DUANIN DİLİ

 

( Değerli Müftümüzün dikkatine saygıyla sunulur)

Dini anlamda dua Allah’ın (C.C.) yüceliği karşısında kulun acizliğini anlayarak O’na sevgi ve tazim duyguları içinde lütuf ve yardımını dilemesi demektir. Bir başka deyişle dua, insanın bir taraftan kendi ihtiyaç ve eksikliklerinin giderilmesini, diğer taraftan daha mükemmele ulaşmasını hedefleyen bir diyalog aracıdır. Yani dua sınırlı, sonlu ve aciz olan varlığın; sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğu bir köprüdür. Bu sebeple insanoğlu tarihin hiçbir döneminde duadan uzak kalmamış, Allah’a durumunu arz etmiş ve O’na niyazda bulunmaktan vazgeçmemiştir. Bir dine inanan ya da inanmayan bütün insanlar hayatlarının belli dönemlerinde Allah’a sığınmaktan, ondan ihtiyaçlarını gidermesi için dilekte bulunmaktan imtina etmemişlerdir. Hatta Isra suresinin 44 ayetinde “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tespih eder. O’nu överek yüceltmeyen hiçbir şey yoktur, fakat siz onların bu tespihini anlamazsınız” denilmekte, bütün mahlûkatın dua ve tespih ettiği ifade edilmektedir.

Dinimize göre dua farz ibadetlerin bir rüknü olmasa da son noktasıdır. Her ibadet dua ile sonlanır. Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerimde dua ile ilgili birçok ayet bulunmakta, Cenab-ı Allah kullarının kendisine dua etmelerini istemektedir. Mesela başa gelen sıkıntı ve zorluklardan kurtulmak için Allah’a dua edilmesi istenirken “Bana dua edin ki, size karşılığını vereyim. Şüphesiz bana ibadet etmekten kibirlenenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir (Mü’min suresi 40.Ayet) demektedir. Yine başka bir ayette ise “De ki: Eğer duanız olmasaydı Rabbim size hiçbir değer vermezdi” (Eurkan Suresi 77.Ayet). Yine Bakara Suresinin 186. Ayetinde “ Kullarım sana benden sorarlar ise ben onlara çok yakınım. Dua edin, dua edildiğinde kabul ederim. Onlarda bana icabet etsinler. Bana iman etsinler ki doğru yolda olanlardan olsunlar” denilmektedir.

Yine Peygamberimiz  (S.A.) dua ile ilgili olarak “Kişinin duayı duyarlı bir kalple yapmasını, isteğini kesin ve sade bir dille belirtmesini, kabulü için acele etmeyip isteklerine ısrarla devam etmesini, yerine göre isteklerini üç defa tekrarlamasını” tavsiye etmiştir. Sahihi Buhari’de kaydedilen Bir başka hadisinde ise Cenab-ı Peygamber “Allah’ı güzel isimleriyle anan kimsenin günahlarının denizköpükleri kadar çok olsa bile yine affedilir” diyerek ümmetini duaya yönlendirmiştir. Yine Tirmizi’de kayıtlı bir başka hadisinde ise Peygamberimiz “Allah’ım! Ürpermeyen kalpten, Doymayan nefisten, fayda vermeyen bilgiden ve kabul olunmayacak duadan sana sığınırım” diyerek dua edilmesi sırasındaki nezakete dikkat çekmiştir.

Yine meşhur din ulularımızdan Fahrettin Razi “ Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur. Bu sebeple dua kulluk makamlarının en önemlisidir” diyerek bir kul için duanın önemini ifade ederken; Kuşeyri ise  “Allah ile kul arasında Allah’ın rahmet ve şefkatinin kulları tarafından tanınma iradesinin galip geldiği canlı bir ilişki ve haberleşme olarak görmek lazımdır” diyerek duanın bir başka yönüne dikkatimizi çekmiştir. 20. yüzyılın en büyüklerinden Muhammed İkbal ise bu konuda “Dua Kâinatın dehşet verici sessizliği içinde insanoğlunun kendisine bir cevap bulması için hissettiği derin hasret ve iştiyakın ifadesidir” diyerek duanın en büyük yanına işaret etmiştir.

Duanın psikolojik açıdan tahlillerini yapan Nobel ödüllü Fransız biyoloji uzmanı Dr. Alex Carrel duanın “ ilahi yardımın celbi için başvurulan genel bir ruhi mekanizma” olduğuna işaret etmiş,” insanın yaratıcısına doğru fıtrî çekilişinin, yakınlaşma isteğinin” üzerinde durmuştur. Böylece duayı “Zihnin maddi olmayan âleme doğru çekilmesi, bazen her şeyin değişmez ve üstün prensibinin huşu içinde bir temaşası, ruhun Allah’a yükselişi, hayat denilen mucizeyi yaratan varlığa karşı aşk ve ibadet ifadesi; her şeyi yaratan, en üstün kemal, kudret, kuvvet ve güzellik kaynağı, herkesin kurtarıcısı ve hamisi, olan görülmez bir varlıkla ilişkiye geçmek için yapılan bir gayret” olarak tanımlamaktadır. Yine Dr. Alex Carrel duayı “Bu günün şartlarında iç rahatlığı için gerekli ruhi ve bedeni hususları temin ederek dua yerlerine ihtiyaç vardır. Bu sığınakların sessizliğinde, insanlar düşüncelerini Allah’a doğru yükselterek adele ve uzuvlarını dinlendirme, zihinlerinin gerginliğini giderme, fikirlerini billurlaştırma ve medeniyetin ezici bir yük haline getirdiği çetin hayata tahammül kuvvetini kazanma imkânını bulabileceklerdir” diyerek insan için duayı en büyük moral ve motivasyon kaynağı olarak değerlendirmektedir. Douglas ise duayı bir başka yönüyle ele almakta “Allah’ın durmadan taşan sevgi ve alâkasına kulun bir cevabıdır” diye tanımlamaktadır.

NOT: Yazı çok uzun olacağı ve bir köşe yazısının boyutlarını aşacağı için esas söylemek istediğimiz ve Sayın müftümüzün dikkatini çekeceğimiz bölümünü önümüzdeki haftaya bırakıyorum. Şimdilik kalın sağlıcakla.

 

 

  

Bu yazı toplam 1448 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.