BİZİM İLLER ELİN OLMUŞ,BİRAZICIK TÜRK İZİ KALMIŞ -4 BULGARİSTAN

BİZİM İLLER ELİN OLMUŞ,BİRAZICIK TÜRK İZİ KALMIŞ -4 BULGARİSTAN

BİZİM İLLER ELİN OLMUŞ,BİRAZICIK TÜRK İZİ KALMIŞ -4 BULGARİSTAN
Haber albümü için resme tıklayın

Avrasya Eğitimciler Derneği’nin düzenlemiş olduğu gezinin son bölümü olan Bulgaristan ile yazıma devam ediyorum.

21 Ağustos Çarşamba Günü Bulgaristan’a gitmek üzere Üsküp’ten yola çıkıyoruz. Makedonya’nın en önemli şehirlerinden biri olan Kumanova’nın yanından geçiyoruz.

Öğle saatlerinde Bulgaristan Sınır Kapısı’ndan giriş yapıyoruz. 112 km mesafede bulunan Sofya’ya gitmek üzere olduğumuz yolun etrafı ormanlık bir arazi, ovalarda meyve ağaçları, buğday, ayçiçeği ve mısır tarlaları geniş yer kaplıyor.

Kenar mahallelerinde eski, döküntü bir görüntü sergileyen apartman binaların çoğunlukta olduğu Sofya Şehri’ne giriyoruz. Eski tip otobüsleri, troleybüsleri, trenleri görünce, ülkemizle karşılaştırdığımda, ne kadar geri kaldıklarını görebiliyoruz. Bizim giremediğimiz Avrupa Birliğine Bulgaristan’ın nasıl girdiğine hayret ediyoruz.

1,3 milyona yakın nüfusun yaşadığı Sofya’da Osmanlı Dönemi’nden kalan eserleri göremiyoruz. Osmanlı İmparatorluğu Bulgaristan topraklarını terk ettiği zaman, arşiv belgelerinden tespit edildiğine göre, Sofya’da 32 cami ve mescit, 8 medrese, 15 tekke ve zaviye, 3 imaret, 2 türbe, 13 han, 7 kervansaray vs. toplam 170 vakıf eseri bulunmakta imiş.

Sofya’da ziyaret ettiğimiz Banyabaşı Camii Osmanlı Dönemi’nden kalan ve ibadete açık olan İslami Kültür eserlerinden yalnız biri olarak kaldığını üzüntü ile öğreniyoruz. Caminin Türkiye tarafından restoresi yapılmaktadır.

Sofya’nın önemli tarihi esrelerinden; kente adını veren kutsal bilge anlamındaki Sofia Heykeli’ni, kubbeleri som altın kaplamalı olan Aleksandır Nevski Katetrali’ni, yine kubbeleri altın kaplamalı Rus Ortodoks Kilisesi’ni, Botanik Müzesi’ni, Opera Bale Binası’nı, Ayasofya Kilisesi’ni, Ölümsüz Asker Anıtı’nı, Vasil Levski Anıtı’nı gezip, görüyoruz.

Sofya’dan 153 km uzaklıktaki Plevne’ye hareket ediyoruz. Otoyol ile uzun bir düzlükten sonra dağlık, yemyeşil ağaçların kapladığı bir bölgeye giriyoruz. Plevne’ye yaklaştıkça, çok geniş düz ovalarla karşılaşıyoruz. Buğday, ayçiçeği ve mısır tarlalarının bulunduğu arazide, petrol çıkarıldığını da görüyoruz.

Osmanlı-Rus Savaşı’nın Panoramik tasvirlerinin yer aldığı müzeyi gezdik. Akşam Tuna Nehri’nin kolunun geçtiği bölgedeki çay bahçesinde; ballı, limonlu kekik çaylarımızı içtik. Gezimizin son gecesini Plevne’de geçirdik.

22 Ağustos Perşembe sabahı erkenden yine yollara düştük. Plevne’nin çıkışından sonra da yine uçsuz bucaksız düz ovalar ile karşı karşıya kalıyoruz. Ağaçların gölge oluşturduğu yoldan uzun süre gidiyoruz.

Deliorman Bölgesi’nde de çok geniş düz ovaları; ayçiçeği, mısır tarlalarını ve üzüm bağlarını yoğun olarak görebiliyoruz.

Deliorman Bölgesi’nde 1389 tarihinde Çandarlı Ali Paşa tarafından Osmanlı toprağına katılan, 1810 yılında Osmanlı-Rus Savaşları’nda Rusların 50 Bin ölü vererek savaşı kaybettikleri, Türklerin ve Türk eserlerinin çokça görüldüğü Şumnu’ya giriyoruz.

Şumnu’da Osmanlı’dan bugüne kalan en önemli mekân olan, 1741yılında Şerif Halil Paşa tarafından yaptırılan, kubbesi tombul olduğundan dolayı bu adla anılan, Osmanlı Döneminde Balkanlarda yapılan 2. büyüklükteki cami olan Tombul Cami’yi ve medrese bölümünü ziyaret ediyoruz. Orada kurstaki öğrenci ve öğretmenlerle görüşüyoruz. Hediyeler dağıtıp, hatıra fotoğrafları çekiyoruz.

Hikâyesini sıkça kullandığımız: Babası oğluna hep‘’Oğlum Sen Adam Olamazsın’’ dermiş. Oğlu da okumuş, vali (Paşa) olmuş. Babasını askerlerle yanına getirterek:’’ Bak Sen Bana Adam Olamazsın Diyordun, Ben Vali Oldum’’ deyince, babası: “Ben sana vali olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim”, ‘’Sen yine adam olamamışsın, beni ayağına çağırtıyorsun’’ demiş. Bu sözlerin söylendiği kişinin Şerif Halil Paşa olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Halil Paşa babasını memnun etmek için yapılan caminin yanı sıra birde çeşme yaptırdığını burada öğreniyoruz.

Şumnu’da Saat Kulesi’ni, Bedesten’i, Tombul Cami karşısında bulunan şimdi Erkek İmam Hatip Lisesi olarak kullanılan, başka bir adla Nüvap Okulu denilen binayı görüyoruz. Yıllarca lise binası olarak kullanılan bu binada yüzlerce kişinin okuduğunu ve önemli mevkilere geldiklerini, bunlardan bir kısmının da Türkiye’ye göç ettiklerini, Türkiye’de önemli makamlarda bulunduklarını öğrenmiş oluyoruz.

Gezimize katılan, otobüste tanıma fırsatı bulduğumuz, ODTÜ Makine Mühendisi Doç. Dr. Cemil Yamalı’nın babasının da bu okulda okuduğunu, Türkiye’ye göç ettiğini, Hava Kuvvetlerine girip, Albaylıktan emekli olduğunu öğreniyoruz.

Osmanlı haberleşme tarihindeki ilk telgraf görüşmesinin 1855 yılında Şumnu-İstanbul arasında yapıldığını, efsanevi güreşçimiz Koca Yusuf’un Şumnu’lu olduğu hakkında bilgi sahibi oluyoruz.

Şumnu’dan sonra ticaret, turizm ve sanayi şehri Varna’ya geliyoruz. Varna’da balkanların en büyük parkını görüyoruz. Deniz sahiliyle bütünleşen park yemyeşil görüntüsüyle dikkat çekiyor. Varna’nın ünlü Altın Kum plajlarını, Osmanlı Dönemi’nde kalan gar binasını, limanı, tersaneyi, görüyoruz. 128 Km mesafedeki Burgaz’a doğru yola çıkıyoruz.

Varna Burgaz arası tek gidiş gelişli yolun etrafını meşe ağaçları ve yeşillikler oluşturuyor. Düz arazide üzüm bağları geniş yer tutuyor.

Varna’dan sonra deniz sahilinde büyük otellerin, villa tipi evlerin oluşturduğu Neseber Şehri’ni görüyoruz.

Burgaz’a girdiğimizde de buranın; lüks otelleriyle, dinlenme, eğlence yerleriyle turizm kenti olduğunu fark ediyoruz.

Burgaz’dan 82 km uzaklıktaki Dereköy Sınır Kapısı’na tek şerit gidiş gelişli, dağlık yoldan geçerek, akşam saatlerinde ulaşıyoruz.

Ülkemize dönmenin, sınırımızdaki şanlı Türk Bayrağımızı görmenin sevincini tüm arkadaşlarla beraber yaşıyoruz. Mustafa Yıldızdoğan’ın Türkiye’m Şarkısı’nı gür sesimizle söylüyoruz.

Bu gezi benim için çok yararlı oldu. Ben her zaman şunu tavsiye ederdim: ‘’Her Türk Vatandaşı Çanakkale’yi Ömründe Bir Defa Mutlaka Görmelidir’’derdim. Şimdi şunu da ekliyorum. ‘’Her Türk Vatandaşı Ömründe Bir Kere de Olsa Balkan Ülkelerini ve Çanakkale’yi Mutlaka Görmelidir.’’diyerek, bu gezinin çok önemli olduğunu belirtmek istiyorum.

Vatan toprağımızın, al bayrağımızın, dilimizin, dinimizin, milletimizin, kutsal değerlerimizin ve bağımsızlığımızın önemini ve değerini bilmeliyiz. Bu kutsal değerlere sahip olduğumuz için şükretmeliyiz. Bu değerleri her şeyin üzerinde tutarak korumayı namus ve şeref borcu olarak görmeliyiz.

Bölücülere, vatan hainlerine, iç ve dış düşmanlarımıza tepkimizi koyarak, ülkemize sahip çıkmalıyız.

Gezimizin gerçekleşmesinde önemli rol oynayan Avrasya Eğitimciler Derneği Genel Başkanımız Dr. Bahattin Ergezer’e, dernek yöneticilerimize, kardeşlik duygularıyla gezimizin güzel geçmesini sağlayan arkadaşlarıma; bizlerin gezip görmemizde, bilgilenmemizde her türlü yardımı gösteren rehberimiz İbrahim Habeş’e teşekkür ederim.

İlerideki günlerde, gezimizin Bolu ve Ülkemiz ile ilgili karşılaştırmalarını yeri geldikçe yapmaya çalışacağım.



03 Eyl 2013 - 00:00 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.