GÜÇLÜ ÖZEN AFRİKA YOLCUSU

GÜÇLÜ ÖZEN AFRİKA YOLCUSU

DÜNDEN DEVAM

S: Sağ salim ana kampa varınca yeri öpmüşsünüz dür herhalde. Peki sonrasında o yorgunluğu nasıl attınız ?
Ayın dokuzu, banyo ve yemek dışında kıpırdamadan yatıyoruz. Güvenli bir yerde olmak, çığ riskini düşünmemek ve artık bu yüksekliğin normal gelmesi ile saatlerce uyuyoruz. Yukarda kalan herkes ana kampa döndü bugün, onlarında bizden farkı yok, çok yorgunlar.
Ayın o rutin dinleme. Ama vücut dinlendikçe beyin çalışmaya başlıyor. Çünkü yağış durmuyor ve gelen hava haberleri pek iç açıcı değil.
Ayın 11'i, çıldırtıcı bir bekleyiş var. Havanın belirsizliği, dinlenme ama günlerin tükenme ikilemi. Hava açsa, çıksak ve bitse. Bu kadar uzun zaman evden, çocuklardan ayrı kalma, emek, çaba ve ekonomik maliyet, sonuçsuz kalma ihtimali insanın içini yiyen bir kurt gibi. Neticede 21 Ağustos Türkiye'ye uçacağız, bu da en geç 20 Ağustos sabahı buradan helikoptere binmemiz demek.
Ayın 12'si, sabah klasiği, hava yine kapalı. Belirsizlik, günlerin azalması
Zirve istek beklemek çok zor
Bütün gün mü kar yağar
Ayın 13'ü ana kampta diz boyu kar var. Sabah lapa lapa yağıyor. Duygusal bir yılbaşı günü gibi. Evi, eşimi, çocukları düşünmemek, özlememek mümkün değil. Geçen hafta terlik giydiğimiz ana kampta plastik ayakkabılar ile geziyoruz.
Bir gün daha bitiyor. Gece oldu, ama kar yağmaya devam ediyor. Zaman kısaldıkça umutlar azalıyor, endişe artıyor. Gelen yeni hava durumu hiç iç acıcı değil, çok yazık
Ayın 14'ü, bu sabah dünden de çok yağmış ve hala yağmaya devam ediyor umutlar tükeniyor Öğleden sonra biraz bulutlar aralanıyor, güneş içimizi ısıttı. Sanki Bolu' da yeterince kara doymamış gibi kar da iz açarak yürümek. Zihnim yoruldu, tek atımlık güç ve zaman var, o kadar muğlak bir durum ki eve dönmek ve huzurla yatmak istiyorum.

Soru: Bu kadar ana kampta bekledikten sonra peki ?
GÖ: Artık bitti, günlerimiz yetmeyecek dediğimiz anda açan hava, bir haftadır hareketsiz yatmanın verdiği itki kararımızı vermemize yardımcı oluyor ve kararı veriyoruz; öğle yemeği sonrası ilk kampa gidiyoruz. Bu son, bunu biliyoruz. Hazırlanıp bildik yoldan düzülüyoruz yola. Oldukça ağır bir yağış olmuş. İlk kamptaki çadırımız yarısına kadar kara gömülü. Bir saatlik uğraş sonunda çadırın içindeyiz. Tünüyoruz desek daha doğru, çok ama çok dar. Hafif bir kar yağışı başlıyor ve tabi içimizde endişe; acaba çığ parkurunu geçebilecek miyiz ? Önümüzde uzun bir yol var ve tüm ekipler biliyor ki tüm izler yeniden açılacak, çünkü bir haftalık yağış hem izleri hem buz çatlaklarını kapattı.
Yani dize kadar, yer yer bele kadar karda iz açmak yorucu ve gizli çatlaklar ilk geçen için oldukça riskli. Gece tüm ekipler değişerek iz açıyor. Çatlakları dikkatli bir şekilde geçerek, kar bazen diz bazen bel boyunda. Garip bir motivasyon var içimde, 5300 metre kampında yaklaşık bir saat dinleniyoruz. Gece oldukça üşüdük, plastik botları çıkartıp ayakları ısıtıyorum, güneşe veriyorum bünyemi. Artık herkes yoruldu, o yüzden hiçbir ekip hareketlenmiyor. Azeriler, geldiğimizden beri kampın en neşeli olan Alman dostumuz ve ben öne geçiyoruz ve dört saat sürecek kar boğuşması başlıyor. İnatla, yavaş yavaş varıyoruz 5800 kampına. Tamam bu iş olacak, buraya kadar geldik ya derken korkunç bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Çadırlar yok!!!
Nasıl bir çaresizlik duygusu, 5800 deyiz. Başka deneme şansı yok. İnatla, inançla iz açarak geldik. Ama işte sonuç, çadır yok. Sadece bizimkisi değil, Türkmen ve Ruslarında yok. Diğer gelenlerde kar mağaralarının girişini arıyorlar. Volkan gelene kadar bir metreye yakın kazıyorum. Açlık, susuzluk, yorgunluk ama en acısı umudun azalması ve bu kadar çaresiz hissetmem. Ocak, yemek, kemer, jumar, kazma, kask kısaca yukarı, zirveye gitmek için gerekli her şey çadırda ve çadır da çok ama çok derinde karların altında.
Hava kararmaya başladı, artık çadırdan ümit yok. Tırmanıştan öte bu gece nasıl geçecek endişesi başlıyor, ne yiyeceğiz, nerede yatacağız. Bende en azından tulu ve mat var ama Volkan da o da yok. Herkes bir kar mağarasına sıkışıyor. Büyük bir coğrafyada konuşulan Rusça onların ortak paydası ve çok hızlı bir şekilde yardımlaşmalarına sebep oluyor. Bizde anlaşabileceğimiz Azerilere gidiyoruz. İçerisi full dolu, ama çaresizliğimiz gözler önünde. Kar mağarasının kapısında bir şekilde yarı oturur vaziyette bekleyeceğiz. Azerilerin ocakta kar eritiyoruz, acil sıvı almamız gerekli, yoksa yükseklikten kaynaklanan dağ hastalığına yakalanmak işten bile değil.
Tüm gün boyunca, özellikle 5300-5800 metre arası karla boğuşmam, sonrasında çadırı ararken ki çaresizliğim Alman dostu etkiliyor sanırsam. Ben üç sene önce zirveye gittim, bu senin son şansın diyerek, emniyet kemeri, jumar, kazma, kask ne lazımsa veriyor, hatta altıma polar, lakin zirve buradan çok daha soğuk olacak. Allak bullak oluyorum.
Kar mağarasında bir mat buluyoruz, Alman arkadaş Volkana Down süitini verdi. Artık geceyi geçirmeye kaldı. Uyumasam bile gideceğim zirveye. Bol sıvı almaya çalışıyorum ve biraz makarna. Gece düşündüğümden soğuk geçiyor. Mağaranın kapısından rüzgar esmesi mi, yorgunluk ve iyi beslenememiş olmanın etkisi mi. Yarı oturur, yarı yatar vaziyette. Birde Bulgaristan'dan gelen arkadaşın sürekli tuvalete çıkması yok mu, her seferinde kapıdan geçebilmesi için tulumdan çıkmam gerekiyor.
Soğuk, zirveye giden yolun belirsizliği, iyi beslenememe, endişe uyku yok yani, sadece hareket etmeyi bekliyorum.
Gece bir gibi dışarı çıktım, hafif kar atıştırıyor, eğer hava açmaz ve bu gece zirveyi deneyemez isem başka şansım olmayacak, çünkü bu şartlarda bir gün daha beklemeye ne vücüdum ne zihnim dayanır.
Birkaç saat daha, sabırla bekliyorum. Biraz su erittim, sıcak çay, Azerilere sesleniyorum, hadi artık yavaştan hareketlenelim. Kar mağarasından dışarı kafayı çıkarttığımda pırıl pırıl bir gökyüzü beni karşılıyor ve sırtta yürüyen kafa lambaları. Bir bardak sıcak çay ve birkaç bisküvit. Saat 04.15, kar mağarasından sırta sabit hattan sert bir çıkış, güne başlangıç için sersemletici. Tüm gün inatla, önümdeki ekipten kopmamaya çalışarak nefes nefese devam ediyorum, bazen dik, bazen yan geçişle. Sabah kafa lambalarını gördüğümüz ekibin yanından ince bir geçişle kayalık banda varıyorum, tahmini 6700 metrelerdeyim, en zor etap, neyse ki sabit hat var, buradan sonra dik bir kar etabı ve sonrasında zirve sırtına bağlanacağım. Tam olarak bilmeden, önümdeki gruptan kopmamaya çalışarak, ama her adımda biraz daha geride kalarak devam ediyorum. Önümdeki grubun oldukça arkasında, arkamdaki grubun oldukça önünde, dağın öbür yüzüne dönüyorum sırt hattından. Yalnızlık, rüzgarın artması, yorgunluk zirveye varmak ve bitmesini istiyorum Çok ama çok yorulduğum anda yukardan gelenleri fark ediyorum, öndeki grup, demek ki oldukça yaklaştım, bizim azeride dönüşte ve en fazla 40-45 dakika olduğunu sırt hattında küçük bayraklar olduğunu kaçırmamam gerektiğini belirtiyor. Saat 14.00 civarında zirvedeki üç ayağa tutturulmuş simge artık tırmanışın bittiğini ve aşağı yönelmem gerektiğini işaret ediyor.
Saat 19.15, hava kararıyor ve sabit hattan kar mağarasına doğru süzülüyorum, sadece çay ve bir parça biskivüt. Ne bende yiyecek hal var, ne de yiyecek herhangi bir şey. Gece uyudum mu, bayıldım mı, gördüklerim rüya mıydı? Ama Azeri dostun beni sarsması ile açtım gözümü ve Azeri Türkçesi ile seslendi saat beş hava ısınmadan inelim
Sonrasında çığ parkurlarını hızla geçiyoruz ve bu seferde sağ salim bitiriyoruz planları.

S: Bu seneye gelirsek, şimdi Afrika?
Bu sene bir projeye başlayalım dedik; “Üç Kıta Bir Maraton”. Üç kıtanın en yüksek zirvelerine tırmanış ve Avrasya maratonunda koşmayı içeren uzun soluklu bir proje. İki ve ya üç senede nihayete erdirmeyi hedefliyoruz. Tabi ne kadar farklı ve çok sayıda öğrenciyi bu işin içine alabilirsek o kadar iyi. Şubat ayı içerisinde projenin ilkayağı için Afrika Kıtasının en yüksek dağı olan Klimanjaro dağına gidiyoruz ben ve iki öğrencimiz. Sonrasında Güney Amerika ve Avrupa kıtaları olacak. Bir aksilik olmazsa Avrasya Maratonuna hazırlık için Mart ayı sonunda yaklaşık 25 öğrenci ile Mersin ilinde düzenlenecek olan Tarsus Yarı Maratonuna katılacağız.

Oldukça yoğun ve aktif bir program yapmışsınız. Başarılar dileriz


12 Şub 2014 - 00:00 - Güncel


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.