eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, bursa escort - ankara escort
  • BIST 107.896
  • Altın 151,227
  • Dolar 3,6568
  • Euro 4,3252
  • Bolu 15 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 17 °C

ZONA

Hasan Dinç

Çok yakına kadar bilmediğim ve de tanımadığım bir hastalığın adıdır ZONA. Öyle sanıyorum ki benim gibi çoğunuz da bu hastalığı bilmiyorsunuz. Ancak, konuştuğum birçok dostumun hastalık hakkında yeterli bilgi sahibi olduklarını da memnuniyetle müşahede etmiş bulunuyorum. Bundan 15-20 gün önce idi. Önce bir baş ağrısı, sonra boynumun sağ tarafından omzuma kadar olan bölgemde önemli ağrılar hissetmeye başladım. Herhalde üşüttüm zannıyla ağrıları çok ciddiye almadım. Ancak aradan birkaç gün geçince aynı bölgede bazı yerlerde öbeklenmiş kızarıklar ve kabarıklar görmeye başladım. Bu kabarıklar kaşıntı ve acılar vermeye başlayınca işin ciddiyeti ortaya çıktı. Hemen bir cildiye uzmanına görünmenin gerekliliğine inandım ve Devlet Hastanesine gittim. Doktora hastalığımla ilgili şikâyetlerimi anlattığımda ağrılı bölgeye baktı ve hemen hastalığın ZONA olduğu teşhisinde bulunarak reçetesini yazdı. Bana ilaçları al, nasıl kullanılacağını ben tarif edeceğim dedi. Dediklerini yaptım. İlaçları tarif üzere kullandım. Şimdilik hastalığın bütün belirtilerinden kurtulmuş bulunuyorum.

Şimdilik diyorum. Çünkü hastalıkla ilgili bilgiyi internet üzerinden aldığımda hastalığın zaman, zaman tekrar etme gibi bir huyu da varmış. İnternette hastalık hakkında İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi uzmanlarınca verilen bilgiye göre ZONA “ Tıp dilinde HERPES ZOSTER diye bilinen bir cilt hastalığı imiş. Halk arasında bu hastalık ZONA, KUŞAK HASTALIĞI veya GECE YANIĞI olarak biliniyormuş. Küçük yaşlarda SU ÇİÇEĞİ geçiren her hasta, bir ZONA hastalığı adayı imiş. Çünkü her iki hastalığı yapan virüs de aynı virüsmüş. Bu virüs SU ÇİÇEĞİ hastalığı ile vücuda girdiğinde hastalık iyileştiği halde vücudu terk etmiyor ve sinir köklerine yerleşiyormuş. Uzun yıllar hiçbir belirti göstermeden ve rahatsızlık yapmadan sinir köklerinde kalabilen bu virüs uygun ortam bulduğunda harekete geçiyor ve ZONA hastalığını ortaya çıkarıyormuş.

Peki, bu virüsün harekete geçmesi için uygun ortam nedir? Sorusunu uzmanlar vücudun hastalıklara karşı direncini kaybetmesi, stres. aşırı yorgunluk ve ihtiyarlık olarak cevaplamaktadırlar. Bu durumda virüs bulunduğu bölgede üremeye başlıyor ve sinir köklerinden sinir dallarına doğru yayılıyormuş. Daha sonra belirtilerini derinin üst düzeyine kadar ulaştırıyor ve daha ziyade göğüs bölgesinde, kalçalarda ve yüzde kendini gösteriyormuş. Genelde tedavisi ise üç hafta devam ediyormuş.”

Bütün bunları bir hastalık hakkında bilgi vermek için yazmadım. Büyük İslâm bilgini ve sosyoloji ilminin kurucu öncüsü İBN-İ HALDUN Mukaddime adlı üç ciltlik dev eserinde devletleri ve medeniyetleri de insanlara benzetir. Halâ büyük kabul gören bu teoriye göre imparatorluklar, büyük devletler ve medeniyetler insanlar gibi doğarlar, büyürler, gelişirler ve yaşlanırlar. Kendilerini yenileyemedikleri ve ihtiyaçlara cevap veremedikleri için mukadder sonlarıyla karşılaşırlar ve yıkılırlar. Roma’dan Bizans’a, Perslerden İskender İmparatorluğu’na, Abbasi’lerden Selçuklulara, Moğollardan Osmanlıya, Avusturya- Macaristan imparatorluğundan Çarlık Rusya’sına ve son dönemde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne kadar bu kural hiç değişmemiştir. Günümüzdeki emperyalist ABD’de aynı sondan kendini kurtaramayacak ve tarih sayfalarındaki yerini er ya da geç alacaktır.

Devletler kuruluş aşamasında müthiş bir güç ve heyecan gösterirler. Bu güç ve heyecan mevcut bir çok hastalıkların sinmesine ve korkarak kendini uyuma düzenine çekmesine sebep olur. Devlet kuruluşundaki güç ve heyecanını devam ettirdiği ve gelişmeler karşısında kendini yenileyebildiği dönemlerde virüsler uyumaya devam ederler. Güç ve enerjilerinde bir azalma ve kuruluş felsefelerinde bir gevşeme hissedildiğinde bu virüsler uyanmaya, üremeye ve yeniden hayatiyet kazanmaya başlarlar. Böylece devleti belli bölgelerde zafiyete uğratırlar. Devlet içinden kendilerine yardım edenler de bu zafiyeti hızlandırırlar. O dönemde geçerli bazı kavramların da ardına saklanarak güvenlik ve adli mercileri felç ederler. Günümüzde demokrasi, eşitlik, insan hakları, kültürel haklar ve demokratik özerklik gibi duyanların beyinlerinde olumlu kanaatlerin uyanmasına vesile olan sihirli kavramlar hep bu virüslerin hayatiyet kazanması ve hayat alanlarını genişleterek devleti çökertmesi için kullanılmakta, devlet kendi varlığını korumakta acze düşmekte ve millet de olup biteni şaşkınlıkla seyretmektedir.

Devletlerde insanlara benziyorsa, kendini tedavi etmenin yollarını aramalı ve uzman doktorların verdiği acı reçeteleri uygulamalıdır. Aksi takdirde hastalıklar tedavi edilmediğinde insanların akıbeti neyse, devletlerin de sonu odur ve bu doğa kanununun elem verici sonucundan kurtulmak mümkün değildir.

Ülkemizin içinde yaşadığı durum tasvirini yaptığımız durumdan hiç de farklı değildir. Bir an önce duruma milletin müdahale etmemesi halinde virüslerin faaliyetleri daha da artacak, milli birlik ve beraberlik bu tazyike daha fazla dayanamayacak ve çökecektir. Bölünme ve yıkılma sancılarının toplumun kapısına dayandığını görmeyen ya da hissetmeyenler tarihe devlet adamı değil, geçmişten bu yana bu işi yapanlar hangi ad ve unvanla tarihe geçmişse, o ad ve unvanlarla anılmaya; millet de devletsiz toplumların acı felaketlerine şimdiden hazırlıklı olmalıdır.

13 Aralık 2011


Bu yazı toplam 3479 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim