• BIST 102.519
  • Altın 259,302
  • Dolar 5,6844
  • Euro 6,3564
  • Bolu 20 °C
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 23 °C

Yatma Alanı Değildir Tatil; Hayatın İçinde Olmaktır

Cevat Özsoy

Milli eğitim Bakanlığı yetkilileri tatile çıkan 18 milyon öğrenciye, tatilin, öyle yan gelip yatma yeri olmadığı, hayatın içinde olmanın gerektiğini belirterek tam 73 adet görev vermiş. Bu görevler arasında, toplanan taşları boyamaktan tutun da, kuşlara yem vermek, tepelere tırmanmak, sesli kitap okumak gibi önemli tavsiyeler var.Bunlar internet sayfalarından okuyabiliriniz.

Biz bu tavsiyeleri önemli bulmakla beraber,  bu tatil döneminin mana yönüne de düşünerek, geçmişte “haydi çocuklar Kur’ ana”  diye yazdığım yazıyı hatırladım. Konunu önemine binaen o yazıyı tekrar yayınlamayı faydalı buldum. Zannediyorum, sizde bana hak vereceksiniz.

 

Yaklaşık 18 milyon evlâdımız ders dönemlerini tamamlayıp tatile girdiler. “Tatil” Arapça kökenli bir kelime olup boş kalmak, işlevsiz hâle gelmek, bir yerde “atâlet” yani tembellik anlamına geldiği için bizim kültürümüzde pek yer edinememiş, pek kabul görmemiştir. Yüce Kitabımız da Mevlâ’mız, “Bir işte yorulduğunuzda  veya bitirdiğinizde başka bir işe yoğrul, ibadet et” ( İnşirah 7,8) buyurmuştur. Anlaşılan öyle atâlet yok, bizim anladığımız mânâda tatil yok; tebdil var, alan değiştirme var, seyahat var.

 

Hiç şüphesiz, insan yorulur ve dinlenir. Şehrin gürültüsünden uzak sakin bir köşe ister. Orada bütün yıl boyunca ihmal ettiğimiz kalbimizi, ruh dünyamızı doyuracak işler yapmamız lâzım. Kitap okuyup kültürümüzü arttırarak harap olan iç dünyamızı temizlemeye çalışmak lâzım.

 

İşte yaz tatili geldiğinde, bilhassa, okul çağındaki çocuklarımızın körpe dimağlarını anlamsız şeylerle doldurmak yerine, Rabbi’mizle bağ kurmanın yollarını arayıp, yüce Kitabımız ve kendi kültürel değerlerimizle buluşturalım. Ancak o zaman sistemin acımasız taşları arasında ezilmekten kurtulur, şahsiyet sahibi olur; neyin yanlış, neyin doğru olduğunu bilirler ki, hiç şüphesiz, böyle bir neslin geleceği aydınlık olur.

 

Bu gerçeği bilen aileler, yaz tatili boyunca, çocuklarını, Kur’an öğrenimi için, Camiye veya gönüllü kuruluşlara göndermektedir.

 

Böylesi hayatî bir görevin ehemmiyetini bilen Diyanet İşleri Başkanlığı tüm din görevlilerini seferber ederken, aynı doğrultuda hizmet üreten gönüllü kuruluşlar da bu yönde bir hayli çaba sarf etmektedirler. Bu özverili çabalar sonucunda her sene Kur’an öğrenenlerin sayısı önemli ölçüde artmaktadır. Geçmiş dönemlere göre bu sayının artması, ülkemiz adına, sevindirici bir gelişmedir. Yunanistan TÜRK azınlık müftüsünün, “artık bizde Kur’an okumasını bilmeyen hiçbir çocuk yok, her çocuk mutlaka Kur’an talimi yapıyor” sözünü duyduğumda, onlar adına sevinirken, bizim de aynı duygu içinde olmamız gerektiğini hatırlatmama gerek yok, diye düşünüyorum.

 

Şu bir gerçek ki, Kur’an ve ilmihal bilgilerini öğrenen çocuklardan ülkemize hiçbir zarar gelmeyecek; bilakis bu çocuklarımız vatan ve millet sevgisini ömür boyu ruhlarının derinliklerinde hissedeceklerdir. Bir yerde, İslamî duyarlılık, bugün şikâyet ettiğimiz anarşik ortamdan koruyacaktır.

 

Bir yerde bulduğumuz boş kâğıt parçasını görsek önemsemeyiz; ama o kâğıtta Kur’an metni yazılı ise artık bu kâğıt değildir, bir değerdir; onu hemen yerden alırız. Bunun gibi, Allah’ın âyetlerini yazıp ezberleyen bir beyin, bir insan, artık değerli bir varlık derecesine yükselmiştir.

 

Çocuklarımız, hayatları boyunca kendilerine gerekli olan bu bilgileri öğrenmekle, hem rûhî boşluklarını dolduracaklar, hem de zihinlerinin daha fazla çalışmasını sağlayacaklardır.

 

Japonya’da yapılan bir araştırmada zeka seviyesi eşit iki grup öğrenci oluşturulur. Bu gruplar kamplara alınarak, birinci grup yaz tatili boyunca sürekli oyunla ve sportif faaliyetlerle meşgul edilir, ikinci grup ise matematik dersi, oyun ve sportif faaliyetlerle geçirilir. Daha sonra öğrenciler gruplar hâlinde İngilizce kursuna alınır. Kurs sonu İngilizce öğrenme seviyesi ölçüldüğünde sizce hangi grup başarılı olmuştur? Matematik dersinin İngilizceye bir katkısı olmadığı hâlde, günün yarısını matematik dersi, yarısını sportif faaliyetle geçiren ikinci grubun daha başarılı olduğu gözlenmiştir.

 

Demek ki çocuklarımızı yaz okullarına göndermek, bazılarının dediği gibi, zararlı değil; bilakis kaslar nasıl egzersiz yaparak güçleniyorsa, beyin de yine aynı şekilde, ne kadar çok kullanılırsa o kadar gelişmekte, öğrenme kabiliyetini arttırmaktadır.

 

Onun için çocuklarımızı yaz Kur’an kursuna gönderelim. Böylece hem sokaktaki kötü alışkanlıklardan kurtarmış oluruz, hem de eğitimine katkı sağlamış oluruz.

 

Bu arada şunu hatırlatayım. Din görevlileri ve Kur’an öğreticileri yüz ifadeleri ile gelen çocuklardan memnun olduklarını hissettirip, yaptıkları işi sadece görev gibi görmeyerek, bir şeyler öğretebilmenin zevk ve heyecanı içinde olmalıdırlar.

 

Müslüman’ın hedefi Kur’an okuyup okutmaktır.

 

Hulâsâ, neslimiz Kuran’a doymalıdır.

Kalın sağlıcakla……

Bu yazı toplam 1016 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim