MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI-1-2-3

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI-1-2-3

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI-1-2-3
Haber albümü için resme tıklayın

BELGELERLE BOLU’NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER. – 8- Mehmet Tunçkol

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI-I-

Milli Mücadele-Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında, yaygın olarak kullanılan iletişim araçlarının başında, telgraf haberleşmesini, gazete ve dergileri görüyoruz. Dünyada ve yurt içinde yaşananların kitlelere aktarılmasının, resmi kurumların emir ve ilamlarının duyurulmasının, siyasi, askeri ve ticari iletişimin en hızlı yolu, telgraf haberleşmesidir. Telgraf, son dönem Osmanlı yöneticilerinin, önemini en erken kavradıkları ve ülke içinde yaygınlaştırdıkları teknolojik gelişmelerden birisidir.

Telgraf haberleşmesi, Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde en etkin ve yaygın şekilde kullanılmıştır. Telgraf haberleşmesi; kısa bilgi ve emirlerin, şifreli olarak, en hızlı biçimde karşı tarafa aktarılmasına olanak vermektedir. Kurtuluş Savaşı sonunda dile getirilen ; “ Biz bu savaşı biraz da telgraf telleriyle kazandık” sözü, önemli bir gerçeği ifade etmektedir.

Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında; İşgal Kuvvetleri-İstanbul Hükümeti cephesinin ve gerekse Kuvayı Milliye-TBMM Hükümeti cephesinin genel değerlendirmelerinin, propagandasının, olaylar hakkındaki yorumlarının vb. kitlelere ulaştırılmasının başlıca araçları gazete ve dergiler olmuştur. Bu bağlamda, iki taraf arasındaki kavganın önemli bir ayağını da, iletişim alanında yaşanan “ basın savaşları” oluşturmuştur.

İSTANBUL BASINI

İstanbul’da basımı yapılan gazete ve dergilerin önemli bir bölümü; işgali ve İstanbul Hükümetini destekler mahiyette yayım yapmaktadır. Dönemin gelişmiş matbaalarında, kaliteli kâğıtlara baskı yapan ve maddi sıkıntısı olmayan “mütareke basını-işbirlikçi basın” gazeteleri, İstanbul dışında da yaygın bir şekilde dağıtılmaktadır. Saray’ın resmi olanakları kullanılarak, Hürriyet ve İtilaf Fırkası üyelerince dağıtımı yapılan bu gazeteler, Güney Anadolu’da Fransız askeri uçakları tarafından, diğer iç bölgelerde İngiliz askeri uçakları vasıtası ile gazetelerin havadan atılması yoluyla en uzak yörelere kadar ulaştırılmaktadır.

Kuvayı Milliye ve TBMM Hükümeti aleyhinde yayım yapan İstanbul gazetelerinin başında; Ali Kemal’in Peyam-ı Sabah, Refii Cevat’ın (Ulunay) Alemdar, Refik Halit’in (Karay) Aydede ve Sabah gazetelerini sayabiliriz. Bu gazetelerin genel bakış açısını görebilmek için birkaç örnek verirsek, 5 Ağustos 1920 tarihli Alemdar Gazetesi’nde, başyazar Refii Cevat, Mustafa Kemal Paşa ve Anadolu’da başlayan Kuvayı Milliye hareketi için şunları söylüyor:

“ Genç, dinç, cesur ve özellikle acıma duygusuna kendisini kaptırmadan adaletin gereğini yerine getirecek (!) bir kumandan bu Anadolu İsyanı’nın on beş gün içinde kökünü kazırdı. Mustafa Kemal ile peşindekiler de bu ‘İttihatçı dolabını’ çevirecek güç kalmazdı ”

Ali Kemal, 7 Ağustos 1920 tarihli Peyam-ı Sabah Gazetesi’ndeki başyazısında, Dünyanın en güçlü (!) ordularına sahip İngiliz, Fransız, İtalyan devletlerine teslim olmayı reddederek, “İstiklal-Bağımsızlık” şiarı ile ortaya çıkan ve Padişaha-Hilafet’e asi olan Kuvayı Milliye için şunları yazıyordu:

““ Dün gazetelerde okuduk; Mustafa Kemal ve h ,Eskişehir’de karargahlarını kurmuşlar; Karabekirler,Kazımlar,Nurettinler,Ali Fuatlar,Selahattinler sözde kolordularının başına geçip Yunanlılara karşı büyük taarruza hazırlanıyorlarmış.Bu çılgınca teşebbüsün acı sonucu ne olacaktır, size bir kelime ile özetleyelim: İzmihlal!.. Gene İzmihlal!..Daima İzmihlal!.. (Çöküş, yok oluş) Çünkü Yunanistan’ın orduları var Cephanesi var. Savaş araç ve gereçleri var ve sonuçta İngiltere gibi büyük bir yardımcısı var. Bütün bunlardan başka Yunan halkıyla devletinin düşünce, emel ve gaye birliği var ”

ANADOLU BASINI

Mütareke basınının örneği olan gazetelere, Anadolu’nun değişik illerinde de rastlıyoruz. Bu yayım organlarında da, İstanbul’daki örnekleri aratmayacak biçimde hakaretlerle dolu, saldırgan bir dil hâkimdir. Ömer Feyzi Bey’in Trabzon’da yayımladığı “Selamet” ve Balıkesir’de yayımladığı “İrşad” gazeteleri bu konuda dikkati çekiyor. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasından sonra Balıkesir’e kaçan Ömer Feyzi bu yörede “Gâvurcu İrşad” diye nam salan gazetesinde, 4 Eylül 1920 tarihli ve “Mustafa Kemal Sahtekâr mı, Mecnun mu?” başlıklı yazısında şöyle yazıyordu:

“ Olanı biteni kaydedecek olan tarihimizin son sayfaları, hiç kuşkusuz, Anadolu’da bir fitne ocağı tutuşturan bu sergerdeye (maceracı elebaşı)ayrılacak; bu adamın yaptıklarından uzun süre söz edecektir. Mustafa Kemal, devrinin K Mustafa’sıdır ” Yazısının devamında, kentteki Yunan fevkalade Komiseri Seferyadis Cenapları’nın (bayram nedeniyle) bazı okullarda kurbanlık koyunlar armağan etmesinden pek etkilendiğini belirten Ömer Feyzi, Yunan işgal kuvvetlerine kendisini sevdirmek için şöyle yazıyordu: “ Uşak kasabası çoktan beri asilerin (Kuvvacıların) cürüm ve cinayet ocağı olmuştu. Halk, bir yerlerden gelecek (Yunan Ordusunun) imdat kuvvetlerini özlemle bekliyordu ”

(İrşad Gazetesi başyazarı Ömer Feyzi Efendi, 150’likler listesinde yer alarak yurt dışına sürgün edilmiş, Atatürk’ün sağlığında çıkardığı af ile yurda geri dönmüştür )

Bandırma’da Alb. Ali Sami’nin çıkardığı “Adalet”, İzmir’de yayımlanan “Islahat”,”Ahenk”, ”Müsavat”,Bolu’da eski Akabe Kaymakamı Kadri Bey’in çıkardığı Kürsi-i Millet, Ali İlmi’nin Adana’da çıkardığı “Ferda” vb. Milli Mücadele aleyhinde yayım yapan başlıca gazetelerdir

Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’da basılan ve Milli Mücadele’yi destekleyen gazeteler, ağır bir sıkıyönetim baskısı ve sansür altındadır. İşgal Komiserlikleri’nin ve İstanbul Hükümeti yetkililerinin sansüründen geçen gazetelerin birçok sütunu “boş” bir şekilde basılmakta, daha ileri giden gazeteler kapatılarak, yazarları anında tutuklanmaktadır.

Anadolu’da yayımlanan ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yayım organları ise bu açıdan daha özgürdür. Bu yayımların başında ; “ İrade-i Milliye”(Sivas–14 Eylül 1919) ve onun devamı niteliğinde olan “Hâkimiyet-i Milliye” ( Ankara–10 Ocak 1920) gazetelerini görüyoruz. İzmir’de; Osman Nevres’in(Hasan Tahsin) “Hukuk-u Beşer” Gazetesi,”Anadolu”,”Duygu” ve Mustafa Necati Bey’in başyazarı olduğu “İzmir’e Doğru” gazetelerini sayabiliriz. Kastamonu’da “Açıksöz”,Adana’da “Yeni Adana”,Konya’da “Babalık”, Amasya’da “Emel”,Erzurum’da “Albayrak” ve Kazım Karabekir’in gözetiminde çıkarılan “Varlık”,Trabzon’da “İstikbal”,Giresun’da “Yeni Giresun”, Ordu’da “Güneş” ve “Ordu Bucak”, Samsun’da “Hilal”,Elazığ’da “Satvet-i Milliye”, Maraşta “Amali Milliye vb. ile Bolu’da; “Dertli” ve “ Türkoğlu” gazetelerini ve kısa süreli yayımlanan “Gamlı” ve “Milli Gaye” dergisini sayabiliriz.

İSTANBUL –BOLU- ANKARA MENZİL HATTI

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başında, İstanbul’dan Ankara’ya geçişin sağlandığı iki önemli ana güzergah bulunmaktaydı. Bunlardan birisi, Üsküdar’dan başlayıp, Gebze-İzmit-Adapazarı-Bolu üzerinde Ankara’ya ulaşan “Menzil Hattı” idi. İkincisi ise daha sonraki dönemde, özellikle de Hilafet isyanları sonrasında önem kazanan İstanbul-İnebolu deniz yolu ile Kastamonu-Ankara ulaşımının sağlandığı güzergâh idi.

İstanbul-Bolu-Ankara ulaşımının; Geyve Boğazı-Mudurnu-Nallıhan güzergâhı, Geyve Boğazı-Göynük-Mudurnu-Seben güzergâhı, Adapazarı-Mudurnu-Bolu –Kızılcahamam güzergâhı vd. seçenekleri de günün koşullarına göre kullanılmaktaydı. İstanbul’dan Ankara’ya aydın ve subayların geçişi, silah ve mühimmat kaçırılmasında önemli bir geçiş ve durak noktası olan Bolu yöresinde, Kuvayı Milliye-Müdafaai Hukuk Cephesi’nin ve İşgal Kuvvetleri-İstanbul Hükümeti Cephesi’nin ciddi bir örgütlenme ve propaganda çalışması yürüttükleri görülüyor. 1920 yılının ilk yarısında, İstanbul Hükümeti yanlısı propaganda ve örgütlenmenin etkin olduğu Bolu yöresinde, aynı yılın ikinci yarısından itibaren Ankara-TBMM Hükümeti’nin örgütlülüğünün ve hâkimiyetinin varlığını görüyoruz. Bu bağlamda, Bolu basını da iki kampa bölünmüştür.

KÜRSİ-İ MİLLET GAZETESİ

Bolu’da yayımlanan gazetelerin önemli bir bölümü “Vilayet Matbaası”nda basılmaktadır. Bu nedenle Bolu’da Mutasarrıf olarak görev yapan mülki amirin siyasi eğilimi, basımı yapılan gazeteler üzerinde etkili olmaktadır. Mutasarrıf Ali Haydar Bey döneminde yayımlanan “Kürsi-i Millet” gazetesi Milli Mücadele’ye ve Kemalist harekete ilk ciddi karşı duruşu gösteren gazetedir. Bu gazetenin sahibi, Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin etkin isimlerinden olan eski Akabe Kaymakamı Kadri Bey’dir. Selim Sarıbay ,“İstiklal Savaşı’nda Mudurnu-Bolu-Düzce” adlı eserinde bu gazeteden şöyle bahsediyor:

“ Bu sıralarda Bolu’da mütekait kaymakamlardan Akabe Kaymakamı (K.) bey isminde bir müfsidin idare ettiği (Kürsi-i Millet) gazetesi, İttihatçılar aleyhinde yalanlar, iftiralar icat ederek küfürler savuruyordu. Aynı zamanda bu gazeteyi köylere kadar göndermeyi ihmal etmeyen İtilafçılar, İttihatçıları halkın gözünden düşürmeye çalışıyordu.

Şubat 1335 ayı içinde, Hürriyet ve İtilafçılarla temas etmek ve talimat vermek üzere İstanbul’dan Düzce’ye ve Düzce’den Bolu’ya beş İngiliz zabitinin geldiği, bunları Bolu’da Hürriyet ve İtilaf rüesasından (Burada isimlerini yazmaya lüzum görülmemiştir) bazı zevat ile görüştükleri ve ( E) efendinin evinde şereflerine verilen ziyafete, Bolu Mutasarrıfı (A.H) beyin de iştirak ettiği söyleniyordu.” ( Selim Sarıbay.age. s:21,22)

, Rahmi Apak, “Garp Cephesi Nasıl Kuruldu” adlı eserinde, Bolu’da Hürriyet ve İtilaf Partisi ile Teceddüt Partisi arasında yaşanan gerilimi ve Kürsi-i Millet Gazetesi’nin bu konudaki yaklaşımını şöyle aktarıyor:

“ Hürriyet ve İtilaf’ın Bolu’da (Kürsi-i Millet) adlı bir gazetesi var.Bu gazete, Teceddüt Partisi’nin programının bir maddesinde,kadınların dahi intihaplara (Seçme seçilme) iştirak edebileceği maddesini ele alarak: ‘ Kadınların kocalarının müsaadesi olmadan sokağa çıkmalarına şeriatın müsaadesi yoktur.Teceddütçüler şeriatı dahi ayaklar altına alıyor ’ diye yazıyor.O zaman Hürriyet ve İtilafçıların başında Boyacızade Hacı Hamdi bulunuyor.Azalıklarında İrvanyalı Hacı Hafız Emin,Kadri, esnaftan Hafız Abdullah,avukat Nuri,dava vekili Yahya,tüccardan Hacı Mehmet gibi zevat vardı.” (Rahmi Apak. age. TTK. Basımevi.1990. s:140.)

Rahmi Apak ilgili eserinde, 1920 yılının ilk yarısında, Bolu-Düzce yöresinde yaşanacak kardeş kavgasının nasıl ve kimler tarafından tezgâhlandığını ve alt yapısının örüldüğünü şöyle anlatıyor:

“ 7 Şubat 1919’da beş İngiliz subayından mürekkep bir heyet Bolu’ya geliyor. Bunlar, Bolu Hürriyet ve İtilaf Erkânı ile ve eski mebuslardan (Abdulvahap) ile saatlerce konuşuyorlar ve Mutasarrıf ile birlikte Hürriyet ve İtilafçılar bu İngiliz subaylarına ziyafetler çekiyorlar. Bu heyet, seyahatlerini Çerkeş’e kadar uzatarak oradan dönüyorlar. Ve Mudurnu, Göynük, Taraklı yolu ile Geyve’ye giderek oradan İstanbul’a dönüyorlar. Yanlarında bir de Ermeni papaz vardır. Bu papaz da, bu havali Ermenilerine lüzumu olan talimatı verdiğinden, Ermenilerin azgınlığı artıyor. Hürriyet ve İtilafçılar bir yandan, İstanbul’da Refii Cevat’ın çıkardığı (Alemdar) gazetesini de köylere kadar dağıtarak halkı vatanperverler aleyhine zehirlemeye devam ediyor ” (R.Apak aynı eser. s:141)

Hazırlayan:Mehmet Tunçkol

BELGELERLE BOLU’NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER.-9-MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI –II-

MUTASARRIF OSMAN NURİ BOLU’YA NİFAK TOHUMLARI SAÇIYOR

Mutasarrıf Ali Haydar Bey, Bolu’daki idareciliğinin son döneminde, Bolu’nun ileri gelenlerinin Kuvayı Milliye yanında yer alması sebebiyle siyasetini değiştirerek, Ankara’ya yakın bir idarecilik sergilemeye başlar. Bu devrede patlak veren I. Düzce ve Bolu İsyanları sırasında, görüşmeye gittiği Düzce İsyanı liderleri tarafından Bolu Dağı’nda tutuklanarak Düzce’ye götürülür ve hapsedilir. İstanbul Hükümeti, zaman kaybetmeden, boşalan Bolu Mutasarrıflığı görevine, sabıkalı bir isim olan Osman Nuri’yi tayin eder

Mutasarrıf Osman Nuri (Kadri), bu günkü Bulgaristan sınırları içinde kalan Tırnova doğumludur. Daha önceki görevlerinde; Ayvalık Kaymakamlığı sırasında, İngiliz, Yunan işgalcilerle işbirliği yapmış, Düzce Kaymakamlığı sırasında isyan kışkırtıcılığında bulunmuş, İstanbul Hükümeti tarafından mükâfat olarak Dersim Mutasarrıflığı’na yükseltilmiştir. Burada da, Temsil Heyeti’nin Erzurum ve Sivas’taki çalışmalarını engellemek amacıyla Dersim aşiretlerini Mustafa Kemal aleyhinde kışkırtmaya çalıştığından, Heyeti Temsiliye emri ile tutuklanmış, Hüsrev Bey’in (Gerede) kefilliği sayesinde serbest bırakılmıştır

Osman Nuri, Bolu Mutasarrıfı olduktan hemen sonra, Hükümet Meydanı’nda halka, Kuvayı Milliye aleyhinde nutuklar vermeye başlar. Vilayet Matbaası’nda bastırdığı Kuvayı Milliye’yi düşman ilan eden bildirilerle, kardeş kavgasını kızıştırarak, Bolu’ya nifak tohumları saçar Özellikle, 17 Mayıs 1920’de yayımladığı bildiri, bu tavrının belirgin bir örneğidir. Bu bildirinin giriş bölümü şöyledir:

“Ey padişaha, dine, devlete beş yüz seneden beri sadakati ile dünyayı hayrette bırakmış olan hakiki Müslümanlar: Bolşevik namı altında, dört yüz senelik din ve devlet düşmanımız olan Moskoflardan çıkmış, şer’iata muhalif,kanunlara karşı olan bir takım eşkıya,vatanı kurtaracağız diye Anadolu’nun siz saf ve namuslu ahalisini aldatarak Padişahına, Müslümanların Halifesi’ne isyan bayrağı çekmişlerdir!..”

(Düzce Bolu İsyanları. Rüknü Özkök. S:290,291,292,293)

Mutasarrıf Osman Nuri, Kuvayı Milliye ile Hilafet Kuvvetleri arasındaki çatışmalarda, Düzce İsyancılarının birliklerini ve Saray’ın bölgeye gönderdiği Erkanı Harp subayları; Binbaşı Hayri Bey,Yzb. Mahmut Hulusi vd. emrindeki Hilafet Kuvvetlerini teftişe çıkar. Hilafet kuvvetlerinin peşinden, çatışmaların en yoğun şekilde sürdüğü Mudurnu-Abad (Abant)cephesine giderek, isyancılara moral destek verir

1920 yılının ilk aylarında, Marmara’nın güneyinden başlayan Hilafet İsyanlarının kıvılcımları, hızla Adapazarı, Hendek, Düzce yörelerine yayılır. Bolu, Gerede, Kızılcahamam, Çerkeş, Safranbolu tarafına sarkan isyan dalgası, öte yanda Mudurnu, Çarşamba, Nallıhan, Beypazarı’na da uzanarak Ankara’yı kuşatmaya başlar.23 Nisan 1920’de Ankara’da açılacak olan BMM’nin doğuşu; İşgal kuvvetleri ve İstanbul Hükümeti’nin işbirliği ile (yaratılan kardeş kavgası sayesinde) boğulmak, engellenmek istenmektedir

Bölgeyi saran isyanları bastırmak amacıyla; Batı Cephesi’nde Yunanlılara karşı savaşan Kuvayı Milliye birliklerinin bir bölümü, zorunlu olarak düşman cephesinden çekilerek bu isyan bölgelerine gönderilir.Refet Bele,Kaymakam Arif Bey,Çolak İbrahim Bey,Nazım Bey (Şehit Miralay Nazım Bey) vd. emrindeki birlikler Bolu yöresine gelirler.Balıkesir yöresinde olan Çerkez Ethem birlikleri de Adapazarı, Düzce yöresine gönderilir.İstanbul’dan gelen silahlarla donatılmış ve yine İstanbul’dan görevlendirilen Erkanı Harp subaylarının komuta ettiği Hilafet Kuvvetleri, bölgedeki en ciddi çatışmaların yaşandığı Mudurnu-Abad cephesinde, 6 Mayıs-16 Mayıs tarihleri arasında yaşanan çatışmalarda kesin bir yenilgi alarak dağılırlar..Düzce isyancılarının lideri Berzag Safer Bey ile Refet Bey (Bele) arasında Abant Dibi köylerinden Bulanık Köyü civarında bir barış sözleşmesi imzalanır. Safer Bey 4.000 kişilik kuvvetiyle Ankara’nın emrine girmeyi kabul eder. Fakat Düzce’ye gelen Çerkez Ethem tarafından asılarak cezalandırılır.

Mudurnu -Abant cephesinde, İstanbul’dan gönderilen Erkânı Harp subaylarının komuta ettiği, sayıları 15.000’i (on beş bin)bulan isyancı birlikleri teftiş ederek cesaretlendiren, kardeş kavgasını körükleyen Bolu Mutasarrıfı Osman Nuri, Mudurnu cephesindeki kesin yenilgiden sonra hızla Bolu’yu terk eder. Yanında, İstanbul Hükümeti’nin isyanı yönetmek üzere gönderdiği komutanlardan Binbaşı Hayri Bey, Mülazım İsmail Hakkı, Yüzbaşı Mahmut Hulusi vb. ile birlikte Düzce’ye, oradan da, Akçakoca üzerinden İstanbul’a kaçar.

( İlerleyen günlerde, 150’likler listesinde yer alan Osman Nuri Bulgaristan’a ve Romanya’ya kaçar.)

“BOLU” GAZETESİ

1920 yılının ilk yarısında, TBMM’nin açılışının arifesinde, Marmara’nın güneyinden başlayarak doğusuna doğru uzanan ve Ankara’yı saran bu isyan dalgasının amacı; İtilaf Devletleri açısından stratejik öneme sahip olan Marmara ve Boğazların güney ve doğu cephesini güvence altına almak, Anadolu’da kardeş kavgasını körükleyerek işgalleri kolaylaştırmak ve Milli Mücadele’nin merkezini, Ankara’yı ele geçirerek TBMM’nin açılışını engellemektir

Bu bağlamda; 13 Nisan 1920’de Düzce,19 Nisan’da Bolu, Nallıhan, Beypazarı, 21 Nisan’da Mudurnu yörelerini saran isyanlarla bölge, İstanbul Hükümeti taraftarlarının eline geçer. Batı cephesinden bölgeye gönderilen Nazım Bey(Şehit Miralay Nazım Bey) emrindeki kuvvetler, Bolu’yu isyancıların elinden kurtarırlar. Bolu’da düzeni sağlayan Nazım Bey (Şehit Miralay Nazım) kısa bir dönem Bolu Mutasarrıflığına da vekâlet eder.

Nazım Bey’in Mutasarrıf vekilliği döneminde, Bolu’da halkın sağlıklı, doğru bilgiye ulaşması amacıyla bir “İstihbarat Bürosu” oluşturulur. Aşağı Çarşı’da, Kolağası Ragıp Efendi’nin dükkânında faaliyet gösteren bu büro, Nazım Bey’den görevi devralan Mutasarrıf Halil Bey’le birlikte, “Haber Yurdu”na dönüştürülür. Haber Yurdu, 14 Ocak 1921’de, Vilayet bünyesinde oluşturulan “Matbuat Heyeti” olarak çalışmalarına devam eder.

Bolu’da yayımlanan gazeteler içinde en uzun ömürlü olanlarından birisi, “Bolu” gazetesidir. Mutasarrıflığın resmi yayın organı durumunda olan gazetenin ilk sayısı,23 Teşrin-i evvel 1329 tarihinde yayımlanmıştır. Vilayet Matbaası’nda basılan gazete, haftalık olarak yayımlanmaktadır. Ağırlıklı olarak; merkezi idareden gelen telgraf ve duyuruların, hükümetle ilgili bilgi ve etkinliklerin yer aldığı gazetenin 24 Haziran 1921 tarihli sayısında; Bolu’nun son Mutasarrıfı ve İlk valisi Ahmet Fahrettin Bey’in Bolu’ya gelişi şu haberle verilmektedir:

“ Mutasarrıf Bey’in Teşrifleri Bolu Mutasarrıflığı’na tayin buyurulan Denizli Mutasarrıfı esbakı Fahri Beyefendi’nin 24 Haziran 1337 Cuma günü Mudurnu tarikiyle teşrifleri geç vakit haber alınması üzerine, rüesa-ı memurin-i mülkiye ve askeriye ve eşraf arabalar ile zabitan ve askerlerimiz atlarla yola revan olarak şehre bir saat mesafede kâin Yeni Köprü’de, Mutasarrıf-cedidi istikbal ettiler. Müstakbelin Tahrirat Müdiri Nail Bey tarafından Mutasarrıf Beyefendi’ye takdim edilerek hep birlikte şehrimize müteveccihen hareket eyledi. Borazanlar Kahvesi’nde de mütebaki memurin ve ahali ile mekatib talebeleri tarafından istiklal edilmiştir. Mutasarrıf Fahri Bey, müstakbelin önünden Hükümet Konağı’na gitmiş, binaya dâhil olarak makamlarına geçmişlerdir. Bi’l-umum memurin ve ahalinin tebriklerini kabul buyurmuşlardır’

( Prof.Dr. Enver Konukçu. Cumhuriyetin İlk Valisi Ahmed Fahreddin. s:4)

(Bolu Gazetesi.24 Haziran 1921)

Mutasarrıf Fahreddin Bey’in, Bolu’da dönemin Belediye Başkanı Hafız Hakkı Bey ile birlikte, Ankara-TBMM yanlısı bir idarecilik göstererek, bölgede yakın zamanda yaşanan kardeş kavgasının acılarını halka unutturmak ve Bolu halkını Milli Mücadele’ye kazanmak yolunda çalıştıklarını görüyoruz. Mutasarrıf Fahreddin Bey, Bolu ve kaza merkezlerinde huzuru sağladıktan sonra, civardaki eşkıyayı da takibe alarak genel düzeni sağlamaya çalışır. Sık sık kaza ve köylere geziler yaparak genel vaziyeti denetleyen Mutasarrıf Fahreddin Bey’in, 1921 sonlarında Düzce’ye yaptığı bir idari gezi ve inceleme,“Bolu” gazetesinde şu haberle yer almaktadır:

“ Mutasarrıf-ı Liva Fahri Beyefendi Hazretleri refakatlerinde Jandarma alay kumandanı Binbaşı Hüseyin Hicrani Beyefendi olduğu halde geçen cumartesi( 8 Teşrin-i evvel 1337/1921) günü beray-ı teftiş Düzce kazasına azimet etmişlerdir. Kendileri, Hükümet Konağı önünde Ahz-ı Asker Kalemi Reis-i Muhteremi Kaymakam Osman Beyefendi ile Rüesay-ı memurin-i mülkiye ve askeriye ve ulema ve eşraf taraflarından teşyi edilmiştir. Mutasarrıf Beyefendinin avdetlerine kadar liva umûrı vekâlaten Muhasebeci Vasfi Bey tarafından ifa edilecektir..’ Beray-ı devrü teftiş Gerede’ye teşriflerini yazdığımız Mutasarrıf-ı Liva Fahri, Kalem Reisi Osman Efendiler geçen Salı günü (6 Kanun-ı evvel 1337/1921 ) akşamı merkez-i livâya dönmüşlerdir.” (E.Konukçu. age.S:5)

(Bolu Gazetesi)

Milli Mücadele yıllarında Bolu’da; benzeri yerleşim merkezlerine oranla çok daha canlı ve etkili bir basının var olduğunu görüyoruz. Mutasarrıf Ali Haydar Bey döneminde yayımlanan ve İstanbul Hükümeti yanlısı bir yayın politikası izleyen Kürsi-i Millet gazetesinin yayını bu dönemde sona ermiştir. Eski Akabe Kaymakamı-Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın ileri geleni Kadri Bey’in imtiyaz sahibi olduğu Kürsi-i Milet gazetesinin yayınının kesildiği, Milli Mücadele’ye destek veren; Bolu ve Dertli Gazetelerinin ise güç kazandığını görüyoruz. Bolu’daki Ankara-TBMM yanlısı gazetelere, Malta sürgünlüğünden dönenMithat Akif Bey’in Türkoğlu Gazetesi de dâhil olunca(15 Ağustos 1921), Bolu basını tamamen, Ankara-TBMM Hükümeti’nin yanında yer alır

“Bolu Gazetesi, haftada bir kere çıkmakta ve Vilayet Matbaası’nca basılmakta idi. Fahreddin Bey’in Bolu’ya gelişinde de yayınını sürdürmekte, hükümet çevresinde meydana gelen olaylara, merkeze ulaşan resmi telgraflara sütunlarında yer vermekte, ayrıca mutasarrıflık-valilikle ilgili bazı etkinlikleri de okuyucusuna duyurmakta idi. Bolu Gazetesi, bu bakımdan Milli Mücadele tarihi açısından da önem kazanmaktadır. Cumhuriyetin ilanı ve buna ait gelişmeleri de aynı gazetenin sütunlarından takip etmek mümkündür.

(Prof Dr. Enver Konukçu. Age.S.14)

Mutasarrıf Fahreddin Bey döneminde, Düzce Kaymakamı olan Hurşid Bey, yörede düzeni ve asayişi sağlamak yönünde önemli çalışmalar yapmış, tüm olanaksızlıklara karşın yol, köprü, aydınlatma çalışmaları gerçekleştirmiştir. Düzce civarında son dönemde yaşanan sıkıntıların unutturulması yönünde de yapıcı bir idare sergilemiştir. Hurşid Bey’in Düzce’de yaptığı çalışmalar, Dertli, Bolu, Türkoğlu gazetelerinde geniş şekilde yer almıştır.

“ DERTLİ “ GAZETESİ

Dertli Gazetesi , Milli Mücadele döneminde ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş devresinde önemli işlevler yüklenmiş olan bir yayın organıdır. Gazetenin sahibi; Dörtdivanlı Kalınbacakoğulları Ailesi’nden gelen Mehmet Şükrü Bey’dir (Gülez). Dertli, ilk yayınlandığı 15 Ağustos 1919 tarihinden başlayarak; Milli Mücadele’ye destek veren, Mustafa Kemal ve TBMM yanlısı bir yayın politikası izlemiştir. Hatta bu eğilimi sebebiyle sansüre uğramış, uzun bir dönem kapatılmış(altı ay), İsyanlar döneminde gazetenin sahibi Şükrü Bey’in evi basılmış, talan edilmiştir. Heyet-i Nasiha faaliyetleri içinde yer alan M.Şükrü Bey, isyancılar tarafından Gerede’de yakalanmış, Düzce’ye götürülerek hapsedilmiştir. Daha sonra isyancılarla yapılan görüşmeler (Bulanık Köyü Sözleşmesi) neticesinde serbest bırakılarak Bolu’ya dönmüştür (Devam edecek)

İzinsiz olarak kısmen veya tamamen iktibas edilip alıntı yapılamaz

BELGELERLE BOLU’NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER -10

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI –III- MEHMET ŞÜKRÜ GÜLEZ

Mehmet Şükrü Bey (Gülez) ,1870 Bolu doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Bolu’da yapmıştır. Aile olarak geniş topraklara sahip olmalarının yanısıra, ticaretle de uğraşmışlar, Bolu’da un ve kereste fabrikaları kurmuşlardır. M.Şükrü Bey, Bolu’da mahkeme kalemi ve kâtipliği, 1895–1898 yılları arasında Mudurnu’da Mahkeme II. Kâtipliği yapmış, tekrar Bolu’ya dönerek Tahrirat Kâtipliği ve Dava Vekilliği görevlerinde bulunmuştur.

(Bolu Mebusu Mehmet Şükrü Gülez. Serap Üstünel./Milli Mücadele’de Dertli Gazetesi. Celal Yılmaz)

Mehmet Şükrü Bey, 1918 yılı öncesinde; Bolu İttihat ve Terakki yöneticiliği yapmış, peşi sıra Bolu Teceddüt Fırkası başkanlığında bulunmuştur. Fırka kapatıldıktan sonra Milli Mücadeleye destek vermiş, Bolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin ilk üyelerinden birisi olmuştur. 1920 yılında, I. Dönem TBMM Bolu milletvekili olarak Meclis’e girmiş ve bu görevi kesintisiz olarak, beş dönem, 1939 yılına kadar devam ettirmiştir.

Emekliliği döneminde, Bolu’da ikamet eden M.Şükrü Bey, yakalandığı akciğer rahatsızlığından kurtulamayarak 1950 yılında vefat etmiş ve Bolu-Karaköy Mezarlığı’na defnedilmiştir.

( Bolu Mebusu Mehmet Şükrü Gülez. Serap Üstünel./Milli Mücadele’de Dertli Gazetesi. Celal Yılmaz.)

Mehmet Şükrü Bey’in (Gülez) kardeşi İlyaszade Hafız Hakkı Bey de, Bolu’da Milli Mücadele içinde yer alan önemli simalardan birisidir. Hafız Hakkı Bey, Bolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti içinde aktif görev almış, 1920–1924 yılları arasında Bolu Belediye Başkanlığı görevini yürütmüştür. Ülkenin ve Bolu’nun en sıkıntılı günlerinde, Bolu Belediye başkanı olarak; bir yandan kentin genel sorunları ile uğraşırken, bir yandan da, Cephede savaşan ordu birliklerine yardım kampanyaları düzenlemek, işgalleri protesto mitingleri tertiplemek vb. çalışmaları yürütmüştür. ( İlyaszâde Hafız Hakkı Bey’in Çalışmaları. Yrd. Doç.Dr. Nuray Özdemir )

Bolu’da yayımlanan Dertli Gazetesihakkında, Prof.Dr. Enver Konukçu, şu bilgileri veriyor:

“( .) Bolu ileri gelenlerinden, Dörtdivan’ın, II. Mahmut devri ayanlarından Kalınbacakoğulları Ailesi’ne mensup Güllezler’den Şükrü Bey, 15 Ağustos -1335/15 Ağustos 1919 ‘da yayınlamaya başladığı, “Kuvay-ı Milliye”, sonra da TBMM’nin çizgisinde hareket eden gazetesine “Derdli “adını vermiştir. Böylece hem şairin adı kamuoyunun ağzından düşürmediği bir isim olarak kalmış, hem de, o zamanki sosyal hayatımızın bir parçası olan “Derdli” sıfatı da yaratılmıştır.15 Ağustos 1335(1919) de, Mutasarrıf Ali Haydar Bey zamanında yayınlanmaya başlamış, siyasi, mizahi ve edebi konulara yer vermiştir. Derdli’nin sorumlu Müdürü Yağlıoğulları’ndan Ahmed Reşad Bey, Başyazarı ise Dava Vekili Ali Saip Bey’dir. Ali Saip Bey, 1920–1924 devresinde,”Derdli”yi kısa süreli tatil dışında, sürekli yayınlamıştır. O yüzden Bolulular kendisine “ Derdli Saip” demişlerdir. Bolu hadiseleri sırasında bir ara kapatılan gazete, 1921 ve Ahmed Fahreddin Bey’in Bolu’dan ayrılışına kadar muntazaman yayınını sürdürmüştür. Bağımsız ellerde olmasından dolayı “Bolu” gibi belirli bir yayın siyaseti göze çarpmamaktadır. Halil ve Ahmed Fahreddin Beylerin idareciliklerindeki siyasi, askeri ve sosyal gelişmeler Derdli tarafından okuyucuya aktarılmıştır. Derdli, M.Kemal ve savaşlara da yer ayırmış, Ankara’nın, dolayısı ile cebheden ulaşan haberleri günü gününe yansıtmıştır. Zaman zaman ortaya çıkan mali sorunlar ise sahibi Şükrü Bey tarafından halledilmiş ve böylece Derdli devamlılık açısından dikkati çekmiştir.”

( Prof.Dr. Enver Konukçu. Bolu’da Cumhuriyet’in İlk Valisi Ahmed Fahreddin. S: 15.16)

DERTLİ GAZETESİ’NİN YAYIN İLKELERİ

Dertli Gazetesi’nin 15 Ağustos 1919 tarihinde yayımlanan ilk sayısında; “Dertli” başlığı altında;“Her hafta Cumartesi günleri neşrolunur; Siyasi, ilmi, edebi, mizahi, müstakil, elefkar ‘Türk Gazetesi’ dir “ifadesi yazılıdır. Yine bu ilk sayıda; “Maksat ve Meslek” başlığı altında gazetenin amaç ve ilkeleri belirtilmektedir:

“ ( .) Dertli, hiçbir fırkai siyasiye ile münasebettar olmayıp, tamamıyla serbest ve müstakil elefkardır

( ..)Bütün gayemiz hak ve hakikati takip ve izhar ile milleti tadyip ve irşad etmektir.Hak ve hakikat ne kadar acı olsa da ,tatlıdır.Millet hakikati anlayıp hak verdikçe daima bir sükunet ve itidalin muti bir lisanı olur

( ..) Her türlü ihtirasattan menafi hasiseyi maddiye ve maneviyeden azade olan mesaimizdeki emeli yegânemiz, hak ve hakikatten ayrılmayarak bir niyeti menafi mülk ve millete çalıştığımız görüldükçe, sığınacağımız saye-i teveccühattan mahrum bırakılmamaklığımızdır.” ( Serap Üstünel Agt:s:10./ Milli Mücadele’de Dertli.Celal Yılmaz)

Bolu’da Kuvayı Milliye yanlısı olan gazetelerin içinde yer alan “Dertli” ve “Türkoğlu” gazeteleri, her ne kadar Bolu’da yayımlanıyorsa da, bu iki gazetenin sesinin, Anadolu’nun diğer illerinde de yankılandığı görülüyor.

Dertli Gazetesi’nin 25 Nisan 1921 tarihli 56. Sayısında, Osmanlı Saray yöneticileri için şöyle yazılıyordu:

“Ah güzel İstanbul’umuzun sefil sakinleri!..Silkinin ki üstünüzdeki alçaklık tozları uçup gitsin. Silkinin ve ölmeye hazır olduğunuzu herkese belli edin.Bu büyük kapışmada sizin de payınız bulunsun!..” (Ali Kemal. Orhan Karaveli. s:62.)

Bolu Vilayet Matbaası’nda basımı yapılan Dertli Gazetesi; 1. ve 8. sayılar arasında; Cumartesi günleri, 9. sayıdan 66. sayıya değin; Pazartesi günleri yayımlanmıştır. Gazete, 67. ve 78. sayılar arasında; haftada iki gün (Pazar ve Salı) yayımlanmış, 79. sayıdan, 175. sayıya değin ise yine haftada bir gün (Salı) olarak yayımlanmıştır. Dertli Gazetesi’nin satış fiatı; 1. ve 8. sayılar arasında, 2(iki) kuruş,9. ve 175. sayılar arasında 100 para, sayfa sayısının artırıldığı günlerde de 4 (dört) veya 5(beş) kuruş gibi rakamlar olmuştur. (Serap Üstünel Agt.S:9,10./ Milli Mücadele’de Dertli Gazetesi.Celal Yılmaz)

KURTULUŞ SAVAŞININ İLK GÜNLERİNDE YAŞANAN GENEL BELİRSİZLİK HAVASI

1918 – 1919 yıllarında, Anadolu halkının önemli bir bölümünde; I.Dünya Savaşı’nda alınan yenilgilerin, yaşanan can kayıpların, Mondros Mütarekesi ile başlayan işgallerin yarattığı; “genel bir yılgınlık, bezginlik ve umutsuzluk havası ile birlikte, yaygın bir düşünce karmaşası” da hâkimdir Ve bu durum, işgal güçleri tarafından çok iyi değerlendirilmiş, sinsi bir plan dahilinde ülkenin kardeş kavgasına, karmaşaya sürüklenmesi körüklenmiştir

Halkın gözünde; dünyevi-dini lider,kurtarıcı olarak bilinegelen” Padişah- Saray”, İtilaf Kuvvetleri’nin; Batı Anadolu,Güney Anadolu ve Marmara çevresinde gerçekleştirdiği işgaller ve katliamlar karşısında;suskun, teslimiyetçi ve işbirlikçi bir tavır sergilemektedir . Hatta bu tavrını daha da ileri götürerek; yayınladığı ferman ve fetvalar ile, vatan savunmasına girişen Kuvayı Milliye birliklerini, komutanlarını; padişaha ve hilafete karşı çıkan asiler olarak tanımlamakta, idam cezası ile tecziye etmektedir. Bu genel havayı körükleyen yaygın bir “karalama, asılsız haber yayılması kampanyası “ ile de ülke, hızla bir İç Savaş’a-Hilafet Ayaklanmaları- denilen kardeş kavgasına sürüklenmektedir.

11 Nisan 1920 tarihli Takvim-i Vakayi’de yayımlanan, Şeyhülislam Dürrizâde Es seyyid Abdullah’ın fetvası ile: “Kuvayı Milliye yanlılarının Allah’ın –‘Öldürünüz’- emri gereğince öldürülmelerinin şer’iata uygun ve- ‘farz’- olduğu, bu fetvaya karşı gelenlerin kanlarının dinen helâl sayılacağı, mal ve mülklerine el konulmasının da ‘helâl’ olacağı” bildirilmektedir. . (11 Nisan 1920 tarihli Takvim-i Vakayî Gazetesi)

İtilaf Devletleri’nin istihbarat ve propaganda birimlerinin ve Saray-İstanbul Hükümeti çevrelerinin birlikte yürüttüğü bu olumsuz propaganda faaliyetleri, Anadolu halkının bir bölümünde; “İstiklal-Bağımsızlık” şiarı ile Milli Mücadele’ye girişen Kuvayı Milliye’ye katılmakta bir tereddüt dönemi yaşanmasına yol açmıştır. Hatta bu tereddüt dönemi; malum çevrelerin kışkırtmaları ile Anadolu halkının bir kardeş kavgasına; Hilafetçi-Kuvayı Milliye çatışmasına kadar uzanmıştır. Fakat yaşananlar; kardeş kavgasının(İç Savaş-Hilafet Ayaklanmaları) ülkeyi işgal eden İtilaf Devletleri’nin işine yaradığının kısa bir süre sonra fark edilmesi ile son bulmuştur.. İşgalin getirdiği katliam ve talanın acılarına tamamen duyarsız kalan İstanbul Hükümeti’nin, işbirlikçi ve teslimiyetçi politikalarında ısrar etmesi, Anadolu halkının nezdinde; Saray çevrelerinin gerçek yüzünün görülmesini sağlamıştır. Belirsizlik ve tereddüt dönemini aşan Anadolu insanı, doğruları ve çıkarlarının nerede olduğunu anladıktan sonra; topyekûn Milli Mücadele saflarında yerini alarak, işgalci ordulara karşı Milli Birliği sağlamıştır

Genellikle; İtilaf Kuvvetleri’nin işgaline uğramayan ve Ankara’yı sarmalayan bölgelerde yaşanan kardeş kavgalarının yanlışından kısa zamanda arınan; Bolu-Düzce-Gerede-Mudurnu-Göynük vd. yörelerimiz, ilerleyen günlerde, Milli Mücadele’ye olanaklarının da ötesinde yoğun bir katılım ve destek vermiştir.

BOLU-KARAÇAYIR’DA ASKER-HALK KAYNAŞMASI

1920 yılının Sonbaharından başlayarak Bolu, cephe gerisinin en hareketli noktalarından birisi olmuştur. Karaçayır, bir uçtan diğer uca talimgâh haline getirilmiş, Hisar Mektebi başta olmak üzere birçok bina, cephede yaralanan askerlerin tedavisinin yapıldığı hastanelere dönüştürülmüştür. Hatta ele geçirilen yaralı Yunan askerlerinin bir kısmının da tedavisi, iyi korunan Hisar Mektebi’nde yapılmıştır Karaçayır’daki talimlerde; cephelerde pişmiş, tecrübeli onbaşıların eğitiminden geçen askerler, 15–20 günlük bir eğitimden sonra cepheye gönderilerek, yerlerine yeni gelenlerin talimine devam edilmiştir. Bolu yöresinden de pek çok gencin talim gördüğü Karaçayır, zamanla; halk ile askerlerin kaynaştığı bir alan haline gelmiştir. Karaçayır’da, halkın ve askerlerin katıldığı toplu eğlenceler; güreş müsabakaları, at yarışları düzenlenmiş, ziyafetler verilmiştir...

23 Temmuz 1920 Cuma günü verilen toplu ziyafet; 26 Temmuz 1336/1920 gün ve 18 sayılı Dertli Gazetesi’nde şu haberle yer almıştır:

“Millet Bayramı’nın sene-i devriyesine tesadüf eden Cuma günü, başta Belediye Reisi İlyaszâde Hafız Hakkı Efendi olmak üzere, Bolu’nun muhterem halkı, fedakâr asker kardeşlerimiz için 300 sofralık yemek hazırlamışlardır.

Yevm-i mezkûrda saat yedi raddelerinde asker kardeşlerimiz tabur halinde mesire mahalline gelmiş ve bir saat müddet sonra Mutasarrıf Halil ve Kumandan Nazım Beyefendiler hazerat-ı maiyeti erkânı ile teşrif eylemişlerdir. Askerlerimiz tarafından güreş müsabakası icra kılındı ve milli oyunlar oynandı. Saat on buçukta verilen emir ve işaret üzerine askerler mesire mahallinde onar onar halka teşkil ederek nefis yemeklerden yediler. Yemekler; Et kızartması, börek, pilav, muhallebi, cacık, salata ”

( Dertli Gazetesi.26 Temmuz 1336/1920. Sayı:18)

(Milli Mücadele Döneminde Bolu Belediye Başkanı İlyaszade Hafız Hakkı Bey’in Çalışmaları. Yrd. Doç.Dr. Nuray Özdemir. S.8)

İzinsiz olarak kısmen veya tamamen iktibas edilip alıntı yapılamaz

(Devam edecek)


18 Nis 2011 - 00:00 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.