AZ GİTTİK UZ GİTTİK

Elimde Ord. Profesör Hilmi Ziya Ülken’in iki ciltlik TÜRKİYEDE CAĞDAŞ DÜŞÜNCE TARİHİ adlı kitabı var. Bir haftadır onu okuyorum. Kitabın ilk baskısı 14 Mart 1966 da yapılmış. Ben de 28 Nisan 1966 tarihinde almışım. Üzerine de Hasan Dinç Lise Müdür Muavini-ADIYAMAN diye not düşmüşüm. Kitap Ahmet Sait Matbaasında basılmış, Konya Selçuk yayınları arasında yayınlanmıştır. Kitap, Tanzimatla başlayan batılılaşma serüvenimizi anlatmakta, I.Meşrutiyet, II.Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemi düşünce hareketlerine yer vermektedir. Bu dönem içindeki fikir hareketlerine ve bunlara dinamoluk yapan fikir erbabı insanların eserlerinden yararlanarak orijinal düşüncelerine yer vermekte, bu düşüncelerin yakın geçmişteki derin izlerini anlatmaktadır.

Medeniyetimizin zirvesini temsil eden Osmanlı Avrupa karşısındaki ilk yenilgiyi XVII. Yüzyıl sonunda aldıktan sonra Karlofça antlaşmasıyla ilk büyük toprak kaybına maruz kalmış ve ağır savaş tazminat ödemeleriyle ekonomik yönden sıkıntılar içine düşmüştür. Bu durum XVIII. Yüzyıl boyunca devam etmiş, XIX. Yüzyılda artan ve ağırlaşan şartlara başta padişah olmak üzere devlet ricali tedbirler geliştirmek için zamanın bütün ileri gelenlerinden raporlar istemiştir. Gelen layihalar dikkate alınarak yapılan düzenlemelerin yaraya merhem olmadığı, hatta ayaklanma, isyan ve ihtilâllere zemin hazırlaması nedeniyle durumu daha da kötüye götürdüğü görülmüştür. Bu ihtilâller II.Osman, III. Selim gibi bir kısım padişahların ve sayısız sadrazamın canına mal olmuş, fakat içine düşülen durum için aramalardan vazgeçilmemiştir. II.Mahmut Yeniçeri ocağını ortadan kaldırınca devlet nefes almaya başlamış, tedbirler devlet hayatında uygulama fırsatı bulmuştur.

Tanzimat ilânı bu köklü ve geri dönüşü olmayan tedbirlerin başında gelmektedir. Tanzimat ilânının devletimizde ve toplumumuzda siyasi, hukuki, sosyal ve ekonomik birçok değişiklikler getirdiği tarih kitaplarında yazılıdır. Bizce en önemli girişimlerden biri de Avrupa’ya öğrenci göndermek olmuştur. Bu öğrenciler geri döndüklerinde devletin aksayan yönlerini yazdıkları kitaplarla paylaşmışlar, kendilerine inanan gençlerin yetişmesine gayret göstermişlerdir. Toplumdaki köklü değişiklikler ise bunların himmetli ve verimli çalışmalarıyla elde edilmiş, ülkemiz onların bazen birbirleriyle, bazen da devletle yaptıkları çetin mücadelelerle bu günlere gelmiştir.

Ord.Profesör Hilmi Ziya Ülken TÜRKİYEDE ÇAĞDAŞ DÜŞÜNCE TARİHİ adını verdiği 2 ciltlik bu önemli kitabında işte bu mücadelenin tarihini yazmakta, yakın tarihimizin bu düşünce hareketlerine ışık tutmaktadır. Çağdaş Türkiye’nin kurulmasında her konuda yapılan tartışmaların önem sıralaması yapılsa, hiç şüphesiz en başlarda eğitim meselemizin geldiği görülecektir. Bu konu I.Meşrutiyet, II. Meşrutiyet dönemlerinde ve de Cumhuriyet döneminde en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Konu ile ilgili tartışmalar günümüzde de ciddiyetini korumakta ve devam etmektedir.

Yakın tarihimizin ilk esaslı ve ciddi eğitim düzenlemesi şüphesiz II. Abdülhamit döneminde başlatılmıştır. Yine bu dönemde eğitim sistemi ile ilgili ciddi tartışmaların yapıldığına şahit olmaktayız. Bu tartışmalar bilhassa iki konu üzerinde yoğunlaşmaktadır. O dönemde tartışılan konulardan biri Satı Bey tarafından ortaya atılan eğitim düzenlemelerinin ilkokullardan başlama tezi, ikincisi ise Emrullah Efendinin ortaya attığı Tuba Ağacı nazariyesi diye bilinen ve eğitim düzenlemesi işine üniversitelerden başlama şeklinde ifade edilen fikirdir. Emrullah Efendi iki kez Maarif Nazırı (Milli Eğitim Bakanı) olmasına rağmen nazariyesini tatbik imkânı bulamamış, eldeki imkânlarla sisteme ilköğretimi teşkilatlandırarak işe başlamak mecburiyetinde kalmıştır. Buna rağmen Emrullah Efendi’nin nazariyesi üniversitelerimiz tarafından hep taze tutulmuş, günümüze kadar birçok taraftar bulmuştur. Bu nazariyenin cumhuriyet dönemindeki en önemli savunucusu Prof. Dr. Mümtaz Turhan’dır. Merhum Mümtaz Turhan yazdığı Maarifimizin Ana Davaları adındaki önemli kitabında Tuba Ağacı Nazariyesini yeniden canlandırıyor ve Milli Eğitim İşine İlköğretimden mi, Üniversiteden mi başlamalı tezini tartışmaya açarak Emrullah Efendi’nin teorisini gündeme taşımıştır. Mümtaz Turhan’a göre “Asıl derdimiz memleketin iş ve idare dallarının muhtaç olduğu derinleşmiş uzmanlardan mahrum bulunuşudur. Bu durumda kaldıkça memleket zihniyet bakımından geri, büro işini dahi başaramayan memurların, ilk ve orta öğretim işini hakkıyla başaramayan öğretmenlerin elinde kalacaktır. Bizde eksik olan okur- yazar sayısının azlığı değil, hakiki aydınların azlığıdır. Umumi bilgi sahibi yarı aydınların kafasında hakiki Batı zihniyeti yerleşmediği için hiçbir kültür değişmesi beklememeliyiz. Bu şekilde bütün teknik değişmeler satıhta kalmaya ve memleket, esasında, şarklı ve ilkel zihniyetten çıkamamaya mahkûmdur. Bunun için esaslı hal çaresi her bilgi ve iş dalı için yetecek kadar çok uzman yetiştirmek olmalıdır.”MümtazTurhan bunun için “Avrupa ve Amerika’ya çok sayıda ve iyi seçilmiş öğrenci gönderilmesini veAraştırma Enstitülerinin açılmasını” tavsiye etmektedir.

Başlangıçtan bu yana eğitim sisteminde tartışılan ikinci konu ise yetiştirilen insan konusuyla ilgilidir. Bu konuda Prens Sabahattin başta olmak üzere önemli bir aydın gurubu “Türkiye’nin geleceği memuriyet adaylarının çoğalmasına değil, iş ve üretim çalışmalarını ilerletecek amillerin yetişmesine bağlıdır” tezini savunmuşlarsa da maalesef gerçekleştirememişlerdir. Bugün bile ülkemizin en önemli sorunlarından biri diplomalı işsizler olduğu bilinmektedir ve problem çözülecek gibi görülmemektedir.

Görüldüğü gibi masalların sonunda söylediğimiz tekerlemeler bizim kaderimiz olmaya devam etmektedir. AZ GİTİK, UZ GİTTİK. DERE TEPE DÜZ GİTTİK. İKİ ASIR YÜRÜDÜK. BİR ARPA BOYU YOL GİTTİK.

Kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplam 824 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum