• BIST 106.646
  • Altın 141,780
  • Dolar 3,5310
  • Euro 4,1134
  • Bolu 25 °C
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 28 °C

Yollar demokrasi tanımıyor

Hasan Dinç

Bolu'da yayımlanan günlük gazetelerden birinde köşe yazarlığı yapan genç arkadaşım LATİF AYGÜN, üniversite sınavlarını kazanan öğrencilere, ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ'NE bağlı fakülte ve yüksek okulları tercih etmelerini tavsiye ve telkin ederken, hangi gerekçelerden hareket ettiğini yazısında şöyle ifade ediyor: ”Kim nereden gelecek olursa olsun Bolu bulunması imkânsız bir şehir, (Pahalılıktan bahsetmiyorum, şimdilik bahsetmiyorum sorunlardan, bahsetmeyeceğim anlamına gelmesin.) Tam bir dev laboratuar, özellikle de sporcular ve sporla uğraşanlar için. Bolu'nun merkezi sıkıcı olabilir ama dışında kalan yerlerin (Abant, Gölcük, Yedigöller, ilçeler) güzelliğini tartışmak yersiz olur.”

Genç kardeşimin bu yazısını okuyunca, aklıma Artvin'li saf köy delikanlısının güzel hikâyesi geldi. Delikanlı, köylerinde cami imamının anlattığı nasihatlerle büyümüş, kimseden de başka şeyler dinlememişti. İmam hemen her Cuma günü “Vettiyni vezzeytuni” suresinden bahseder, zeytinin ne büyük bir nimet olduğunu anlatır ve onun Cennet yemeği olduğunu söylermiş. Ancak saf köy delikanlısı, zeytini tanıma fırsatı bulamadan askere gitmiş. Balıkesir’de arkadaşlarıyla birlikte gezerken, içlerinden biri ağaçları göstererek bu sene zeytin ağaçları iyi ürün verecek deyince, bizim Artvin'linin aklına hemen imamın anlattıkları düşmüş ve bunların hangisi zeytin diye sormuş. Arkadaşları ona zeytin ağaçlarını gösterince, Artvinli genç asker arkadaşlarından izin isteyerek onlardan ayrılmış ve Cennet meyvesi zeytinden tatmak istemiş, Zeytin ağacının altında durmuş ve yeşil zeytinlerden birini koparmış. Bildiği duaları okumuş, besmeleyi çekip nezaketle yeşil zeytini ağzına atmış. Acı zeytini bin bir çile ile çiğneyip yuttuktan sonra, bütün samimiyetiyle ellerini havaya kaldırarak, “Allah'ım! Zeytini bu kadar övmesine övdün ama hiç tadına baktın mı?” demiş. Ben de o saf köy delikanlısı gibi LATİF AYGÜN kardeşime, “Yedigöller’i bu kadar övüyorsun ama, son günlerde oraya hiç gittin mi?” diye sormak istiyorum.

Bunları niye mi anlattım. Geçtiğimiz Cuma günü ailecek Yedigöller’e gittik. Yukarı Soku Mahallesi’nden sonra Duman Tepe Sitesi’ni geçtik. İçimiz rahat, yolumuz güzeldi. Daha sonra bir orman deposunu geçince gerçekle karşı karşıya geldik ama, geri dönüş olmayacaktı. Tam bir saat virajlarla, çukurlarla, sathı araba vurulmayacak kadar kötü ve tozlu yollardan giderek hedefe ulaştık ama, içimden bin kere keşke gelmeseydik diye pişmanlık bildiren duygularla boğuştum. Aynı yollardan bir saatte de geri döndük. Bizim araba iki saatte iki yıl yaşlandı dersem hiç abartmamış olurum.

Geçtiğimiz sene Sayın Valimiz göreve başladıktan sonra, 300 milyarlık bir makam arabası alınca, Bolu yerel basınında eleştirilere muhatap oldu. Sayın Valimiz bu eleştirilere cevap verirken, “Ben hem arabanın iyisine binerim, hem de hizmetin âlâsını yaparım” dedi. Sayın Valimizin bu sözünü zamanı içinde değerlendirip kendisine ”Büyük lokma ye, büyük söz söyleme” şeklindeki atasözümüzü hatırlatabilirdim. Ama bu kadar iddialı birinin, kendine bu kadar güvenen bir Valinin üzerine gitmeyi doğru bulmadığımı ve kendisine bu sözü için zaman tanınması gerektiğini düşünerek susmayı tercih ettim.

Geçirdiğimiz bunca zaman içinde, Sayın Valimiz ülke genelinde adı en çok zikredilen, ulusal ve yerel basında tartışılan kişi oldu. Sayın Valimiz gündeme hizmetleriyle değil, konuşmalarıyla geldi. Nerede konuşsa “Demokrasi” diyor, “Daha çok demokrasiden” bahsediyor, “darbecilerden hesap sorulamadığından” şikâyet ediyor ve “Paşa gönüllerin bahşettiği kadar” insan haklarının ve demokrasinin bize yakışmadığından yakınıyordu. Çok değil komşumuz “Yunanistan kadar demokrasi ve insan haklarına sahip olabilmemiz” için çırpınıyor, dil döküyor ve fırsat kaçırmıyordu. Devletin temsilcisi bir Valinin “Her konuda devletten farklı düşünmeyi” demokrasi icabı sayıyor ve devleti itham ederken, “1915 Ermeni tehcirini soykırım kabul etmeyi” insan haklarının esası sayıyordu.

Genç yazarımız Sayın LATİF AYGÜN'ÜN dediği gibi, güzel Bolu'muzun gezilmeye, görülmeye ve dinlenilmeye müsait ünü çoktan ülke sınırlarını aşmış nadide köşelerinden biri de YEDİGÖLLER bölgesidir. Gel gör ki buraya turist çekecek hiçbir hizmet yapılmadığı gibi, turisti oraya huzur içinde ulaştıracak yol hizmeti bile sunulamamıştır. Sayın Valimiz geldiğinde, “Arabanın da iyisine bineriz, hizmetin de en âlâsını veririz” demişti. Arabanın iyisine bindiğinden asla şüphe etmiyorum. Ancak Bolu'ya hizmetin bırakınız âlâsının verildiğini, normal hizmet sunulduğundan bile Yedigöller yolunu gördüğümde şüphe içine düştüm.

Sayın Valimize birilerinin, yolların “Demokrasiden” “Daha çok demokrasiden” anlamadığını, ancak işlevlerini “Hizmetle” verebileceğini anlatması gerekmektedir. Aksi takdirde Bolu'muzun kayıplarını hiçbir demokrasi nutku örtemeyecektir.

28.07.2009

Bu yazı toplam 1206 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim