eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, eskişehir escort - ankara escort
  • BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Bolu 7 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 1 °C

YIRTICI KUŞUN ÖMRÜ AZ OLUR -2 !

N. Gürkan Yetkin

Bence günümüzün en büyük tehlikelerinden biri bilgi kirliliği!Bilgi kirliliği, bilinçli bir şekilde yürütülen asimetrik psikolojik savaşın ve kamuoyunun yanıltılmasının en büyük aracı.
Peki asimetrik psikolojik savaşın gerekçesi nedir?
Üstat Necip Fazıl'ın dizelerinde saklı olan “Büyük dava!”
Dünün dindar ve kindar gençliği, bu gün, halktan aldığı gücü, gözümüze soka soka, önce hedef olarak gördüğü tüm kurumları ,sonra da kişileri, ıslah etmek için kullanırken, gücün kaynağı olan kamu oyu desteğini de sağlama adında ortaya salıverdiği kirli bilgilerle gerçekliği sanallığa taşıyıverdi.
Kimi darbe planlayıcısı oldu!
Neden?
Halk askeri sever ve güvenilir bulur.Ancak darbeci ve anti-demokratik tutum içinde bulunanları sevmez aksine itici bulur.
Kimi şikeci oldu!
Halk futbolu ve futbolcuyu sever.Başarılı kulüplerin başkanlarına saygı duyar ,sahiplenir.Ancak şikeci ,hileci kim olursa olsun dışlar.
Şimdi ilimizde başarı ile yürütülen asimetrik psikolojik savaşa ve sebeplerine gelelim.
2004 yılından beri görevi başında olan ilin Belediye Başkanı, seçimlerin öne alınma sinyalleri ciddileşince tamamlanamayan projelerden ve halkın memnuniyetsizliğinden sıyrılmak için bir çaba içersindedir.

Her kim belediye başkanı veya çalışmaları hakkında olumsuz bir görüş içersinde ise çok açık bir şekilde hedef durumundadır.
Birinci sırada bu olumsuzlukları dile getiren basın ,hedef tahtasında pozisyonunu almıştır.

Köklü gazeteler ,yürütülen bilinçli organizasyonlarla gelirlerinden olmuş ve gazete çıkarmakta dahi zorlanacak duruma getirilmişlerdir.Daha düne kadar tek yerel televizyonumuz dahi ,ruhsat problemleri ile karşı karşıya bırakılarak sıkıntılı bir süreçten geçirilmiştir.
Açık bir şekilde tüm basın organları taraf olmaya zorlanmıştır.”Bizimkiler ve ötekiler!” Bu durum basın kuruluşlarının yayın politikalarından açık olarak okunabilmektedir.
Peki maddi anlamda zora düştükleri halde kalemlerini satmamakta direnenlerin bu direnişlerindeki gerekçe nedir?
1)Okuruna saygı yani halka saygı!
2) Mesleklerine saygı!
Bu gün basın kuruluşları tavırlarını açık bir şekilde ortaya koymuşlar ve saflarını da belirlemişlerdir.
Sıra muhalif olarak görülen ve bu sebeple hedef tahtasında yerlerini alan meslek odaları ve diğer sivil toplum örgütlerine gelmiştir.
Kim istenmeyen sözler sarf etmiş ve tüm uyarılara rağmen mevcut güce biat etmemişse, kırmızı düğmeye basılmış, seçimle gelenler dertlerini dahi anlatamadan yine seçimle koltuklarından olmuşlardır.
Tüm bunlar olup biterken ve tüm bu olup bitenler gözümüzün önünde cereyan ederken bizler gündelik hayatın sıkıntılarından tüm bu olup biteni görmüyor ve rahatsızlık duymuyorduk.
Meslek odaları neden vardır?
Üyelerinin ve meslektaşlarının haklarını korumak ,hizmet verdikleri bölgenin sağlıklı bir biçimde gelişimine destek olmak.
Son bir iki yıl öncesine kadar önemli meslek odalarımızdan olan Mimarlar odası ve İnşaat Mühendisleri odaları ne hizmetler veriyordu?
Deprem Kuşağı içersinde olan ilimizde daha sağlıklı projeler üretmek ve halkımızın daha güvenli yaşam alanlarında hayatlarını sürdürmelerini sağlamak.
Bu amaç çerçevesinde ,mesleki denetim faaliyetleri sürdürmek ,üyelerinin bilgi ve becerilerini arttırma adına panel ve eğitim programları hazırlamak ve yürütmek gibi faaliyetlerde bulundular.
Bu mesleki denetimler konularında ve mesleklerinde kendilerini bilgi ve becerileri ile kanıtlamış üyeler tarafından yürütüldüğünden ve bu komisyonlarda özellikle genç meslektaşları da yer vererek adeta bir okul görevi de yürüttüler.
Son iki yılda ne değişti?
İlk olarak meslek odalarının en büyük gelir kaynağı ,üyelerinin hazırlamış oldukları projelerinin mesleki denetimleri karşılığı alınan bedeller olduğu için vize şartı yani mesleki denetim şartı ilgili ve yetkili idarelerce kaldırıldı.
Şimdi projelerin denetimi nasıl yapılıyor?
Özel yapı denetim firmalarınca ve idarelerde görev yapan ,bazısı hiç proje hazırlamamış meslektaşlarımızca!
Bu sözde engelleme yeterli olmadı!Sarf ettikleri faaliyetlerden hoşnut olmayan ve elinde yaptırım gücü olanlarca terbiye edilmeye ve had bildirilme faaliyeti başlanıldı.
Meslektaşlarımız ekmek davasına kendi bindikleri dalları kendileri kesmeye başladılar.
Bu gün gelinen noktada meslek odalarının gücü ve yaptırımı kalmadı gibi varlığının veya yokluğunun da bir anlamı kalmamıştır.
Şahsi kanaatimce bırakın ilgili idareleri üyelerince dahi sahiplenilmeyen bu kuruluşların bu koşullarda kapatılması, kamuoyunun dikkatini çekmek açısından çok daha sağlıklı olacaktır.
Olmasını hiç tasvip etmediğim son olaya gelecek olursak.
Bir düğün daveti esnasında ,ilimizin sevilen ve sayılan iki ailesinin en mutlu günlerinde cereyan eden hadise son derece çirkindir ve bu olayı sebebi ne olursa olsun olumlu bir açıdan değerlendirmek mümkün değildir.
Ancak hadiseyi başka mecralara taşımak ,özellikle de kamuoyunu yanıltmak ve bu sayede bu çirkin hadiseden nema çıkarmak, olayın çirkinliğinden daha da çirkindir.
Geçmişte Ticaret Odamızın toplantı salonunda yapılan bir sunum öncesi ,toplantıya katılan Belediye Başkanımız ile katılımcılar arasında yer alan bir basın mensubu arasındaki tartışmanın sebebini hatırlayalım.
Belediye Başkanı katılımcılarla tek tek selamlaşıp toka etmek için elini uzattığında ,bir basın mensubu uzatılan eli geri çevirmiş , bu hareket ve hakaret sebebiyle Belediye başkanımız tepki göstermişti.
Hiç kimse böyle bir hakaret ile karşı karşıya gelmek hele kalabalık bir topluluk içersinde böyle bir davranışla karşılaşmak istemez .Böyle bir olay karşısında da sessiz kalamaz.Gerek olaya şahit olanlar gerekse çeşitli vesilelerle duyup haberdar olanlar bu tür hakaret içerikli hareketleri hoş karşılamaz.
Bu geçmişte yaşanan olaydan dolayı kınanan eli uzatan değil uzatılan eli sıkmayan olmuştur.
Hadisemize dönersek.
Hadisenin sebebi aynı , ancak rolleri değişik olunca yani eli uzatan başkası uzatılan eli sıkmayan benzer davranış kendisine yapıldığında kıyameti koparan olunca işin rengi garipleşiyor.
Geçmişten gelen gerginlik ,alkolünde etkisi ve uzatılan elin hava da kalmasıyla karşılıklı hakarete ve arbedeye dönüşüyor.
Arbede Sayın Belediye Başkanımız ile Sayın Yılmaz Becikoğlu arasında yaşanmıyor.Sayın Belediye Başkanımız İle bir başka kişi arasında yaşanıyor.Bu çirkin olaya aynı masada bulunan İl Başkanı ve bir il yönetim kurulu üyesi dışında müdahale eden de olmuyor.Tam anlamıyla bir güvenlik zafiyeti yaşanıyor.
Kolluk kuvvetlerinin en üst düzeydeki yetkilileri olay esnasında yakın mesafede oldukları halde bu kişilerin yakınlarında bulunan sivil görevlilerce dahi olaya müdahil olan olmadığı gibi ,bu tür büyük bir organizasyonu yapan işletmenin ,alkollü bir ortamda bu tür olayları önlemekle görevli güvenlik personeli de olayın akışına müdahil olamıyor.
Hadise bu şekliyle de bitmiyor.
Olayın kahramanı olayın hemen ardından güvenlik görevlilerince dışarıya çıkartılmıyor ve olay meydana gelmeden önce oturduğu masaya dönerek düğün törenine kaldığı yerden katılıyor.Sonra bir iki kişi geliyor.Masa da tüm misafirlerin gözü önünde olaya sebep olan kişiye saldırıyor.
Olay basınımızda nasıl yankı buluyor?
“İş adamı Yılmaz Becikoğlu Belediye Başkanı Sayın Alaaddin Yılmaz'a saldırdı!”
Ardından kınamalar!
Basında haber böyle yer bulunca, bu bir fırsat gibi görülüp hedef şaşırtılıyor herkesin şaşırtılan hedefe yönelmesi tetikleniyor.
Şimdi sizlere soruyorum!
Aynı toplantıda ,her kim olursa olsun,bu törene misafir olarak katılmış olan Emniyet Müdürümüze veya Alay Komutanımıza bırakın herhangi bir darbı ,sözlü olarak hakarette bulunabilir miydi?
Çok muhtemel ,bu kişileri her ortamda korumakla görevli personel tarafından herhangi bir olay cereyan dahi etmeden engellenirdi.
Olmaz ama farz edelim oldu.Bir kişi ile Emniyet Müdürümüz ya da Alay komutanımız arasında benzer bir hadise geçti.Bu kişi olay sonrasında o ortamda gayet normal bir biçimde diğer misafirler gibi oturabilir miydi?
Kesinlikle imkansız!
O halde yaşanılan olay ne?Sorumlu tutulan kim?
İlin mülki amiri açıklama yapmıyor!İlin güvenlikten sorumlu en üst düzey kişileri açıklama yapmıyor!
Kim yapıyor ve neden bahsediyor?
Belediye Başkanımızın silah taşıdığını herkes biliyor.Olay esnasında sayın Belediye Başkanı kendini savunma adına silahına sarılıp bir el ateş etse ,olayın varabileceği vahameti hayal edebiliyor musunuz? Ne olduğunu dahi anlayamayan misafirlerin bulundukları mekanı bir an önce terk etmeye kalkışmasının doğuracağı sonuçları kestirebilir misiniz?
Bu olayı hiç oraya buraya çekmeden önce, ortaya konulması gereken başka vahim gerçekler var!
İlin en önemli protokol üyesi güvenlik zafiyeti yaşıyorsa biz normal hayat süren ve cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyanların güvenliği yok anlamına geldiğinin acaba farkında mıyız?
Ben, o düğün töreninde kaç kişinin üzerinde ruhsatlı silah taşıdığını merak ediyorum.
Taşıma ruhsatı bulunan bu kişilerin törenin düzenlendiği salonuna girmeden önce güvenlikten geçip geçmediklerini ve sahip oldukları silahları güvenlik personeline teslim edip etmediklerinin bilgisini edinmek istiyorum.
Benzer bir düğüne katılmam gerektiğinde ,hele bu tören alkollü içeceklerin serbest olduğu bir tören ise ruhsatlı silah sahiplerinin toplantının yapıldığı mekana silahları yanlarında girmediğinden emin olmak istiyorum.
Bu tür organizasyonlarda güvenlikten sorumlu ,yetkili ve üzerinde güvenlik personeli olduğunu gösterir kıyafetli ,yakasında ismi cismi yer alan kimlik belgeli personel bulunması konusunda yaptırım sağlanmasını istiyorum.
Gerek protokolde yer alan gerekse kamuoyunun önde isimlerinin tavır ve davranışlarında temsil ettikleri makama ve itibara uygun hareket etmelerini istiyorum.
Büyüdükçe alçak gönüllü olmayı bilen ,şiddet ve hakaret yerine sevgi ve hoşgörü ile olaylara yaklaşan ,topluma gerçekten örnek olacak düzgün davranış içersinde olan seçkinler istiyorum.
Dün birbirleri ile hoş sohbet edebilen kişilerin bu gün kavga edebilecek seviyeye gelmelerinde önemli olan kabahatliyi belirlemeye çalışmak değil olayları bu noktaya getiren sebepleri belirlemek daha doğru olacaktır.
Sevgi,hoşgörü ve ahde vefa bir siyasetçi tarafından zaaf olarak değerlendirilir ,seçmen tarafından kendisine verilen emanet güç ,hizmet dışında otorite sağlamak ve korku imparatorluğu olarak kullanılırsa ortaya güzellik değil gerginlik,terör ve anarşi çıkar.
Büyük dava peşinde koştuklarını zannedenlerin şöyle ciddi bir hatası var kimsenin kendilerine söylemediği ya da hatırlatmada bulunmadığı!
Hem dindar hem de kindar olunamaz!

Din rahmani,kin şeytanidir!
Büyük olan,güçlü olan,dindar olan kindar olarak değil mütevazi olarak daha da büyür ,daha da saygı görür ve en önemlisi çok daha fazla sevilir.
Tercih bizlerin elinde!
Ya sevilen adam olmaya çaba gösterir ya da korkulan adam olmak için elimizdeki tüm güçle karşımızda gördüğümüz herkese kin kusabiliriz!
Ya bülbül olur gönülleri fetih eder ,ya atmaca olur gönülleri parçalarız!
Bülbül ne kadar hayat sürer bilinmez ama yırtıcı kuşun ömrünün kısa olduğu hepinizin malumudur.
Bu Bolu çok “beyler” gördü de!
Nedense hep hatırlarda “Köroğlu” durur!
“Sevelim, sevilelim!
Bu dünya kimseye kalmaz!”

Bu yazı toplam 1248 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim