KURULUŞUNUN 71.YILDÖNÜMÜNDE KÖY ENSTİTÜLERİ

KURULUŞUNUN 71.YILDÖNÜMÜNDE KÖY ENSTİTÜLERİ

KURULUŞUNUN 71.YILDÖNÜMÜNDE KÖY ENSTİTÜLERİ
Haber albümü için resme tıklayın

DÜZENLEME MEHMET TUNÇKOL

“Köy Enstitüleri, cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi, en sevgilisi sayıyorum. Köy enstitülerinde yetişen evlatlarımızın muvaffakiyetlerini ömrüm boyunca yakından ve candan takip edeceğim” diye söz vermişti İsmet İnönü. Köy Enstitülüler, bu sözü yıllar sonra acıyla anımsayacaklardı.

Aslında çalışmamıza şöyle bir başlıkla başlasak daha doğru olurdu: “Kuruluşunun 71, kapatılışının 57. yıldönümünde Köy Enstitüleri.”

Mehmet Tunçkol'un hazırladığı bu bölümde, yine belgeleri gün ışığına çıkartarak eski hikayeleri güncelleştiriyoruz. Bu bölümde Kıbrıscıklı Muhiddin'in, A. Emin Yalman'ın kaleminden ilginç bir hikayesini siz okurlarımıza sunuyoruz.

BALTALANAN KÖY ENSTİTÜLERİ

Ahmet Emin Yalman

İkinci Cihan Harbi başlarken elli bir, biterken de elli yedi yaşındaydım, fakat harbin kasvetlerine, endişelerine ve zaman zaman başıma yağan belalara rağmen, hiç gevşemeyen bir enerjim ve çalışma yaratma kudretim vardı. Vaktimin ancak yarısı matbaada masamın başında geçiyordu, sık sık Ankara'ya gidiyor, memleketin diğer taraflarını adım adım dolaşıyordum. Kolleksiyonları karıştırdığım zaman gazetecilikte harp yıllarında çıkarabildiğim işe kendim de şaşıyorum. Her sayıda kendi imzamla ve M.H. Zal takma adıyla birden fazla yazım ve sık sık dizi halinde röportajlarım çıkıyordu.

BÜYÜK BİR İNKILÂP

Bana taze şevk veren üç kaynak vardı. Bunlardan birincisi, Türk milletinin akıncı ruhunu ta kökünden harekete getiren “Köy Enstitüsü” cereyanına canla başla katılmamdı.

1938 yılı başlarında (Eğitmen Kursları) adı altında yeni bir hareket başlayınca, buna derhal kulak kabartmıştım. İşin ilk çıkış noktası çok iddiasızdı. Hedef, köy öğretiminde ve uyanışında köyden yetişen insanı canlı bir role geçirmekti. Bu maksatla ilk adım olarak, askerlikte çavuşluk filan gibi görevler gördükten sonra, köyüne dönen adamlar ayarında kimseleri, kısa zamanda ameli kurslarla köy okullarında vazife görecek bir hale getirmekti. Bu yepyeni âlemle tanışmak için İlköğretim Umum Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'a başvurdum, kurs verilen yerleri beraberce dolaştık. Köyden köye atlayarak devam eden bu çok meraklı yolculuk esnasında iki neticeye ulaştım: Bunlardan birincisi, büyük Türk terbiyecisi, büyük vatansever, yaman akıncı İsmail Hakkı Tonguç'la yakından tanışmak oldu. İsmail Hakkı, Türk tarihini iyi ve kötü taraflarıyla sıkı bir tahlilden geçirmiş, kendi terbiyeci mesleği bakımından lazım gelen dersleri almış, olgun bir insandı.

( ..) İsmail Hakkı Tonguç'u Eskişehir Öğretmen Okulu'nda genç bir öğretmen iken bilirim. Aradan geçen yıllar esnasında İsmail Hakkı Tonguç mesleğinde ilerledi. İlköğretim Umum Müdürü olarak Türkiye'de o tipte bir okul yaratmak yolunu tuttu ki, bu yeni sistem; “öğrenciyi ezbercilikten kurtardı, bilgi merakı edinmesini ve kafasını rahatça kullanmasını sağladı”... Köy öğretim sisteminde bir defa (Eğitim Kursları) adı altında yeni bir adım atıldıktan sonra da, Hasan Ali Yücel gibi bir Milli Eğitim Bakanı'ndan aldığı kuvvet ve cesaretle köy enstitüleri hareketine dört elle sarıldı. İlk olarak Kastamonu'da kurulan enstitüde öğrenciler, yapı malzemesini ta ormandan başlayarak güle söyleye bir araya getirerek kendi binalarını bizzat yaptılar. Bunun arkasında; İzmir, Trakya, Arifiye diye başlayarak sayısı az zamanda on beşi bulan enstitüyü içine alan yaman bir ağ gerildi. Ankara civarında, Hasanoğlan'da da enstitülere öğretmen yetiştirmek üzere yüksek bir enstitü meydana getirildi.
Bütün bu âlemin içinde yıllarca zevkli ve ümitli yıllar geçirdim. Bu, öyle bir yeni varlıktı ki içinde daima neşe hüküm sürüyor, musiki zevki ön planda tutuluyor, cefa sefaya çevriliyor, her şey imtihan zoru ile değil, bilgi merakıyla öğreniliyordu. Tenkit hürriyeti teşebbüs kudreti her adımda her şeye hâkimdi. Köylüler önce kızlarını buraya vermekte tereddüt gösterdiler, tam bir güven kurulduktan sonra, seve seve enstitülere gönderdiler, burada ideal derecesinde dürüst ve temiz bir arkadaşlık hayatı ve elbirliği ile vazife hazırlığı devam etmekte idi.

Enstitülü en verimli usullerle kendini yetiştiriyor, yüksek bir vazife duygusu geliştiriyor, köyde yarayacak sanatlar öğreniyor ve günün birinde tam bir öncü, akıncı ve şerre karşı savaşçı sıfatıyla köy hayatına katılmaya hazırlanıyordu.

Bu âlemde yepyeni bir Türkiye'nin temeli hayranlık verecek bir başarıyla kuruluyordu.

MANEVİ OĞLUM MUHİDDİN YAMAN (KIBRISCIK-KARACAVİRAN KÖYÜ'NDEN)

Hele Arifiye, Çifteler ve Hasanoğlan Enstitülerine sık sık gidiyor, yeni akıncıların âlemiyle kaynaşıyordum. Arifiye'yi ziyaretlerimden birinde Bolu'nun, Kıbrıscık bucağının Karacaviran Köyü'nde Muhiddin Yaman isminde zeki bir yavruyla karşılaştım. Çocuk, o günün memleket ve Dünya davaları hakkındaki suallere öyle uyanık cevaplar verdi ki, kendisini gazete adına İstanbul'a davet etmek ve evimizde misafir etmek için müdürden izin istedim, sözlerini de gazeteye geçirdim.

Muhiddin, İstanbul'da bir hafta kaldı. Deniz, sinemayı, kalabalık bir şehri, bir gazete matbaasını ilk defa gördü. İntibalarını pek saf ve hoş bir dizi halinde “Vatan” da yazdı.

Altı yıl Muhiddin'in sesi sadası çıkmadı. Bir gün kendisinden şöyle bir mektup aldım:

“Baba, anne, altı yıldır size mektup yazmadım, çünkü size gösterecek bir eserim yoktu. Bu yıllar içinde Enstitü'yü tamamladım, köyüme geldim, okulumu kurdum, bu yıl ilk mezunlarımı veriyorum, köye gelmenizi, köyümü ve gelininiz Rukiye'yi tanımanızı ve eserimi görmenizi istiyorum.”

Böyle bir davete koşmamak imkânsızdı. Eşim Rezzan ve kardeşi şimdi Birleşmiş Milletler Protokol Umum Müdürü, o zamanlar “VATAN” yazarı olan Sinan Korle, eşi Sara Korle, oğlum Tunç ile beraber gazetenin arabasıyla yola çıktık. Bolu'ya vardık. Orada köye normal bir otomobille geçit olmadığını öğrendik. Emniyet Otobüsleri ve Emniyet Oteli sahibi Mehmet Bey'in verdiği vinçli bir arazi aracı ile tepeleri, ormanları aştık, hayvancılık ile uğraşan dağ köyüne vardık. Köylü bizi akraba diye karşıladı, hele gelinimiz Rukiye bizi manevi baba ve anne diye kabul etti. Okul binasına yerleştiğimiz sırada yanıma yaklaştı ve Sinan'la Sara'yı göstererek yavaşça sordu:

---Baba, bunlar nemiz oluyor?

Köyde herkesle kaynaştık, yaylaya çıktık. Orada geceler geçirdik. Muhiddin bir akıncı olarak köyde az zamanda neler yaptığını hayranlıkla gördüm. Bundan sonra Muhiddin, Kıbrıscık İlköğretim Müdürü oldu, manevi torunlarımız Kemal ve Ahmet Emin dünyaya geldi. Çocukların daveti üzerine Kıbrıscık'a gittik. Orada Muhiddin'in kültürlü, seciyeli, olgun bir eski Bektaşi olan babası İsmail Yaman'la tanıştım. Bana dedi ki:

--- Benim oğlum senin manevi oğlun olduğuna göre, izin ver de Tunç da benim manevi oğlum olsun. Kendisini çok sevdim ve takdir ettim. Biz de kardeş olalım.”

Muhiddin ve ailesi Büyük Ada'da bize misafirliğe geldi. Bunlardan nazik ve görgülü insanlar olamayacağında onları bütün görenler birleşti

BİR DÜŞMANLIK FIRTINASI

Bu köy akrabalığı sayesinde Köy Enstitüleri hareketini mahalli tepki ve neticeleriyle beraber çok yakından tanıdım, sevdim. Buna dair “Tımes” gazetesine terbiye ilavesine ve Columbia Üniversitesi Öğretmen Koleji'nin dergisine yazılar yazdım, Türkiye'nin terbiye sahasında böyle orijinal ve verimli bir adım atmasından dolayı duyduğum iftiharı belirttim. (Yarının Türkiye'sine Seyahat) adlı kitabımda da hareketi gerçek simasıyla tanıtmaya çalıştım.

Fakat günler geçtikçe bir de ne göreyim? Her taraftan Köy Enstitüsü hareketine karşı bir düşmanlık fırtınası kopmaya başladı. Köylüye sessiz bir köle gözüyle bakmaya alışmış olan eşraf ve ağalar güruhu ve eski kafalı memurlar, hür ve olgun bir ruhun köye girmesini yadırgıyorlar, klasik terbiye usullerine bağlı muhafazakarlar onlara katılıyorlardı. O devirde Milli Şef olan İsmet Paşa'nın Köy Enstitüsü cereyanını benimsemesi ve İsmail Hakkı Tonguç'a ve arkadaşlarına destek olmak istemesi de tamamıyla ters etkiler yarattı. Köylünün yoksul ve her türlü maddi imkanlardan mahrum bulunduğu bir devirde Milli Şef, okulsuz her köyde bir yıl içinde okul binası yapılmasını emretti ve bunu sağlamayan idare amirlerinin mesul tutulacağını her tarafa duyurmuştu.( .)

ÇİRKİN BİR İFTİRA

Şu var ki Köy Enstitüleri'nin yarattığı yeniliklere düşman olanlar, bu halleri sebep göstermiyor, sadece Enstitülülerin Komünizm yatağı olduğunu söylüyorlar, İsmail Hakkı Tonguç'tan (Tonguç Baba) diye bahsederek, bir komünist kundakçısı olduğunu ima etmeye çalışıyorlardı.

Bir aralık halka ve köye yaklaşmak, bir ıslahat yolu tutmak ister gibi görünen demokratlar iktidara gelince, her şeyin değişeceğini umdum, fakat öğretim işlerine en yakın olması lazım gelen Prof. Fuat Köprülü'nün , (Tonguç Baba) sözünü düşmanca bir tavırla ağzından düşürmediğini ve tıpkı Tevfik İleri gibi Köy Enstitü hareketine kin ve nefret beslediğini hayret ve elemle gördüm. Büyük terbiyeci İsmail Hakkı, yılları dolduran hizmetleri hiçe sayılarak, mevkiinden atıldı. Bir orta okula resim öğretmeni diye gönderildi, sonra oradan da atıldı ve komünist diye aleyhine boyuna dil uzatıldı. “Suçum varsa beni adaletin huzuruna yollayın, hesabım görülsün” diye defalarla yaptığı müracaatlar hiçe sayıldı. Kendisini menkûp olduğu günlerde sık sık aradım, karşılaştığı çileyi olgun idealistlere yakışır bir şekilde taşıyordu

Şuna eminim ki Tonguç'un değerinin anlaşılacağı gün gelecektir. Köy Enstitü hareketi baltalanmasaydı, yepyeni bir Türkiye doğabilecekti, nüfusumuzun büyük kısmını teşkil eden köylüler, kendi aralarında önderler, akıncılar, kalem sahipleri yetiştirecek ve umumi hayatın mesuliyetlerini esaslı bir şekilde paylaşmak imkânını bulacaklardı

Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim. Ahmet Emin Yalman

–Vatan Gazetesi-Cilt III-(1922-1944)



19 Nis 2011 - 00:00 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.