• BIST 99.028
  • Altın 281,447
  • Dolar 5,8739
  • Euro 6,4829
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 8 °C

Yalnızlık

Yüksel Gültekin

“Hayatta iki şeyi sevdim, bir seni, bir sabah uykusunu.”

Kesin olarak yerini ve tarihini hatırlamıyorum. Ama arabamda yalnız bir şekilde yol alırken, hemen önümde seyreden bir kamyonun arkasında gördüğüm bir yol yazısıydı bu.

Kimbilir kaç yıldır yollarda olan ve kimbilir kaç yıldır deliksiz bir sabah uykusuna hasret olan bir yol emekçisinin yüreğinden geçen yalın, samimi, içten yazı, beni o gün bugündür etkilemiştir.

Ya “seni sevdim” dediği kimdir? Hiç kavuşulamayan bir sevgili mi? Yoksa, çoluk çocuğuyla onun yolunu gözleyen ve evde onu bekleyen bir eş mi? Her ikisi de ne kadar şanslı diye düşünürüm hep. Bu kadar samimi, bu kadar içten bir sevginin muhatabı olmayı kim istemez.

Yalnızlık belki de böyle bir şey olsa gerek. Yani sevgilerin de, uykuların da kıymetinin daha iyi anlaşılmasına vesile olan bir araç.

Peki, biz günlük hayatımızda ne kadar kendimizle yalnız kalıyoruz? Yaşadığımız hayatı, ilişkilerimizi, çevreyle diyaloglarımızı ne kadar sorguluyoruz? Ya da başka bir ifadeyle, kalabalıklar içindeki yalnızlığımızın ne kadar farkındayız.

21. yüzyılda yaşanan bu yoğun ve stresli hayat, ne gerçek anlamda yalnız olmamıza, ne de yalnızlığımızı farketmemize imkan veriyor.

Bir yoğun koşturma, bir stresli hayat, bir türlü bitmeyen işler ve yetişilemeyen yerler. Kalabalıklar içinde yaşadığımız fakat bir türlü farkına varamadığımız derin yalnızlıklar. İşin tuhafı, yalnızlığını doya doya yaşayan ve duygularını samimi ve yalın bir şekilde kamyonunun arkasına yazan yol emekçisi kadar bile bir çoğumuz şanslı değiliz. Yalnızız söyleyemiyoruz, yalnız kalmak istiyoruz, kalamıyoruz.

Uzmanlar, sevginizi ifade etmenin en güzel yolu bir şekilde muhatabınıza dokunmaktır, diyorlar. Çocuğunuza, arkadaşınıza, hayatı paylaştığınız insana sevginizi ifade ederken elini tutun, sırtını sıvazlayın. Ya da sarılın diyor uzmanlar.

Bilenler bilir, eskiler birbirleriyle karşılaştıklarında mutlaka musafaha ederek selamlaşırlar. Yani, ellerini mutlaka birbirleriyle kenetlerler ve derin derin hal hatır sorarlar.

Anadolu’da herhangi bir köye gittiğinizde, bir eve ya da kahveye oturduğunuzda, istisnasız bütün insanlar tek tek gelip sizin elinizi sıkarlar ve tek tek halinizi hatırınızı sorarlar. Doğrusu, bu seromoni alışkın olmayanlara ilk başta çok garip gelir.

Sonra, mahallelerde şekerci dedeler vardı eskiden. Namaz dönüşü cebindeki şekerleri çocuklara dağıtan, onların başını okşayan ve onlara merhamet ve sevgi aşılayan şekerci dedeler.

Yaşadığımız derin yalnızlık şimdi eskilerin, oluşturdukları kültürle hiç yalnızlık çekmeyen bizden önceki kuşağı daha iyi anlamamıza vesile oluyor.

Bilgisayarlı, internetli ve alabildiğine yoğun tempolu yaşadığımız 21. yüzyıl, bizi kalabalıklar içinde yalnızlaştırdı dostlar. Ne mahallemizdeki insanları, ne çalıştığımız işyerindeki insanları, ne de oturduğumuz apartmandaki insanları tanır ve onlarla hayatı paylaşır olduk.

Eş, dost, akraba ziyareti tarihe karıştı. Anne-babamızı bile iki bayramda bir zor görür olduk. Kalabalıklar içerisinde yalnızlaştık. Yalnızlaştık ama, kendimizle başbaşa da kalamadık.

Yani bizim yalnızlığımız, hiçbir zaman arı ve temiz bir yalnızlık olmadı.

Keşke duygularını kamyonunun arkasında samimi ve yalın bir şekilde dile getirecek yol emekçisi kadar kendimizle başbaşa kalabilsek ve yalnızlığın güzelliğini yaşayabilsek.

Saygılarımla...

10.12.2007

Bu yazı toplam 536 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim