• BIST 107.700
  • Altın 143,961
  • Dolar 3,5286
  • Euro 4,1426
  • Bolu 18 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 22 °C

YAKIN TARİHİN BİR BİLİNMEYENİ

Hasan Dinç

 

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu top yekûn millet adına Cumhuriyet Halk Fırkasıdır. Daha sonra kısa adı CHP olan Cumhuriyet Halk Partisi ülkeyi tek başına 1946 yılına kadar yönetmiştir. İkinci Dünya savaşından sonra Sovyetler Birliğinin açık tehdidine ve toprak talebine maruz kalan Türkiye uzun süre bu tehlikeyi tek başına savuşturamayacağını anlayınca, Batı demokrasilerinin oluşturduğu NATO ittifakına girmek için gayret göstermeye başladı. Bu sebeple gönülsüz de olsa çok partili sisteme geçilmesine yeşil ışık yaktı. Bu tarihten itibaren yapılan seçimler iktidarı belirlemiş, şaibeli 1946 seçimleri dışında CHP seçmenin oyunu alarak iktidar olmamıştır. Ancak CHP iktidar yolunu sandık dışında da aramış zaman, zaman CHP+Ordu metoduyla iktidar olma yolunu aralamıştır. Devlet içindeki güçlü lobileri, sendika ve dernekler üzerindeki ciddi ağırlıkları, medyayı yönlendirmedeki becerileri ve istediklerinde üniversiteleri topluca harekete geçirmeleri iktidarları kontrol etme gibi bir imkânı her zaman devreye sokmalarını sağlamıştır. Bundan ciddi şekilde rahatsız olan siyasi iktidarlar yasal düzenleme cihetine gittiklerinde CHP’nin işini daha da kolaylaştırmışlar, baskı ve dikta yönetimi oluşturmakla itham edilmelerine ve bu durumu protesto maksatlı daha çok ve daha şiddetli sokak hareketlerinin oluşmasına zemin hazırlamışlardır. Giderek kontrolden çıkan ve kitleleri birbirine düşüren bu sokak hareketleri sıkıyönetim de dâhil bazı zecri tedbirlerin alınmasına sebep olmuş, sonunda ordunun müdahaleleri gerçekleşmiştir.  Bu ara dönemlerde CHP iktidar olma şansını yakalamış, normal döneme geçiş aşamalarında halk bu partiyi sandıkla iktidardan hep uzaklaştırmıştır.

CHP dışındaki siyasi iktidarlar halkın dışında siyasi desteğe ihtiyaç duymadıkları ya da bunu oluşturmada yeteri kadar başarılı olmadıkları için sokağa ve meydanlara karşı hep korumasız kalmışlardır. CHP’de iktidarlara karşı bu gücünü her zaman korumuş, ihtiyaç hissettiğinde kullanmış, daha da ötesinde bir tehdit vasıtası haline getirmiş ve iktidarları onunla terbiye yolunu seçmiştir. CHP dışında sokakların, meydanların, sendikaların, derneklerin, üniversitelerin ve kısaca sivil toplum kuruluşlarının siyaset üzerindeki ağırlığını hissederek bu yolu siyasetinde inşa eden ikinci parti MHP olmuştur.

1965 yılından itibaren önce üniversite gençleri arasında ÜLKÜ OCAKLARINI oluşturmuş, daha sonra sırasıyla işçi kesiminde MİSK (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ayrıca Ülkücü İşçiler Derneğini faaliyete geçirmiştir. ÜLKÜ-TEK (Ülkücü Teknik elemanlar derneği, ÜLKÜ-BİR (Ülkücü Öğretmenler Derneği, ÜLKÜ-HAN (Ülkücü Hanımlar Derneği), POL-BİR (Ülkücü polisler Derneği), ÜLKÜ-KÖY (Ülkücü Köylüler Derneği), Ülkücü Gazeteciler derneği, Ülkücü sanatçılar Derneği vb. toplumda temsil edilen bütün kesimleri ülkücü paydası altında teşkilatlandırmaya başlamıştır.

Bu durum CHP’yi çok rahatsız etmiş, kontrolündeki bütün kesimlerce ülkücülere savaş açmıştır. CHP Genel Başkanı Merhum İnönü cumhurbaşkanı rahmetli Cevdet SUNA’YA Ülkü ocaklarını şikâyet etmiş, ondan da “onlar vatansever, milliyetçi gençlerdir” tarihi cevabını alınca çılgına dönmüş, MHP’nin kapatılması için Cumhuriyet Savcılarını göreve çağırmıştır. Bunun üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Merhum TÜRKEŞ Türk siyasi hayatında unutulmaz şekilde yer etmiş şu meşhur sözünü söylemiştir. “ MHP’yi kapatmak için ikinci bir Nuh tufanı gerekir”

CHP’nin genel başkanlığına Sayın Bülent Ecevit geçince mücadele daha da sertleşmiş, CHP sol ortak parantezi altında bütün sol, sosyalist, Marksist, bölücü ve anarşist unsurları çatısı altında toplamış; ülkücülere top yekûn savaş ilân etmiştir. Bugünkü katil PKK çetesi APOCULAR adıyla CHP’nin vurucu gücünü oluşturuyor, şehit ettikleri her ülkücü o günün CHP’sinde inanılmaz bir sevinç oluşturuyordu. Her türlü anarşist ve komünist cinayet şebekesi CHP’nin kanatları altında rahatlıkla çalışma imkânı bulabiliyor, kendilerini bu tarihi çatı altında rahatlıkla gizliye biliyorlardı. Ülkücüleri şehit ettikleri yetmiyor gibi bir de kendi arkadaşlarını katledip suçlu olarak ülkücüleri ilân ediyorlardı. Meselâ Siyasal Bilgiler Fakültesinde Hataylı MUSTAFA KUSEYRİ’yi kendileri katlettikten sonra Ülkücüleri katil ilân ettiklerini HASAN CEMAL hiçbir pişmanlık duymadan hatıralarında anlatabilmektedir.

Durum o hale geldi ki günde 20-25 insanımız ölüyor, bu durumu önlemekle görevli devlet unsurları kıllarını bile kıpırdatmıyorlardı. İşte böyle bir durumda MHP Genel Başkanı Rahmetli ALPASLAN TÜRKEŞ Uludağ’da MHP Marmara Bölge toplantısı yaptı. 1980 İlkbaharında yapılan bu toplantıya Marmara bölgesindeki illerle birlikte Bolu olarak bizde davet edildik. Toplantıya benimle birlikte beş kişilik bir ekiple katıldık. Sadık Güner, Ahmet Güner, Necmettin Sevinç ve de o dönemde bir kamu görevlisi olan bir arkadaş.

Toplantıya Rahmetli TÜRKEŞ başkanlık ediyor ve sırasıyla bütün il başkanlarına söz veriyordu. İl başkanları kendi bölgelerindeki meseleleri anlatıyor, ilaveten ülkedeki terör olaylarıyla ilgili kanatlarını dile getiriyorlardı. Rahmetli Türkeş bu terör olaylarıyla ilgili konuyu mutlaka soruyor, ne yapılması konusunda il başkanlarının düşüncelerini öğreniyordu. İstanbul İl Başkanı Nuri Eroğan AP İstanbul milletvekilliği yapmış sonradan da MHP’ye katılmış bir siyasetçiydi. MHP’ye başka partilerden gelen siyasetçiler o yapının bir takım özelliklerini de MHP’ye taşıyorlardı. Nuri Eroğan Bey detaylı konuşmasından sonra terör konusundaki endişelerini dile getirdi ve sokaklardan ve meydanlardan biraz uzak kalınmasını teklif etmişti. Bunu karşısında ben söz almış, Nuri Eroğan Bey’in düşüncelerinin karşısında kanaatler beyan etmiştim. Bu şartlarda geri çekilmenin yanlış anlaşılacağını, CHP’nin daha da saldırganlaşacağını anlatmıştım. Mücadeleye hiç gevşemeden devam edilmesini, herkese anladığı dilden cevap verilmesini teklif etmiştim. CHP’nin kendini mahalle kabadayısı olarak gördüğünü, mahallede başka bir delikanlıya tahammül edemediğini söylemiş, mahalle namusunun sadece onlara emanet edilemeyeceğini, milletimizin CHP karşısında bizimde olmamızı istediğini anlatmıştım.

İl başkanları bu iki görüş etrafında guruplaşmaya başladı. Genel Başkan duruma hiç müdahale etmiyor ve kanatların serbestçe oluşmasına ortam hazırlıyordu. Belki de toplantının açıklanmayan amacı da bu olmalıydı. Sonunda il başkanlarının konuşmaları tamamlandı. Görüşleri de tam anlamıyla ortaya çıktı. Sözü Genel Başkan ALPASLAN TÜRKEŞ aldı. Çok çeşitli konulara değindi ve sözü tartışmaların odağına getirdi. Kanaatini açıkça söylemedi amma konuşmalarının sonunda bu iki görüşten hangisine yakın durduğunu ihsas edecek şekilde “Ben bir faniyim. Bu hareketin başında sonsuza kadar kalıcı değilim. Ancak bu hareket lidersiz kalmaz. Lidersiz kalmayacağını konuşmalardan anlamış bulunuyorum. Her ülkücü bir liderdir. Her ülkücü bir lider olmalıdır. Meselâ Bolu İl Başkanımız Hasan Dinç Bey bir liderdir” diyerek bu konudaki tarafını ifade etmiş oldu.

Bu toplantıya Bolu’yu temsilen katılan Ahmet Güner Beyefendi rahmetli oldu. Yeğeni Sadık Güner halen İstanbul’da ticaretle meşguldür. Necmettin Sevinç Bey halen Düzce’de hayattadır. O gün kamu görevlisi olan Zeki Erdoğan ise birinci sınıf emniyet müdürü olarak emekli oldu. Bunların dışında diğer illerden katılan arkadaşlarımızın akıbetini maalesef bilmemekteyim. Sağ olanlara Allah’tan mutluluk ve sağlık, rahmetli olanlara ise af ve mağfiret dilerim. Mekânları cennet, kabirleri nur olsun.  

Bu yazı toplam 1814 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim