• BIST 1.786,69
  • Altın 702,32
  • Dolar 12.7302
  • Euro 14.3411
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 14 °C

VERGİ CENNETİ

İlhami Candemir

Sayın okuyucular, bu günlerde açılan pandoranın kutusu,  para babalarının nasıl vergi kaçırdıklarını yani  kirli çamaşırlarını,  “offshore sırları” adı altında çamaşır tellerine asarak dünya kamuoyunun dikkatlerine sundu. Lafı eveleyip gevelemeden uzatmayalım işin özü şu;  Para babaları kendi ülkelerinde kazandıkları paraları vergiden kaçırmak için sıfır veya sıfıra yakın vergi tahakkuk ettiren ülkelere kaçırmışlar. Bu ülkelere VERGİ CENNETİ deniliyor. Şimdi bu işin “ kahramanları( !)”  ifşa ediliyor. Eeee hal böyle olunca yani sıfır veya sıfıra yakın vergi alan ülkelere “ VERGİ CENNETİ” deniliyorsa, yüksek oranda  yüzlerce  değişik adlar altında alınan dolaysız vergilerin yanında  günün 24 saatinde ÖTV ve KDV gibi  dolaylı vergi alan  ülkeler için CENNETİN karşılığı olarak  hangi sıfatı  kullanacağız? Vallaha bu sorunun cevabı kişinin kendi algılamasına göre değişeceği için yani izafi olduğu için sorunun cevabını siz sayın okuyuculara bırakıyorum. Aslında bana göre o ülkeler için  “vergi cenneti” tabiri yerine   “vergide kanaatkar ülkeler” denilebilirdi.Bu tabir en azından cehennemi çağrıştırmazdı. Neyse ben de yel değirmenlerine savaş açan Don Kişot’a benzedim galiba ama olsun varsın en azından düşünce bazında anayasal hakkımı kullandım. 

Sayın okuyucular,  konu vergiden açılmışken onunla bağlantılı olan “ekonomiden” ve onun da ürünü olan  “hayat pahalılığından” söz etmek istiyorum;  Bizler hukuk fakültesinde okurken ekonomi dersinde enflasyon,      devaliasyon, arz-talep gibi onu- on beşi geçmeyen ekonomi tabirleri ile tanıştık. Şimdi ise  gerek yazılı, gerek görsel ve gerekse işitsel medyadan öğrendiğimize göre  onlarca yeni ekonomi tabirleri ile karşılaşıyoruz.  Swap, arbitraz,brokır,  konsolidasyon, revaliasyon, bitcoin,kripto para  vs.Tabi bunların çoğu bilişim teknolojisinin  ürünü. Bizler şimdi de  bu yaştan sonra(84)”okumanın öğrenmenin yaşı olmaz” misali  o tabirlerle diyalog kurmaya çalışıyoruz. İşte bu tabir karmaşası karşısında becerebildiğim kadarı ile“hayat pahalılığı” konusuna yeniden dönmek istiyorum.  Her devirde hatta biraz daha detaya girelim dersek, yaşım gereği hatırladığım kadarı ile altmışlardan, yetmişlerden bu yana siyasetin değişmez malzemesi olan” ekonomi ile” ile yatıyoruz “ekonomi “ile kalkıyoruz. Tabi ekonomik tartışmaların odak noktası her zaman ve her mekanda  “hayat pahalılığı!” olmuştur. Hatırlıyorum,rahmetliler Ecevit,Erbakan ve Süleyman Demirel’in TV.da yüz yüze tartıştıkları konuların başında “hayat pahalılığı” gelirdi.Birisi simit çıkarır onun üzerinden hesap  yapardı,bir diğeri kadayıf çıkarır onun üzerinden hesap yapardı,  Süleyman Demirel de o tonton yüzündeki gülümseme ile “varda vermedik mi” derdi. Nerdeeee o günler.BU GÜNLERİN  siyasi kavgalarına, trollerin  fazla mesai yapmalarına baktığımızda  “İyiyi  anlamak için kötüyü görmek gerekir” denildiği gibi  O GÜNLERİN hasreti içindeyiz.Neyse bu anekdottan sonra  biz yine -dönme dolap misali- dönelim hayat pahalılığına;

Hayat ,yaşamdır,yaşamaktır.  Bu nedenle yaşamını kaybedene hayatını kaybetti denir. Öyle ise hayat pahalılığı demek yaşamanın pahalı olması demektir. Yani hayat pahalılığı yaşamsal bir konudur. Hayat pahalılığının pek çok nedeni vardır. Asıl ve değişmez nedeni arz(sunum) talep (müşteri) dengesinin bozulmasıdır , yani arz-talep terazisinin bozulmasıdır.Bununla  mücadele ancak bu terazinin dengelenmesi ile olur. Bunun için –zaruri  ihtiyaç maddelerinden yani yaşamsal ihtiyaç maddelerinden söz ettiğimize göre- talebin düşürülmesi (alıcının azaltılması) mümkün olamayacağı için(aksine sığınmacı ve göçmenlerle çoğalıyor)   ARZIN (sunumun)  yani üretimin artırılması kaçınılmazdır. Bu durum hayat pahalılığının önüne geçilmesinin olmazsa olmaz şartıdır. Bakıyoruz, hükümet yetkilileri bu kuralı bırakmış yurt genelinde bin satış mağazasından söz ediyorlar. Bin değil on bin mağaza  açılsa  dahi üretim olmayınca  sonuç NAFİLEDİR.Nedeni ise  satılacak mal(üretilen mal) olmayınca” neyleyeyim sarayı neyleyeyim köşkü misali” neyleyeyim mağazayı  içinde mal olmayınca.Yani demem o ki  üretim dışında hiçbir önlem hayat pahalılığına çare olmaaaaz., olamaz.

Sayın okuyucular,hayat pahalılığının önüne geçebilmenin birinci ve  olmazsa olmaz şartının ÜRETİM OLDUĞUNU anlatmaya çalıştım.Peki bu üretimin artırılmasının şartı nedir, o da maliyetin içinde yer alan elektrik,  akaryakıt,gübre,ilaç,tohum  gibi girdi bedellerinin düşürülmesine bağlıdır.    Bunların düşürülmesi hususu hükümetlerin önde gelen politikalarından birisi  olmalıdır.Örneğin devlet her il ve ilçeye bir gübre fabrikası kuramaz mı,pekala kurabilir.Her il ve ilçeye bir ilaç fabrikası kuramız mı pekala kurabilir.Hatta rahmetli Bülent Ecevit’in bu işin halli için(demek ki o tarihlerde bile bu hayat pahalılığı gündemin birinci sırasındaki yerini koruyordu) KÖY-KENT projesi yeniden ele alınabilir.Öyle ise haydi hemen başlayalım.

Bu yazı toplam 681 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim