• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Bolu -1 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -2 °C

Yaşam çizgisinin arası

Mustafa Namdar

Çocuklar vardır, çıplak odada kuru kilim üzerinde açar gözlerini de, aynalı beşiklerde belenerek büyürler. Çocuklar vardır, altın yazmada açar gözlerini de, altın yazmalı kundaklara sarılı kuş tüyü yataklarda büyürler. Kimileri yanık yürekli anaların yanık ninnilerini dinleyerek dalarlar uyku denizinin sessizliğine. Kimileri halayıkların kucağında kapar gözlerini. At kuyruğundaki sinek gibidir insanoğlu, sallandıkça kimi gül dalındaki goncayı siper alır kendine, kimi sığınacak yer arar kendine çöplüklerde...

Yaşam çizgisinin bir ucu hayatın başlangıcı, diğer ucu sonudur.

Doğarken ağlayan çocuğun sesini bastıran sevinç çığlıkları. Ölümde acı gözyaşlarında boğulur. Yaşam çizgisinin uzunluğu bilinmese de, iki ucundaki gerçek böyle örmüştür ağını. Yaşam sürecinin esası, çizginin arasında kalan bölümdedir. Bu bölümde dünya gerçekleri yaşanırken, acısıyla tatlısıyla, rüzgar gibi geçen zamanda tamamlanır ömür. Ya sonrası? Sonrasında esas olan, unutulup gitmek midir? Ya da ismin yaşatılması mıdır?..

Mezar taşının üzerinde yazılı olan iki tarihten çok daha önemli olan, iki tarih arasında geçen zamanda neler yapıldığıdır. Dünya yaşamında tam olarak değerlendirilemese de, insanların sevgi, saygı, iyilik ve gelecek kuşaklara bıraktığı yararlılık mirası ile anılıyor olmasıdır ölümsüzlüğün kanıtı. Dünyada bırakılan eserler, isimler, unvanlar ölümden sonra da devam ediyor, anılıyorsa, işte o zaman ölümsüzlük devrediliyor nesilden nesile.

İşte doğumla ölüm arasında geçen sürede insanlık alemine örnek davranışlarıyla ders kitaplarına konular oluşturacak, kendine özgü yaşam felsefesi olan İzzet Baba’nın ölümünün dokuzuncu yılında anıt mezarının başındaydı gencinden ihtiyarına Bolu...

Çoraklaşan gönülleri yeşillendiren, körleşen duyguları yatırımlarıyla aydınlatan, ilime, bilime giden yolda açılımlarıyla hedef gösteren İzzet Baba’nın başında dökülüyordu, kuruyan dudaklardan semaya dalga dalga yayılan dualar. Allah’ın rahmeti üzerine, ruhun şad, mekanın cennet olsun...

Ne ailenin düzenlenmesi, ne kurumların tetiklemesi, halkın gönlünde kurulan tahtla kendiliğinden geliyordu akın akın insanlar. İşte doğumla ölüm arasında geçen süreçte, insanlık için yapılan mücadelenin, gençlerin geleceği, hastaların şifası, yaşlıların güvencesi eserleri yapan adamı anıyordu yaşlı gözler. O yaşıyordu insanların gönlünde. O, yaşayacaktı ebediyete kadar... Ölümden sonra yaşamak bu olmalıydı, yaşamak güdüsü, sevgisi, saygısı bu olmalıydı.

Yeter miydi?.. O çalışkanlığı, kararlılığı, dürüstlüğü, tutumluluğu vatan sevgisi, insan sevgisiyle gönüllerde yaşayan insanın başında toplanıp rahmet okumak yeterli miydi?..

Mezarından kıyama kalkıp derse ki; “Ey halkımın kadını kızı, genci ihtiyarı, amiri memuru okullarımda, üniversitemde, sağlık ocakları, hastanelerimde, huzurevleri, yaşlılar yurdumda durum ne?.. Hangi sıralardayız? Donanım, hizmet ne durumda? Ne kadar insan bilimsel alanlarda adından bahsettiriyor? Ne kadar öğrenci ülke genelinde bana yakışan derecelerin sahibi? Eserlerimin hizmet anlamında ne kadar hakkını veriyorsunuz?” dese alacağı cevaplardan mutlu olup mezarında huzurlu olabilir mi? Kaçımız evet layık olanı yerine getiriyoruz diyebiliriz?..

Aslında her ölüm yıldönümünde bu soruların açık hesabıyla huzurunda yer alabildiğimizde onun sevgisine layık olacağımızı düşünüyorum.

Ruhun şad olsun İzzet Baba.

09.03.2009

Bu yazı toplam 290 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim