Hayrettin Aytar

Hayrettin Aytar

BOLU MESLEK YÜKSEK OKULU KİRİNDEN ARINDI MI?

Bundan yaklaşık 5-6 yıl evvel yıllar süren Üniversite özlemini dindirmek için Bolu Meslek Yüksek Okulu Muhasebe ve Vergi Uygulamaları bölümüne kaydımı yaptırmakla başladı her şey.

Epey geç kalınmış bir Üniversite hayatına başlarken sürecin beni eğitim öğretimden başka farklı mecralara taşıyacağını hiç hesaba katmamıştım aslında. Asıl amacım gündüz saatlerinde muhasebe ofisimdeki işlerimi tamamladıktan sonra akşamları okulun 2. Öğretim derslerine devam ederek ikinci yılın sonunda mezun olarak diplomamı alabilmekti.

Hocalarımın çoğu tanıdık ve aramızda hukukumuz bulunan simalardı ve yaşça da aramızda çok fark yoktu, yine çoğu sınıf arkadaşlarımın anne babalarından yaş olarak daha büyüktüm. Beni tanıyanlar sakin saygılı ve mütevazi bir kişiliğe sahip olduğumu çok iyi bilirler, bu özelliğimden dolayı derslerde sıradan bir öğrenci gibi dersimi dinler ders bitiminde okuldan ayrılır hocalarımdan herhangi bir ayrıcalık beklemezdim.

He şeyin yolunda gideceği bir eğitim ve öğretim süreci yaşayacağımı heyecanla ümit ederken, okuldaki öğretim üyesi egosunun oluşturduğu çarpık ve kirli yapı bütün acımasızlığıyla kendini belli etmeye başlamıştı. Öğretim görevlisi sıfatına bir de bölüm başkanlığı sıfatı ekli olunca okulda estirdiği ego terörü özellikle Anadolu’nun ücra köşelerinden ailelerin büyük fedakarlıklara katlanarak bin bir umutla okumak için gönderdikleri evlatlarının uğradıkları haksızlıklar beni bir yol ayrımına sürüklemişti.

Ya bu ego terörüne göz yumacak, hiçbir şeyi görmeden, duymadan iki yılda diplomamı alacak yada gemileri yakacak batıla galebe çalmak için var gücümle mücadele edecektim. Pek tabi ki Peygamber efendimizin “ Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” hadis-i şerifi ortadayken benim sırf diploma uğruna haksızlığın yanında olmam zaten imkansızdı.

Hocanın egosu o kadar tavan yapmıştı ki kimseyi gözü görmüyordu, derste ders anlatmıyor öğrencilere kendi hayatını,tuttuğu takımı, sevdiği yemekleri vs. anlatıyor, kalan süreyi de diğer öğretim görevlilerinin arkalarından konuşarak aralarındaki farkın lehine olduğunu ve kendisinin daha iyi hoca olduğunu anlatarak tamamlıyordu. İşin garibi okuldaki diğer hocalarda kendisine pek bulaşmak istemez bir tavır içerisine girerken yapılan yanlışlara dur diyecek birisi çıkmayınca meydanı boş bulan zat-ı muhterem okulda işleri iyice çığırından çıkarıyordu.

Devamında yine derslerde okul müdürünün hatta Rektörün arkasından konuşmaya devam ediyordu. Hatta o kadar ilginçtir ki okulda görevli bir memurla” sen beni nasıl sollarsın “kavgasına bile şahit olmuş epey şaşırmıştım. Estirdiği bu terörün altında yatan gücü de çok merak etmeye başlamıştım.

“--- Benim arkamda falanca var kimse bana bir şey yapamaz havalarındaydı. Anlattıklarının en başında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Üniversite yıllarında beraber aynı takımda futbol oynadıkları geliyordu. Yani tam bir kibir deryası, ayakların yerden kesilme sendromu.

Derken sıra artık yavaş yavaş bize gelmeye başlamıştı. Öğrenci çocukların yanında bir meslek mensubu olarak şahsımı itibarsızlaştırma çabasına girmişti. Derste “ Lan oğlum “gibi ahlaka mugayir söylemlere başlayınca tepki verdiğimizde okulun güvenlik görevlilerini sınıfa çağırarak kendini haklı duruma getirmeye çalışıyordu.

Öğrencilere karşı uygulamış olduğu acımasız ego tatmini öğrencilere illallah dedirtmiş ve bu haksızlıkların sona ermesini isteyen öğrencilerin büyük bir kısmı haklı mücadelemize destek olurken bazı öğrenciler de not karşılığında hocanın tarafını seçmişlerdi.

Derken hocayla yasal zeminde yürüttüğümüz mücadele sonrası Üniversite yönetiminin hoca hakkında başlattığı soruşturma ulusal basına kadar yansımıştı.

Aslında mücadelemizde epey yol almıştık ama YÖK Kanunu’nun öğretim üyelerine vermiş olduğu sınırsız yetki ve imtiyazlar neticesinde Rektörlüğün dostlar alış-verişte görsün misali göstermelik bir savunma alması ve basit bir uyarma ile soruşturmayı kapatması benim ve beraber hareket ettiğimiz öğrenci kardeşlerimiz için büyük bir hayal kırıklığına vesile olmuştu.

Hal böyle olunca bize Gerede MYO yolu gözüktü zira zatı muhterem 4 veya 5 dersime giriyordu. Kendi kendime “Sen haksızlık karşısında susmadın, Allah’ın rızasını kazanmak için dilsiz şeytan olmadın ve Allah katında kazandın gerisinin hiçbir hükmü yoktur” diyerek eğitimimize devam etmek istedik lakin zat-ı muhterem bu defada Gerede MYO’da ki hocaları arayarak “gereğinin yapılması “telkinlerinde bulunarak kirini oraya da taşımıştı.

Hal böyle olunca biz de eğitimimizi yarıda bırakmak zorunda kalmıştık.

Bolu MYO’ da öğrencilerin, doymak bilmeyen, tatmin olmayan azgın ve kirli egoların tatmini için döktükleri göz yaşlarına şahit oldum.

Ailelerin perişanlığına, yıkılan hayallere, kaybolan geleceklere, vaz geçilen hayatlara şahit oldum. Çok kirlendi Bolu Meslek Yüksek Okulu çok, sınıfları kirlendi, koridorları, duvarları, bahçesi hatta ve hatta havası bile kirlendi. O kirin temizlenmesi belli ki epey zaman alacak.

Geçenlerde söylediler emekliye ayrılmış. Bu travmalara vesile olan belli ki üzerindeki beddualar tecelli ettiğinde kolay kolay can veremeyecek, umulur ki hesap gününde iki yakasına yapışan çok eller olacak.

Derler ya “Gururlanma padişahım senden büyük Yaradan var. Şimdi emekli oldun ya belli ki selam verenin olmayacak ve o masum öğrencilere yaşattığın kabuslar, travmalar, girdiğin kul hakları heba ettiğin pırıl pırıl gençler yaşamının sonuna kadar vicdanını rahat bırakmayacak ve gün yüzü göremeyeceksin.

Ama bunu kendin istedin. Kendi düşen ağlamaz ve son cümlem şu olacak sana “Bundan sonraki kaderin, sanırım yalnızlığın olacak.”

Kıymetli okurlarım haftaya görüşebilmek ümidiyle hepinizi hürmetle muhabbetle selamlarım.

Hepiniz Allah’a emanet olunuz.

Bu yazı toplam 4548 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
11 Yorum