• BIST 82.828
  • Altın 147,822
  • Dolar 3,8219
  • Euro 4,0676
  • Bolu 1 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 3 °C

Veyl (1) Türk milletine ve onun kahraman ordusuna karşı olanlara

Hasan Dinç

Türkiye, gündemin çok sık değiştiği ülkelerin başında geliyor. Bu gündem değişikliği, bazılarının dediği gibi çok önemli gerçekleri halkın gözünden kaçırmak için mi yapılıyor, yoksa milleti bazı konuları tartıştırıp ayrıştırmayı hızlandırmak amacıyla mı yapılıyor? Bilmiyorum. Okuyucularımla paylaşmayı istediğim ve planlamasını yaptığım bazı konuları tam yazmaya başladığımda, Türkiye'nin gündemine başka önemli konular düşüyor. Zorunlu olarak yazmaya başladığım konuyu tekrar erteleyip, gündeme düşen yeni konu ile ilgili düşüncelerimi kaleme almak durumunda kalıyorum. Güya bu hafta Cumhuriyet dönemi nüfus politikamız ve demografik yapımızı konu alan bir yazı yazmaya karar vermiştim. Tam bu konuda kaynakları hazırladığım bir zamanda, AKP İl Başkanı Sayın Ali Ercoşkun'un MHP ile ilgili talihsiz beyanatı Bolu gündemine düştü. Ona hak ettiği bir yazıyı yazmaya başladığımda, bu defa da Türkiye İstanbul selâtin camilerindeki MAHYA meselesiyle sarsıldı. Yazımda, yukarda zikrettiğim iki konuya tekrar dönmek üzere, bu hafta önemine binaen MAHYA konusu üzerinde durmaya karar verdim. (Sayın Ali Ercoşkun yazıma konu olmaktan kurtulduğunu sanmasın. Kendisine hak ettiği mutlaka verilecektir. Kimse kendisini Abdurrahman Çelebi yerine koymasın)

6 Ekim 1923 tarihi güzel İstanbul'umuzun düşman işgalinden kurtuluş günüdür. Bu nedenle her 6 Ekim tarihi kurtuluş günü resmi programlarla bir bayram olarak kutlanır. Bu sene de aynı kutlamalar yapıldı. Yalnız bu seneki kutlamalara selâtin camilerinin minareleri arasına mahya asılması da kararlaştırılmış olmalı ki, İstanbul Valiliği kutlama komitesi tarafından kendisine görev verilen Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nce dört mahya hazırlanmıştır. Hazırlanan bu mahyalardan birincisi Eminönü'ndeki Yeni Camii'ne MİLLİ BİRLİK ESASTIR, ikincisi Eyüp Sultan Camii'ne ÖNCE VATAN, üçüncüsü Sultan Ahmet Camii'ne ORDUMUZA ŞÜKRAN BORÇLUYUZ ve dördüncüsü Süleymaniye Camii'ne de NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ifadeleriyle asılmıştır. İşte kıyamet de bundan sonra kopmuştur. Sanki kuruluş amaçları milletle, milletin değerleriyle, Türklükle ve onun kahraman ordusuyla, milletimizin birlik, bütünlük ve kardeşliği ile mücadele etmek olan bir kısım sivil toplum kuruluşları harekete geçmiş, mahyaların içeriğini “İdeolojik ve siyasi içerikli mesajlar olarak değerlendirmiş, bu ideolojik mesajlar için camilerin alet edilmesini, Bursa'daki Diyarbakırspor maçında başlayan provokasyonun minarelere taşınması olduğu gerekçesiyle, skandal kışkırtma sorumlularının bir an önce ortaya çıkarılıp hesap sorulmasını istemişlerdir.”

Asıl büyük skandal da bundan sonra başlamış, ışıklandırılmış olan bu mahyaların, İstanbul Valiliği'nce “süresi doldu” gerekçesi ve İstanbul Müftülüğü de “Toplumdan gelen tepki” gerekçesi ile ışıklandırmalarına son vermiştir. Ayrıca İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı konu ile ilgili olarak basına yaptığı açıklamada, “Mahyaları düzenleme yetkisi Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne aittir. Bu mahyalar hazırlanırken kimse benden fikrimi sormadı, düşüncelerimi öğrenmek istemedi. O nedenle mahyaların içeriğinin uygun olmadığını kabul ediyorum” dedi. Bunun haricinde duyulduğunda her Müslüman Türk'ün midesini bulandıran aşağılık açıklamalar da bazı sözde İslamcı gazeteler tarafından halka ulaştırıldı. İLKAV Genel Başkanı Mehmet Pamak, “Camilerimiz Kemalizm dininin tapınakları değildir” ve ÖZGÜRDER Genel Başkan Yardımcısı Kenan Alpay, “Camiler Allah'ın rızasının kazanmak adına ibadet maksadıyla Müslümanlar tarafından inşa edilmekte ve korunmaktayken, nasıl olur da ırkçı, ulusalcı devlet politikalarının icra edileceği alanlara dönüştürülmeye çalışılır. Camiler provokatif amaçlara meze yapılmamalıdır” değerlendirmeleri, her türlü edepsizliğin sivil toplum adına söylenilmiş bulunmaz örnekleridir. Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç ise “İstanbul'daki bazı camilerde mahyalarla mesaj verilmesi, ulusal günlerde uzun zamandır uygulanan bir gelenektir. Vecizeler daha iyi ve kapsayıcı olabilirdi. Herkesi kapsayacak, kucaklayacak bir anlam ifade etmiyor diye eleştiriliyor. Eleştirilere katılabilirim” demek suretiyle, sözde eleştirilere katıldığını söyleyerek kimleri kanatları altına alarak cesaretlendirdiğini göstermiştir.

Yedi yıllık AKP iktidarında nereden nereye geldik. Hazmede hazmede duyarsızlığımızın sınırlarını nereye kadar geri çektik. Hazmettire hazmettire midelerimizin hangi hassasiyetleri kaybettiğinin farkında mıyız? Yedi sene önce birileri Türklüğümüze, ordumuza, vatanımıza ve milli birliğimize söz etme cesaretinde bulunabilir miydi? Üstelik bütün bu haince saldırılar, din maskesi altında İslamcı çevreler tarafından yukarda da ifade edildiği gibi, yetkililerin sorumsuzlukları ve siyasi iktidarın koruması altında yapmaktadırlar.

İstanbul iki kere fethedilmiştir. Birincisi 29 Mayıs 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmet tarafından 53 günlük çetin bir kuşatma sonunda Bizans'tan, ikincisi 20. yüzyılın başında 6 Ekim 1923 tarihinde Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından İngiliz ve Fransız ortak işgaline son verilerek onlardan alınmıştır. Eski adı Kostantinapoli olan İstanbul'un fethi için Peygamberimiz Hz. Muhammed “Kostantinapoli muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” buyurmuştur. Peygamberimizin bu övgüsüne mazhar olmak için İslam'ın ilk yıllarından beri Müslüman Arap orduları İstanbul'u karadan ve denizden kırk sefer muhasara etmişlerse de almaya bir türlü muvaffak olamamışlardır. Oranın Bizanslılardan alınması Sultan Fatih'e, İngiliz ve Fransız ortak işgalinden kurtarılması da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e nasip olmuştur. Bu duruma göre Peygamberimiz Hz. Muhammed'in övgüsüne mazhar olmuş iki kumandandan biri olan ATATÜRK'e ve bu iki övülmüş kumandanın ortak askeri olan TÜRK ASKERİNE İslam adına haince saldırının bilmediğimiz bir dini temeli mi bulunmaktadır. Yoksa mide bulandırıcı Atatürk ve asker düşmanlığının önlenemez bir tezahürü müdür?

Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Allah (C.C) şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah'ın dilediğine verdiği bir lutfudur. Allah'ın lutfu geniştir; O, her şeyi bilir.” (MAİDE SURESİ. 54.AYET) Bu ayetlerin sayısı 5 adet olup, İslâm'ın ilk mensupları olan Arap'ları tehdit eden inzal ayetlerdir. Bu ve diğer inzal ayetlere göre, Cenab_ı Allah (C.C) Arapların yerine bir başka kavmi getireceğini ifade ederek, onları tehdit etmektedir. Arapların yerine getirilecek kavmin özellikleri de ayette belirtilmiş, “Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever” denilerek bu kavmin Allah indindeki itibarı kaydedilmiştir. Bin dört yüz yıllık İslâm tarihi tetkik edildiğinde, Arapların yerine Allah tarafından seçilerek getirilen bu millet Türk milletidir. Taraflı tarafsız bütün müfessirler bu konuda ortak görüş sahibidirler. Allah sevgisine mazhar bu millete kin ve nefret duymanın İslâm'dan kaynaklanan bir sebebi olmasa gerektir. Yoksa sizi İslâm'a kazandıran bu mübarek millete takıntılarınızın başka gerçek sebepleri mi var?

Yine Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Mevl⠓Allah ve resulüne itaat ediniz, Birbirinize düşmeyiniz, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabrediniz, kuşkusuz Allah sabredenleri sever” (ENFAL SURESİ, AYET 56) buyurmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığımızın son çıkardığı KUR'AN YOLU TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR adındaki yeni tefsirinde bu ayeti açıklarken aynen, “Başarının altın kurallarını bütün müminlere hitap eden bu ayetle şöyle anlatılmaktadır. Harekette sebat ve istikrar, Allah'ı devamlı anmak ve asla unutmamak, Allah ve resulüne itaat, BİRLİK VE BERABERLİĞİ KORUMAK. Düşmana karşı caydırıcı güç edinmek, başarının gerektirdiği kadar hazırlıklı ve sabırlı olmak” şeklinde açıklanmıştır.

İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif, Çanakkale şehitlerine ithaf ettiği meşhur şiirinde kahraman asker ve ordumuz için, “Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi” derken, Türk askerini İslâm'ın varlık ve yokluk savaşı kabul edilen Bedir savaşındaki askerlere denk sayıyor ve aynı şiirinde “Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, sana aguşunu açmış duruyor Peygamber” diyerek kahraman şehitlerimizi yere göğe sığdıramıyor ve onlara ancak Peygamber kucağını uygun buluyordu. Türk Edebiyatının en büyük şairi kabul edilen Yahya Kemal ise, 1922 yılında Büyük Taarruz öncesi KAHRAMAN ORDUMUZ için Allah'a yalvarırken:

Şu kopan fırtına Türk Ordusudur YARABBİ,

Senin uğruna ölen ordu budur YARABBİ,

Ta ki ezanlarla yükselsin müeyyed namın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İSLÂM'IN diye haykırıyordu. İslâm'ın ana kaynağı Kur'an ayetlerinde, onun yüce Peygamberi Hz. Muhammed'in hadislerinde ve milletimizin gönlünde taht kurmuş Mehmet Akif ve Yahya Kemal şiirlerinde milli birlik, şanlı ordumuz, mübarek vatanımız ve milletimiz için böyle der ve bu değerlerimizi böyle kutsarken, İslâm ve din adına konuştuğunu iddia eden bu soysuzların söylediklerini nasıl ve neyle izah edilebiliriz.

Ancak şurası bir gerçektir ki, bu soysuzlar güruhu sorumsuz yöneticilerden ve de TÜRKLÜK'E görünmez savaş açan bu günkü iktidardan moral destek aldıkları ve onlara dayandıkları kesindir. Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç'ın “Vecizelerin daha iyisi, kapsayıcısı mutlaka olabilirdi. Herkesi kapsayacak, kucaklayacak bir anlam ifade etmiyor diye eleştiriliyor. Eleştirilere katılabiliriz” demesi, “onlara devam edin, arkanızda biz varız” anlamına gelmektedir. Sayın Bülent Arınç'ın yukarıdaki vecizelerden daha kapsayıcı ve kucaklayıcısını ararken, ORDUMUZA ŞÜKRAN BORÇLUYUZ, ÖNCE VATAN, MİLLİ BİRLİK ESASTIR VE NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE vecizelerinde kendilerine yer bulamayanların aslında soylarıyla bir problemleri olduğunu kabul etmelidir.

Sözü daha fazla uzatmadan önce DEDE KORKUT'UN şu

Babanın gözü pek, oğlun gözü pek,

Bir çift kurda ne yapacak kırk köpek. Sözüne kulak verelim. Ardından MEVLÂNÂ'NIN şu

“Haşa… Tanrı hakkı için Türk, bir nara attı mı, köpek kim oluyor? Erkek aslan bile kan kusar” (Mesnevi, 5. Cild. 2960 numaralı beyit) sözüyle vicdanlarımızı yıkayalım ve Behçet Kemal Çağlar'ın şu Sultanda Farsçaysan millette Türkçe,

Mevânâ unutsa Yunus'ta Türkçe,

BİR İĞRETİ GAFLET BELİRSE BAŞTA

Bir derin uyarma HACI BEKTAŞ'TA

Dörtlüğüyle yazımıza son verelim. Hacı Bektaş'ın uyarılarının ne olduğunu ise bu millete mensup olanlar elbette bilirler. VEYL! TÜRK MİLLETİNE VE ONUN KAHRAMAN ORDUSUN KARŞI OLANLARA.

(1)veyl Yazıklar olsun anlamında bir eski kelimedir.

13.10.2009

Bu yazı toplam 1008 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim