• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Bolu -3 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -3 °C

ZOR GÜNLERE YAKLAŞIYORUZ

Hasan Dinç

Türkiye cumhuriyeti kurulalı neredeyse bir asra yaklaşıyor. Tam tamına 90 yaşında. Bu süre insan hayatında çok uzun gibi görünse de, devletler hayatında çok kısa sayılır. Devletimiz bu kısa geçmişinin en buhranlı yıllarını yaşamaktadır.
Doksan yıllık cumhuriyetimizin son on bir yılında AKP'yi tek başına iktidar olarak görüyoruz. Bu on bir yıllık süre baştan beri şüphe ile karşılanan ve gizli gündemleri olduğu şüphesi hep ileri sürülmüş, kafalarda tereddütler oluşturulmuştur. Ancak bu şüphe ve tereddütlerin oluşmasına haklılık kazandıracak uygulamalar sırayla ve birbiri ardınca hep yapıla gelmiştir. Şüphe ve tereddütlerin yersizliği, doğru olmadığı ilgililerce dile getirilmiş olsa da uygulamalar şüphelerin gün geçtikçe büyüyüp serpilmesine ve filizlenip boy atmasına engel olamamıştır.
Bu iktidarın önde gelen politikacıları, güven duyup atadıkları müsteşar, genel müdür, vali, kaymakam ve emniyet müdürü gibi kamu görevlileri ve onların yasayla kendilerine tanınan atama yetkilerini kullanarak iş başına getirdikleri bürokratların uygulamaları, tercihleri şüphe ve tereddütleri hep beslemiş, kamuoyunda doğal olarak oluşan şikâyetler ve rahatsızlıklar yandaş medya unsurlarınca boşa çıkarılmıştır.
Baştan aşağı değiştirilen devlet yönetim kadrolarının görülen ortak özelliği; Atatürk'le, cumhuriyetle, Anayasada yerini bulmuş cumhuriyetin nitelikleriyle ve Türklükle takıntılı olmaları ve bunlarla hesaplaşma arzularını dışa vurmaktan çekinmediklerini ortaya koymalarıdır. Ayrıca milli devletin dayanağı olan Türk Milletini tanımamakta ısrarlı olmaları ve Türk milletini milleti oluşturan etnik unsurlardan biri gibi kabul etmeleridir. Bu nedenle Anayasada bulunan Türklük vurgusuna ve Türk Milleti tanımına direniş göstermekte, yapılması için hayli yol alınan yeni anayasada Türklük tabirini ve Türk Milleti tanımını çıkarma konusunda kararlılıklarını bütün güçleriyle ortaya sürmekten asla çekinmediklerin göstermişlerdir.
Bu uygulamalar ve oluşturulan yeni yasal tedbirler söndürülmüş olarak teslim aldıkları bölücü terörü yeniden azdırmış, başbakanın ağzıyla Sivas ve Gâvur Dağı hattı devlet egemenliğimizin zayıfladığı, bayrağımızın dalgalanamadığı ve bir kısım siyasilerimizin giremediği yerler haline gelmiştir. Vergilerin toplanamadığı elektrik, doğalgaz, su ve kömür paralarının tahsil edilemediği; bunun yanında her türlü kaçakçılığın rahatlıkla yapıldığı bu bölgede ayrı bir yönetim kurma alt yapısının hızla ilerlediği artık gözden kaçmamaktadır. Güvenliğin bile terör örgütünce sağlandığı bu bölgede Türk devletinin varlığı sembolik düzeye indiği gidip gelenlerce ifade edilmektedir. Yerel yönetimlere hatta devlet kadrolarına atamaların terör örgütü elemanlarınca yapıldığı, devlet ihalelerinin yine bu örgütün gözetiminde yapıldığı bilinmektedir.
Terörün silahlı mücadele ile bitirilemediği yalanıyla müzakere dönemine geçildiği ise hepimizin malumudur. İngilizlerin nezaretinde Oslo'da başlatılan ikili görüşmeler önce milletten gizlenmiş, varılan anlaşmanın uygulamaya geçilmesi sırasında halkın gösterdiği büyük reaksiyon açılım diye başlatılan bu uygulamadan vazgeçilmesine sebep olmuştur. Şimdilerde başlatılan çözüm süreci ise bedeli ne olursa olsun sonuca katlanılacağı ve baldıran zehiri olsa da içileceği göze alınarak yola çıkıldığı için daha kararlılık içinde hareket edildiği ve alenen terör örgütü lideriyle temasa geçildiği görülmektedir. Otuz yılın terör lideri ve binlerce asker, polis, öğretmen ve kadın erkek, çoluk çocuk demeden kırk bin insanımızın katili biri siyasal lider ve demokrasi kahramanı olarak selamlanmaya hazır hale getirilmiştir. Hatta yapılacak yeni anayasanın baş mimarı durumunda TBMM sine direktif verecek pozisyona yükseltilmiştir. Türk milletinin devlet üzerindeki egemenlik hakları ve devletin üniter yapısı artık alenen tartışmaya açılmış, devletimiz iki ortaklı bir yapıya kavuşturulması konusunda gizliden gizliye bir hayli mesafe alındığı görülmüştür.
Durum bu noktada iken başta MHP olmak üzere bütün milli unsurlar buna asla müsaade etmeyeceklerini bir hayli zamandan beri kamuoyuna açıklamaktadırlar. Sözde çözüm sürecine başlandığından bu yana ise ifadeler daha da belirginleşmiş ve herkesin anlayabileceği bir şekilde ifade edilmeye başlanmıştır. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli önceleri parti gurup toplantılarında “MHP bu konuda henüz son sözünü söylememiştir” diyerek ilgilileri ikaz edip dikkatlerini çekmiş, daha sonra “ MHP ve Türk Millet son sözünü söylememiştir” diyerek ifadeyi daha da netleştirmiştir. Bunun da yeterli etkiyi göstermediği anlaşılınca “Duyduk duymadık demeyin. MHP ve Türk Milleti bu süreci tanımamaktadır” diyerek ikazının şiddetini bir derece daha artırarak uyarı görevini yerine getirmiştir.
Görülmüştür ki bu uyarılar ne bölücüler tarafından ne de AKP iktidarı tarafından dikkate alınmamış, hatta süreç daha ileri boyutlar taşınarak Diyarbakır'da bütün dünyanın gözü önünde Türk devletine ve Türk Milletine meydan okurcasına bayrağımız indirilmiş, Doğu ve Güneydoğumuz terör örgütünün egemenliği altına alınırcasına terör örgütünün bayraklarıyla selamlanmıştır. Bu durum başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün devlet ilgililerince memnuniyet verici bir durum olarak nitelenmiş, sonucun ülke ve millet hayatı bakımından hayırlı olacağı şeklinde kabul edilmiştir.
İşte tam bu noktada MHP'nin Bursa mitingi devreye girmiş ve milli güçlerin bu duruma razı olmayacağı bütün dünyaya ilan edilmiştir. Arkasından Manisa, Antalya ve Osmaniye'de yapılan toplantılar bunu teyit eden anlamlar kazanmıştır. 20 Nisanda yapılacak İzmir toplantısıyla ilgililer bir kez daha uyarılacaktır. Bu toplantılar birçoklarının yanlış anlamasıyla ifade ettikleri gibi birer parti toplantısı değil, partili partisiz Türk Milletinin direncini ortaya koyan toplantılardır. Bu toplantılarda ifade edilen “Vur de vuralım, Öl de ölelim” sloganı, milletin vurmakla ölmek arasındaki bütün sonuçları göze aldığını ve çözüm sürecine asla teslim olmayacağını ifade etmesi bakımından çok önemlidir ve mutlaka dikkate alınmalıdır.
Milli güçlere göre vatan ve egemenlik namus gibidir, ortak kabul edilemez. Nasıl doksan yıl önce vatan bütünlüğü ve egemenlik milletimizce silahla kazanılmışsa, yine silahla korunacaktır. Savaş kaybedilmeden ne barış yapmaya ne de ortak kabul etmeye kimse yetkili değildir. AKP iktidarı milletten anayasal düzen içinde milleti dört yıl boyunca yönetme yetkisi almıştır. Kimse bu yetkiyi aşamaz. Aşmaya kalktığında milletin direnme hakkını göz ardı edemez. O nedenle girilen sakim yoldan en kısa zamanda dönülmeli, milletimizin egemenliği ve birliği, devletimizin bütünlüğü, cumhuriyetimizin temel esasları, dilimiz ve bayrağımız asla tartışmaya açılmamalıdır. Aksi takdirde meydanların boş olmadığı, zor günlerin kapımızı çalmak üzere olduğunu herkesin bilmesi lazımdır.

Bu yazı toplam 933 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim