• BIST 91.686
  • Altın 211,495
  • Dolar 5,3788
  • Euro 6,1204
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 8 °C

Yurt Yangınını Fırsat Bilerek…

Cevat Özsoy

 

Hemen hemen her gün gelen acı haberlerle kahroluyoruz, insanın dayanacak gücü kalmıyor. Tüm bu dramlar karşısında bir şeyler yapmak, bir şeyler söylemek gerekiyor; ama insanın yüreğinin kaldıramayacağı felaketler karşısında söyleyecek söz bulamıyorsunuz; fakat yinede bir şeyler söylemeyi, bir şeyler yazmayı zorunlu hissediyorsunuz. Çünkü yaşanan gelişmeler karşısında, doğru veya yanlış, o kadar çok söylenip yazılıyor ki, bizim bu konuda sessiz kalmamızın doğru olmayacağını düşündük ve böylece bazı gerçeklerin bilinmesini istedik.

Biliyorsunuz, her gün gelen şehit haberlerine, Halep’te yaşanan katliama yüreğimiz dayanamazken, Adana’nın Aladağ ilçesindeki kız yurdunda vuku bulan yangında öğrenci kızlarımızın ölüm haberi acımıza bir kat daha acı kattı.

Burada daha da hazin olan ise, vefat eden on iki candan yola çıkarak, bir linç kampanyasının başlamış olması…

Uzak dağ köylerinin yoksul çocuklarını, hiçbir karşılık beklemeden, bu ülkeye hayırlı insan olsun diye okutmaya çalışan, kız çocuklarımızın köyde cahil kalmaması için

çırpınan bu saygıdeğer insanlara, sırf kendi laisizm tarikatına mensup değil de, başka bir tarikata mensup diye hunharca saldırıya geçen güruha karşı söyleyecek bir söz bulmakta zorlanıyorum.

İnsanların düşünce ve inançları anayasal teminat altında olmasına rağmen, sanki devletin başka bir kurumda buna benzer felaketler yaşanmamış gibi, kendi resmi tarikatının dışında kalan hayır kurumlarına  saldıranlarda iyi niyet söz konusu olabilir mi? Maalesef bunlar, insanların acı ve ızdırablarını kendi siyasi emellerine malzeme yapmaktan çekinmemektedirler. “Yangını vesile edip, dine ait şeyleri temizleyebilir miyiz?”  derdindeler. Maalesef, tarih boyunca hak her zaman batılın hedefi olmuştur. Burada da aynı durumu açıkça görmekteyiz.

Tabii ki biz bunları söylerken, orada bir ihmal var mı, yok mu? Araştırılmasın, es geçilsin, görmemezlikten gelinsin demiyoruz; bilakis her şey sonuna kadar araştırılmalı, suçlu varsa cezalandırmalı diyoruz. Zannediyorum, bu konuda, hemen hemen, herkes hemfikir; fakat şu gerçeği de kabul edelim.

Maalesef, insanın olduğu yerde hata eksik olmuyor; insanında bu tür kazaların yaşanmaması için her türlü tedbirin alınması gerekiyor. Emin kaynaklardan edindiğim bilgiye göre, eski olan bu yurt binasının yenilenmesi yönünde karar alınmış, zaten söz konusu olan cemaatin, bu tür eski yurt binası yok denecek kadar azmış. Tüm yurtlar Avrupa standartlarında, yeni yönetmeliğe uygun olarak yapıldığını Bolu’daki yurtları gezerek gözlemleyebiliriz.

 Tüm bu iyi niyetli çalışmalara rağmen bu tür felaketler neden başımıza geliyor?

Öncelikle bu tür yerlerde görevli olan insanların sorumluluk bilincinde olması gerekiyor. Liyakat ve sorumluluk önemli!...Ve yine herkesin işini iyi yapması lazım…

Mevla’mız bize aklımızı kullanmamızı ister. Ve yine Mevlâ’mız, başınıza ne gelirse kazandığınızın karşılığı olduğunu , adâlet-i ilâhînin hiçbir zaman değişmeyeceğini söyler. Demek ki sadece iman ve ibâdetle her sorunumuzun çözüleceğini zannetmek sünnetullaha, yani Rabb’imizin kurduğu ilâhî nizam ve kanunlara uygun olmaz. Bütün insanlar Allah’ın kullarıdır. Mevlâ’mızın koyduğu nizam ve kurallar değişmeyeceğine göre, dînî inancı ne olursa olsun, herhangi bir kul sünnetullaha riâyet ederse, elbette, başarılı olur; uymuyorsa isterse Müslüman olsun, başarılı olma ve felâketten kurtulma şansı yoktur.

Allah, oyunu kurallarına göre oynayan kullarına, inancına bakmadan, hak ettiğini verir, felâketten korur; adâlet budur.

Biz zannediyor muyuz ki ibâdetlerimizi yerine getirirsek Allah bizim dünyevî işlerimizi de çözer; şirketlerimiz kâr eder, her şey yoluna girer.

Hz. Peygamber zamanında inanç ordusu, 300 mümin ile 1000 kişilik şirk ordusunu Bedir’de; 3000 kişilik iman ordusu ile 100 000 kişilik küfür ordusunu Mu’te’de mağlup etmiştir. Burada duanın etkisi büyüktür ama unutmayalım ki bütün imkânlarını seferber etmişler, sonra dönüp Allah’a yalvarmışlar, Allah da onlara yardım etmiştir. Çanakkale’de Seyit Onbaşı’nın dua etmesiyle değil, top mermisini kucaklayıp “Yâ Allah” demesiyle Allah ona 250 kiloluk mermiyi kaldıracak gücü vererek yardım etti.

Evet, iman ve ibâdet kişinin Alah’a karşı kulluğu için gereklidir; ama dünyevî işlerinde önce oyunun kurallarına riâyet edilmezse duânın kabul olmayacağı kesinkes bilinmelidir. Biz sünettullahı ihmal ettiğimiz için geriyiz ve mağlûbuz. Dualarımız da merdud; Allah bize cezâ veriyor. İşin gereğini yaptıktan sonra dua edersek Allah felâketlerden korur,  başkalarına bir verirse, müminlere on katını verir. Ama gereğini yapmadan aslâ…

Konuyu biraz uzattık ama işin dînî ve itikâdî yönünü de anlatmaya çalıştık. İnşâallah meramımızı anlatabilmişizdir.

 

Bu yazı toplam 3302 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim