• BIST 97.533
  • Altın 145,687
  • Dolar 3,5750
  • Euro 3,9909
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C

YIL 1999

Mustafa Namdar

Yıl 1999 Ağustos'un 17.günü. Asrın felaketi diye not düşüldü tarih sayfalarına. 1944 Yılında yaşanan afetin belleklerden kaybolmamasını ister gibi silkelese de 1957-1967 depremleri, 1999 bir başka vurdu insanları can evinden. Ne oluyor demeye kalmadı zaman. Kimi duaya yöneldi, kimi el yordamıyla ağlayan çocuğunu aradı kör karanlıkta. Çocuklar ağladı, analar ağladı. Dağlar sallanıyor, kayalar titriyor sandık ki yer yerinden oynuyor… Ayağa kalkmıştı her şey…

O ne müthiş bir güçtü, kale gibi yapılar çöküyordu birer birer. Bir anda şehir döndü harabeye. Hayat durmuş bitmişti sanki her şey.
Sakin olmaya çağırıyordu evin gün görmüşü.”Korkmayın geçer şimdi” dese de kimi anneye, kimi sesleniyordu babaya. Yıl gibiydi bitmek bilmeyen saniyeler. Durmuştu sanki zaman. Ha şimdi ha birazdan çökecekti sanki tavan. İlerleyen zamanda umutlar kayboluyordu birer birer. Çocuklar ağlarken çaktırmadan gözyaşlarını siliyordu büyükler.

Eşler eşleri arıyordu, analarsa çocukları. Çocuklar belki de ilk defa ağlıyordu babacığım neredesin???

Yıkılan yıkılmıştı dakikanın yarısında. Enkaz yığını örttü güzellikleri. Molozlar örtmüştü gül gibi taze bedenleri. Çocuklar yetim kaldı akşamdan sabaha. Analarsa oğulsuz…

Akıllanır mıydık olanlardan. Ezberimiz, sarı öküzün boynuzlarında takılı mı kalmıştı? Fay hattı fay kırığı o da nereden çıktı? Zemin etüdü, yer bilimci, jeoloji uzmanı, jeo fizikçi kimdi bunlar? Sarı öküzün yularını neden boş bıraktılar. İlimi bilimi, fiziği kimyası vardı da bu işin neden bilgilendirmediler? Şimdi kim soracak bu hesabı? Neredeydi bu bilim adamları?...

İşte yağmur, ardından kar gelecek. Dünya daraldı çekilmiyor acılar. Ne güzel alışmıştık salonlara, çadırlarda olmuyor. Karanlık sokaklarda korkusuz dolaşılmıyor.

Deprem sen neymişsin. Seni tanıdık hesaba koyulduk. Yardımlar dağıtılırken biri yetmedi ikincisine sarıldık. Bencil davranışlarımızla birbirimizle darıldık. Zengin fakir tek koldan bir tas çorba için kuyruklarda bekledik. Deprem sana kızamıyorum. Nerede bu devlet? Diye bağırsak da sevgiyi, saygıyı, dayanışmayı paylaşımı, dostluğu acımayı, en güzeli; dar mekanlarda yaşamayı öğrettin. Bu abdestle epey namaz kılınır dedik şükreyledik yaşama. Aradan geçen on iki yılda tazelenmesi gerek abdestin.

Böylesi bir acıyı yaşamamak adına duacıyız mevlaya. Deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek zorundayız, almış olmalıyız dersimizi. Bilimin rehberliğinde iyi yapmalıyız hesabımızı.

Formüller girdi hayatımıza epoksi gibi, perde duvarı gibi, zemin katsayısı gibi. Çarptık, böldük topladık, güçlendirdik ayakta kalan binalarımızı. Boyadık, makyajladık, gelinlik kızlar gibi süsledik yapılarımızı. Hizmete sunduk göğsümüzü gere gere. Sağlık raporu mu? o da ne ki? İnsanlar kendileri için kullanmazken sağlık raporunu binalar için mi kullanacak. Hadi canım güldürmeyin adamı…

12 Yıl önce kaybettiklerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Depremler hayatımızın bir parçası. Onu önlemek mümkün değil. Yapacağımız; halkımıza depremlerden en az zararla kurtulmasını öğretmektir.

Acıları yaşamamak dileğimle, sağlıklı günler…

18.08.2011


Bu yazı toplam 858 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim