DUANIN DİLİ (II)

(Sayın müftümüzün dikkatine saygıyla)

Yazının geçtiğimiz hafta yayınlanan birinci bölümünde duanın genel bir tanımı üzerinde durmuş, duanın insan üzerindeki manevi (dini, psikolojik ve moral) etkileri ile maddi (Biyolojik ve fiziki) etkileri üzerinde durmuş, bu konularda hem dini kaynakların hem de konu üzerinde dünya çapında kabul görmüş kişilerin düşüncelerini paylaşmıştım. Yazımın esas üzerinde durmam gerekli bölümünü bu haftaya bırakarak yazıma son vermiştim.

Geçen haftaki yazımda dua ile ilgili dini ve ilmi kaynakların tespitini kısaca bir kez daha hatırlatmak gerekirse kutsal kitabımızda Rabbimizin “Bana dua edin size karşılığını vereyim.”( Mü’min suresi 40.Ayet) dediğini, Peygamberimizin ise “Kişinin duayı duyarlı bir kalple yapmasını, isteğini kesin ve sade bir dille anlatmasını” tavsiye ettiğini, yine peygamberimizin “Anlamı bilinmeyen duanın yapılmamış sayıldığını” hadislerinde ifade ettiğini yazmıştık. Yine Peygamberimizin “Kabul olmayan duadan sana sığınırım” diye Allah’a iltica ettiğini ifade etmiştim. Bunlarla birlikte Nobel ödüllü Fransız biyoloji âlimi Dr.Alex Carrel’in dua için “Ruhun Allah’a yükselişi, hayat denilen mucizeyi yaratan varlığa karşı aşk ve ibadet ifadesi, herkesin kurtarıcısı ve hamisi olan görülmez bir varlıkla ilişkiye geçmek için yapılan bir gayret” dediğini; Doglas’ın ise yine duayı “Allah’ın durmadan taşan sevgi ve alâkasına kulun bir cevabıdır” diye tanımladığını yazmıştım.

Yukarda yazdıklarımdan ayrı olarak Kur’an-ı Kerimde “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar onu tespih eder. O’nu överek yüceltmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların bu tespihini anlamazsınız” (İsra suresi 44) ayetinin anlamı gereği yerde, gökte ve ikisi arasında bütün yaratılmışların Allah’ı övüp tespih ederek dua ve niyazda bulunduğunu, fakat insanların bunu anlamayacaklarını da kaydetmiştim. Yine inancımıza göre her peygamberin bir mucizesi olduğunu biliriz ve mü’min olarak peygamberlerin bu mucizelerine inanırız. Hz. Süleyman’ın mucizesi kuşların dillerini bilmek ve onlarla konuşmaktır. Bu özelliği ile onları hizmetine almak ve onlardan yararlanmaktır.

Bu genel girişi yaptıktan sonra gelelim esas konumuza:

Kulluk ibadetlerimiz başta olmak üzere hayatın akışı içinde her teşebbüsümüzde Allah’a ibadetlerimizin kabulü ve yapacaklarımızda yardım ve destekleri için dua ederiz. Türk Diyanet vakfının hazırladığı İslâm Ansiklopedisinin “Kulun Rabbiyle diyalogu” diye tarif edilen dua, Dünyaya gözlerimizi açtığımız andan son nefesimizi verdiğimiz ana kadar her işimizin başında ve sonunda vardır ve işlerimizin ayrılmaz parçasıdır. Doğarız Annemiz, babamız ve aile büyüklerimiz bizim için dua ederler. Ölürüz geride kalanlarımız bize dua ederler. Yemeğe başlarken dua, bittiğinde dua ederiz. Yatarken dua, kalkarken dua ederiz. Okula başlarken dua, bittiğinde dua ederiz. Oğlumuzu askere dua ile gönderir, kızımızı dua ile gelin ederiz. Yola çıkarken dua, yurdumuza döndüğümüzde dua ederiz. Sünnetimizi dua, nikâhımızı dua ile tamamlarız. İlk dişimiz çıktığında, ilk adımı attığımızda süreç dua ile tamamlanır. Anne ve babanın bir şekilde göz bebeği yavrularından ayrılırken dayanma güçleri, dayanakları duayı vasıta yaparak ulaştıklarına ve koruyuculuğuna sığındıkları Yüce Allah’tır. Namaz kılarız dua ile tamamlarız. Oruç tutar dua ile açarız. Bütün ibadetlerimizi dua ile tamamlarız. Önemli ya da önemsiz her işimize dua ile başlar, dua ile bitiririz. Velhasıl yukarda söylediğimiz gibi duadan uzak kalmış bir anımız yoktur.

Dualar dini metinler değildir. Duanın içeriği yapıldığı işe ve dileğe göre değişir. Annemin beni yatırırken öğrettiği duayı şimdi bile içtenlikle yapıyor ve onun manevi koruyuculuğuna inanıyorum. Annem her akşam beni “Yattım Allah kaldır beni/ Nur içine daldır beni/ gece gündüz şükrederim/ Cennetine gönder beni” diye söyletir, basit ve sade bir dille, Anamın diliyle, yani Anamın ak sütü kadar temiz Türkçeyle, bilmediği halde Peygamberimizin dediği dua ölçüleri içinde kalarak duyarlı bir kalple dua ettirir ve öyle uyuturdu.

Şunu demek istiyorum. Duaların dili her toplumun kendi dilidir ve öyle olmalıdır.Bazı kalıplara dökülmüş standart ve anlaşılmayan dille hazırlanmış dua metinleri, yukarıdaki dua tarifinin sınırlarını zorlamak anlamını taşır. Günümüzde din görevlilerimizin dua yaparken bu gerçeğe ayak uyduramadıklarına üzülerek şahit olmaktayız.

Dua ile sonlanan her türlü ibadet ve merasimlerden sonra “Âmin” diyerek ve el açarak duaya başlayan din görevlisi, anlamı âmin diyenlerce bilinmeyen dualar etmekte ve topluma âmin dedirtilmektedir. Bu dua metinleri günümüzden çok önceleri belki üç asır, belki beş asır, belki de on asır önce o günün şartları ve ihtiyaçları dikkate alınarak yazılmış Arapça metinlerdir. Kafiyeli, redifli, cinaslı ve belki de sanatlı bir şekilde kaleme alınan bu dua metinlerinin günümüz insanlarının ihtiyaç ve şartlarından uzak ve dini bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

Cenab-ı Allah’ın Kur’an-ı Kerimde “Bana dua edin ki size karşılığını vereyim” dediğini, Peygamberimizin de “Kabul olmayan duadan sana sığınırım” dediğini, yine peygamberimizin “Anlamı bilinmeyen duanın yapılmamış sayıldığını” yukarda kaydetmiştim. Arapça dua metinlerinin içeriği ne dua yapanlar ne de duaya âmin diyenler tarafından bilinmediği ve Peygamber ölçüsüne göre bu duaların yapılmamış sayıldığı bir gerçektir. Bilhassa ibadetlerimizin sonunda yapılan ve anlamı bizce bilinmeyen bu dua metinlerinin yapılmasındaki ısrar anlaşılmamaktadır. El açıp Allah’tan niyaz edip dua eden mü’minlerin, Allah’tan ne istediklerini ve Allah’ın ne vereceğini bilmemeleri kadar acı veren bir dini merasim olur mu?

Cenab-ı Allah yukarda zikrettiğimiz bir ayetinde “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tespih eder, O’nu överek yüceltmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların bu tespihini anlamazsız” diyor. Çünkü her yaratılmışın dili başkadır. Kuşların dili başka, böceğin dili başka, çiçeğin dili başka, balığın dili başka ve ağacın dili başkadır. Ama hepsi Allah’ı tespih eder, O’na dua ve niyazda bulunur. Hepsinin dilini Allah anlar, ama onlar birbirlerinin dilini bilmezler. Hz. Süleyman’ a bir mucize olarak kuşlarla konuşma ve onların dilini anlama kabiliyeti verilmiştir. Hz. Süleyman Yahudi olup İbranice konuşmaktadır ve İbranice’den de başka dil bilmemektedir. Yani bütün kuşların dilini bilir ama Arapça bilmez. Dua etmek için Arapça’ya ihtiyaç duymamış ama Allah nezdinde kabul edilen dualar onun ağzından çıkmıştır.

Sayın müftümüz!

Göreve başladığın günden bu yana sizin konuşmalarınızı dinliyorum. Zaman, zaman konuşmalarınızda ilk Müslüman Türk devletlerinden ve Karahanlı’lardan özellikle bahsediyorsunuz. Bunu takdirle karşılıyorum. Bu sebeple cemaatle kılınan namazlardan sonra imamların halkın anlamadığı ve neye âmin dedikleri duaya el atmanızı özellikle bekliyorum. İmamlarımız ya dualarını toplumun anladığı Türkçe yapsınlar. Ya da kendi dualarını sessizce yaparak cemaatin Allah’la olan münacatlarına, diyaloglarına fırsat versinler. Bu konuyu toplantılarınızda önemli gündem maddesi olarak ele almanızı ve çözüme kavuşturmanızı merakla bekliyorum. Bu dini ve milli vecibeyi önemine binaen çözüme kavuşturacağınıza inanıyorum.

SAYGILARIMLA.

Bu yazı toplam 1562 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum