi kılıf ve ambalajla Amerikan Mandacılığına ya da İngiliz himayesine soyunarak “İSTİKLÂL SAVAŞINA” karşı mücadele edenlerin çocukları, bugünde ABD ve AB himayeciliğine soyunmuşlar, atalarının “KAN” ve “GEN” lerinden miras yoluyla intikal eden zilleti inkâr etmemişler, SEVR’E doğru gözü kapalı koşmaktadırlar.  Unutulmamalı ki SEVR’İN  bir de 9 Eylül sonrası LOZAN dönemi vardır.

20.12.2011

Bu yazı toplam 1120 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim