HOCA SÜREYYA EFENDİ (1855-1932)

HOCA SÜREYYA EFENDİ (1855-1932)

HOCA SÜREYYA EFENDİ (1855-1932)
Haber albümü için resme tıklayın

BOLU’NUN AYDIN YURTSEVER DİN ADAMLARINDAN

HOCA SÜREYYA EFENDİ (1855-1932)

Mehmet Tunçkol

Hoca Süreyya Efendi; Osmanlı Devleti’nin son yıllarına ve Cumhuriyet’in ilk dönemine rastlayan devrede, Bolu’nun sosyal, siyasi, dini, kültürel yaşamında önemli görevler üstlenmiş, halk üzerinde yaygın bir inanılırlık ve güven yaratmış, ülkenin zor dönemlerinde halka yol gösterici olmuş bir isimdir.

* 1341(1925) tarihli Bolu Vilayeti Salnamesi’nde, (özet olarak) Hoca Süreyya Efendi (Ahmet Süreyya)hakkında şu genel bilgiler veriliyor:

“Müftü Sıbgatullah Efendi’nin küçük oğlu olan Süreyya Efendi,1271(M.1855)yılında Bolu’da doğmuştur. Aileden âlim ve fazıl bir isim olarak Bolu’nun medarı iftiharı olan tarihi bir şahsiyettir. Hayret edilecek güçlü hafızası ile geçmişe dair bilgileri ve yaşanmışlıkları şaşılacak bir netlik içinde anlatır ve herkesi aydınlatır.

Babası ve ilk tahsilini aldığı eniştesi, Müftü Hacı İzzet Efendi’den verilen icazet ile Medrese’de müderrisliğe başlar. Nakibü’l-eşraf payesine sahip olup; Bolu Belediye Başkanlığı, Bolu Mahkeme üyeliği, Belediye Meclis-İdare Azalığı görevlerinde bulunmuş olup, Bolu’daki hizmet amaçlı pek çok komisyonda başkan veya üye olarak hizmet vermiştir.

Bolu’nun geçmişi hakkında “canlı bir tarih” olan Süreyya Efendi, bin cildi aşkın zengin ve kıymetli bir kütüphaneye sahiptir.

Yaptığı toplum hizmetleri ile herkese kendini sevdiren Süreyya Efendi, Ankara’da Başkumandan Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi Paşaların huzurunda, takdir ve iltifat görmüştür.”

(Bolu Vilayeti Salnamesi.1341(M.1925)Bolu Belediyesi BAM-2008. Sh:313)

* İlkmektep ve Medrese eğitimini Bolu’da yapan Süreyya Efendi, babası Sıbgatullah Efendi’nin vefatı üzerine” Koca Mustafa Paşa Medresesi”ne Müderris olur. 1910 yılında “Süreyya Efendi Medresesi” adıyla hizmet veren Medrese’nin eski binası, 1329 (1913)yılında yıkılarak, yeni bina inşa edilmiştir (Gazipaşa İlkokulu binası). Medrese binası 1333-1334 yıllarında, “Darulmuallimin” olarak hizmet vermiş, bu eğitim kurumunun kısa sürede kapanması üzerine,“Darülhilafetülaliyye Medresesi “adıyla eğitimini sürdürmüştür.

Hoca Süreyya Efendi, Cumhuriyet idaresi döneminde, Medreselerin lağvedilmesi üzerine ;“İlkokul yapılması kaydı ile” bu binayı Milli Eğitim Bakanlığı’na devreder. Bu bina sonraki dönemlerde, Gazi Paşa İlkokulu olarak hizmete devam etmiştir.

* Hoca Süreyya Efendi, köklü ve derin dini bilgisi, Arapça ve Farsça’ya hakimiyeti, Edebi ve Tarihi konulardaki yetkinliği, sosyal ve idari hayata ilişkin bilgisi ile kendini bütün toplum kesimlerine kabul ettirmiş, sevilen, sayılan bir önder kişilik olarak Bolu ve civarında genel bir kabul görmüştür..

* Kırk beş yıl boyunca Bolu İl İdare Meclisi Azalığı görevini sürdürmüştür.

*1320-1321-1322 (1904-1905-1906) yıllarında Bolu Belediye Başkanlığı görevini yürütmüştür.

*Bolu’nun Nakibü’l-eşraf Kaymakamı unvanına sahiptir.

*Bolu halkı nezdinde; “Ayaklı kütüphane”,”Bolu’nun canlı tarihi” olarak tanımlanır.

*Toplum nezdinde; Dini ve Dünyevi konularda karşılaşılan sorunların çözümlenmesinde, Bolu ve çevresinde, başvurulan bir “ toplum danışmanı” kimliğine sahiptir. Yol göstericiliği, çözüm üreticiliği, adalet anlayışı ile Bolu çevresinde genel bir toplumsal kabul ve güven kazanmıştır.

*Uzun yıllar boyunca, Bolu Mahkemesi Eşraf Temsilcisi olarak görevi yapar.

Onun bu “toplum danışmanı, sorun çözücü” kimliğine en açık örnek şu olayla anlatılabilir:

* “ Zeki Efendi Vakası

1903 yılı Mayıs ayında, Bolu’da, küçük çaplı bir köylü ayaklanması yaşanır. Bolu, Düzce çevresinde, Mültezim olarak köylüden Aşar-Öşür toplayan, Taşhancı namıyla tanınan Duhanizâde Zeki Efendi’nin Çarşı’daki dükkânını basan köylüler, camı çerçeveyi indirip, tezgâhlardaki malları etrafa saçarlar. Mültezim Zeki Efendi’nin kâtibini yakalayarak epeyce döverler.

Aşar toplayıcısı olan, taahhüt işlerine girerek devlete müteahhitlik yapan Duhanizâde Zeki Efendi, bu baskın sırasında, Çarşı’daki dükkânının çatısından diğer dükkânların çatılarına atlayarak kaçar. Halil Ağa’nın fırınına, bacadan aşağı salınarak iner ve gizlenir. Daha sonra, büyükçe bir ekmek sepetinin içine saklanır, üstü örtü ile kapatılarak, bir fırın işçisinin sırtında, isyancı köylülerden kaçırılarak evine taşınır. Dükkânı dağıtan köylüler, Zeki Efendi’nin evini de basarlar.

Bu dönemde köylü; ekip biçtiği tarlaların vergisini; 1/10-1/8 gibi oranlardaki ürünüyle, devlete Aşar-Öşür olarak ödemektedir. Köylüden bu ürün vergisinin toplanması işi, ihale ile Aşar-öşür toplayıcılara(mültezim) verilmektedir. Aşar toplama işini alan Mültezim; “Şahna”, veya “Muaşşir” denilen kâtipleri aracılığı ile tuttuğu defterlerine göre, (tahsildar ve jandarmalarla) köylünün ambarından, ürünün vergisi olan Aşar-öşürü toplardı.

Devlet kontrolünün, denetimin yetersiz kaldığı dönemlerde, bu vergi toplama işinden Mültezimler- kısa yoldan zengin- olurlardı. Tahsildar ve Şahnalar, çoğu kez köylere jandarma zoru ile vergi toplamaya çıkarlar ve bu uygulamalar sırasında köylüye de zorbaca davranırlardı.

İşte Zeki Efendi Vakası denilen ayaklanma da, Bolu-Akçaşehir (Akçakoca) yolunun müteahhitliğini alan Zeki Efendi’nin, ihalesini aldığı yol inşaatı için, Hükümet yardımı ile köylerden amele-işçi toplama girişimi sebebiyle çıkmıştı. Köylünün iş mevsiminde, zorba uygulamalarla müteahhit Zeki Efendi’nin, amele toplama girişimi, köylünün çileden çıkmasına ve ayaklanmasına sebep olmuştu. İstanbul’da Saray’a, Vekiller Heyeti’ne kadar yansıyan Bolu köylü isyanı sebebiyle, Kastamonu Vilayet merkezinden Bolu’ya isyanı bastırmak için Süvari kuvvetleri gönderilmişti.

Bir Bolu Pazarı(Pazartesi) günü başlayan Bolulu köylülerin isyanı, neticede Hoca Süreyya Efendi’nin araya girmesi ve köylüleri sakinleştirip ikna etmesi ile son bulur. İsyancı köylüler sakinleşir ve dağılırlar Fakat Bolu Mutasarrıfı Mustafa Zihni Efendi de bu olaylar sebebi ile görevinden alınır ”

”( Bolu Tarihi. Zekai Konrapa. Bolu Vilayet Matbaası1960.Sh:586.587.588.—Çele Dergisi 20.Sayı. Sh:15.M.Karamanoğlu)

*Hoca Süreyya Efendi; Yeniliklere açık, aydın fikirli, ileri görüşlü bir din adamı olarak o dönemlerde çoğu ulemanın dile getirmeye bile çekindiği; Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye tercüme edilmesinin gerekliliği konusunda; zengin kitaplığında bulunan ve elinden eksik etmediği “Farsca Kur’anı Kerim” i örnek göstererek; “Neden biz de kendi dilimize çevirmeyelim!” der. İlmi sohbetlerinde, sık sık dinin, hurafelerden arındırılmasının zorunluluğunu ve şahsi menfaatlerine dini inançları alet eden ham sofuların elinden dini kurtarmanın önemini anlatır.

*Bolu’da kılık kıyafet alanındaki yeniliklerin kabul edilmesinde öncülük yapar. Şehirde ilk şapkayı giyerek bu konuda halka örnek olur.

* Aydın din adamı kimliği, düşünceleri ve uygulamaları arasındaki dürüst, tutarlı tavırları ile Bolu halkının güvenini ve saygısını kazanır. Kendisine verilen bütün resmi görevleri, devletten hiçbir maaş almadan yürütür. Memleketine ve milletine hizmet etme idealini, bir ibadet anlayışı içinde, en yüksek seviyede tutar.

*Aile olarak sahibi oldukları; otel, hamam, fırın vb. işyerlerinde yoksullara, gariplere kol kanat gerer, onları doyurur, sahip çıkar.

*TBMM’nin açılışını engellemek amacıyla başlatılan Hilafet İsyanları döneminde; 19 Nisan 1920’de, Bolu’ya hâkim olan isyancılara karşı gönderilen Milli Kuvvetler’in bir bölümünün komutanı olan (Karakeçili) Bayatlı Arif Bey, şehirde büyük bir korkuya sebep olur. Sert, acımasız davranışları ile tanınan Arif Bey’in Bolu’yu yakacağı söylentileri çıkarılır. Şehir içinde mevzilenen Hilafet Kuvvetleri ile, Ilıcalar-Kaplıca yönünde mevzilenmiş Arif Bey Kuvvetleri arasında silahlı çatışma devam ederken, Hoca Süreyya Efendi, yaylı arabasına biner, beyaz bayrak sallayarak Arif Bey kuvvetlerinin mevzilerine ulaşır. Herkesin çekindiği Arif Bey ile konuşarak;” Bolu’da kardeş kanının akmaması konusunda anlaşmaya varır.” Bu arada takviye kuvvetlerin gelmesiyle güçlenen Hilafet Ayaklanmacıları, Arif Bey kuvvetlerini zor durumda bırakırlar ve Arif Bey, Seben Dağları’na doğru geri çekilir.

* Bolu’da hâkimiyeti ele geçiren Padişah yanlısı Hilafet İsyancıları, Mutasarrıf Haydar Bey’i yakalayarak Düzce’ye götürmek isterler. Mutasarrıf’ın;

“Hoca Süreyya Efendi yanımda gelsin, yoksa gelmem!” demesi üzerine, asilerle birlikte Düzce’ye doğru hareket edilir. Hilafet İsyancıları, Bakacak mevkiinde Bolu Mutasarrıfı Haydar Bey’i öldürmeye niyetlenir, yere yatırarak dövmeye başlarlar. Bu sırada Hoca Süreyya Efendi, Mutasarrıfın üzerine kapaklanarak;

“Önce beni öldürün, sonra Haydar Bey’i!” diyerek asileri durdurur ve Mutasarrıfın katledilmesine engel olur.

*Milli Mücadele Dönemi’nde Bolu Belediye Başkanı olan isimlerin hepsi ; Mehmet Vasfi Bey(Nuhoğlu),Hüseyin Hüsnü Bey(Alpagut),Hafız İsmail Hakkı Efendi (Gülez) Kuvayı Milliye yanlısı olmuşlar,TBMM Hükümeti’ne , Mustafa Kemal Paşa’ya destek vermişlerdir. İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edilişinin ikinci senesinde; Bolu Belediyesi ve Mutasarrıflik tarafından büyük bir miting düzenlenir. Bu miting sırasında bütün katılımcılar;” Milli Mücadele’nin kazanılması için her türlü fedakarlığa kararlı olduklarını ve düşman İzmir’den çıkarılıncaya kadar savaşacaklarına dair toplu yemin ederler.”Bu yemin töreni sonrasında alınan kararlar; TBMM’ne, ilgili bütün iç ve dış mercilere duyurulur. Çekilen telgrafların altında , başta Gençler Birliği Reisi Mithat Akif Bey,Ulema Temsilcisi Müderris Muhittin,Nakibül Eşraf Kaimmakamı Hoca Süreyya Efendi,Şedyhü’l Meşayih Adına bir başka Bolulu aydın din adamı Şeyh Nurettin Efendi imzaları yer almaktadır.

*Hoca Süreyya Efendi, Kurtuluş Savaşı’nın başından itibaren TBMM Hükümetine ve Mustafa Kemal Paşa’ya destek verir. Bolu halkının da, kısa sürede Kuvayı Milliye aleyhinde yürütülen olumsuz propagandalardan kurtarılarak aydınlatılmasında ve Milli Mücadele’ye katılması yönünde önemli hizmetler yapar.

Dönemin Şeyhülislâm’ı Dürrizâde Es Seyyid Abdullah’ın; 11 Nisan 1920 tarihli Takvim-i Vakayî de yayımlanan ve İngiliz uçaklarıyla Anadolu’nun en ücra köylerine kadar atılan ve ülkede kardeş kavgasının nifak tohumlarını her yana saçan fetvasındaki;

“Padişaha karşı çıkan Kuvayı Milliye yanlılarının katledilmesinin Şer’iate uygun ve farz olduğu ve mallarına el konulmasının helal olduğu, bu fetvaya karşı gelenlerin de kanlarının dinen helâl sayılacağı !“ şeklindeki hükmüne karşı çıkar

“Bu fetvanın; İngiliz esareti ve baskısı altında yazıldığını, dinen ve aklen hükümsüz olduğunu, Kuvayı Milliye’nin vatanı kurtarmak için mücadele ettiğini “Bolu halkına anlatır.

*Hoca Süreyya Efendi, Bolu’da; Kuvayı Milliye’nin, Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin kurulması, örgütlenmesi, TBMM Hükümeti’nin desteklenmesi yönünde önemli hizmetler gerçekleştirir. 1920 Nisan ve Ağustos aylarında Bolu’yu basan İsyancılar; Hoca Süreyya Efendi’yi, karşılarındaki en etkili rakip olarak görürler ve ellerinde dolaştırdıkları idamlıklar listesinin en başına onun adını yerleştirirler. İkinci defa Bolu’yu ele geçirdiklerinde, Hoca Süreyya Efendi’nin evini basarlar, her yanı tahrip ve talan ederler. Düzceli Çerkez akrabalarının yardımları sayesinde Hoca Süreyya Efendi, damdan dama kaçırılarak, öldürülmekten kurtulur.

*Hoca Süreyya Efendi’nin, Bolu Belediye Başkanı olduğu dönemde, kuruluşuna öncülük ettiği “Bolu Belediye Bandosu”, Bolu’yu Hilafet İsyancıları’nın elinden kurtaran “Miralay Şehit Nazım Bey”in komutanı olduğu, 4.Fırka’ya hediye edilir.(1920 Ağustos)Bu dönemde, Bolu Belediye Başkanı olan Hafız Hakkı Bey’in öncülüğünde, Boluluların, Milli Kuvvetler’e hediyesi olan bu bando takımı, TBMM’nin açıldığı dönemde, Ankara’daki resmi geçit törenlerinde, yerli ve yabancı erkâna, elçilik temsilcilerine gösteriler yapar. Ordu Bandosu olarak hizmet verir.

*65 yaşında olmasına rağmen; Sakarya Meydan Muharebesi sırasında, Bolu halkının cephede savaşan askerler için topladığı yardım malzemelerini savaş alanına taşıyan 11 kişilik Bolu Yardım Heyeti’nin başında yer alır. Cepheye giden Hoca Süreyya Efendi’nin yanında, (Bolu Yardım Heyeti’nin içinde), Mithat Akif Bey ve bir diğer Bolulu aydın din adamı, Medrese hocası, sonraki dönemlerde Bolu Müftüsü ve Bolu Milletvekili olan Ahmet Tayyar Bey de (Çulha) bulunmaktadır.

*Hoca Süreyya Efendi,1921 Sakarya Meydan Muharebesi sırasında, Bolu halkının, cephede savaşan askerler için topladığı yardım malzemelerini, (11 kişilik Bolu Yardım Heyeti’nin başkanı olarak) bizzat cepheye kadar götürüp dağıtır. Bolu Yardım Heyeti, Polatlı’da; Mustafa Kemal Paşa, Fevzi ve İsmet Paşalar ile görüşür. Onların takdir ve iltifatları ile karşılanır. Bu sebeple de, yine bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından, Hoca Süreyya Efendi’nin başında olduğu 11 kişilik “Bolu Yardım Heyeti” üyelerine;

”Yunan Ordusu’ndan iğtinam olunmuş (ganimet olarak alınmış) birer tüfek hediye edilir. Bu hediyeler Bolu halkı adına verilir. Ayrıca Bolu Yardım Heyeti üyeleri,” İstiklâl Madalyası” ile taltif edilir.”

18 Eylül 1921 günü akşamı, Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey, Bolu’dan Sakarya Cephesi’ne yardım taşıyan heyetin şerefine, Meclis karşısındaki Millet Bahçesi’nde bir ziyafet düzenler. Tunalı Hilmi Bey’in, Tahir Karauğuz Bey’in okuduğu şiirler ile şenlenen ziyafete, cepheden gelen Süvari Kumandanı Yusuf İzzet Paşa, Yunus Nadi gibi isimler de katılır.

Hoca Süreyya Efendi’nin yaşamını, karakteristik özelliklerini, Bolu için yaptığı hizmetleri daha iyi tanıyabilmek için, torunu Muhsin Karamanoğlu’nun, Çele Dergisi’nde, Sesimiz Gazetesi’nde yayımlanan yazılarını incelemek yararlı olacaktır.

Bu özet tanıtım yazımızın devamında, Muhsin Karamanoğlu’nun Çele Dergisi’nin 20. Sayısında yer alan ve dedesi Hoca Ahmet Süreyya Efendi’yi anlatan yazısını yayımlıyoruz

Yararlanılan Kaynaklar:

1.Çele Dergileri: (9.20.31.32.45.47.52. Sayılar.)

2. Bolu Vilayeti Salnamesi.1341.(1925).Bolu Belediyesi BAM.Yay.

3.Milli Mücadele’de Bolu. Dr. Hüseyin Sarı. Kemal Matbaası. Bolu.1995.

4. Bolu Günleri. Cahit Dinçtürk. Kemal Matbaası. Bolu.1961.

5.Bolu Tarihi. Zekai Konrapa. Bolu Vilayet Matbaası.1960.

6.Kuvayı Milliye Ruhuyla Bir Ömür. Doğu Karaoğuz. Truva Yay.2011.

FIKRA VE GEÇMİŞTEN HATIRALAR

Muhsin Karamanoğlu

Bolu’nun canlı tarihi ve ayaklı kütüphanesi Hoca Süreyya (Sırıyya) Efendi’nin 31. Ölüm yıldönümü dolayısıyla.

Dedem Hoca Süreyya Efendi:

Çarşı ve pazardan geçerken elindeki teraziyi veya yapmakta olduğu işi bırakarak önünde tazimle, hürmetle selâma durdukları, bir arzusunu yerine getirmek ve hizmetinde bulunmak için Boluluların yarış ettikleri (Âlim, Fazıl, Doğru sözlü, Doğru özlü) merd ve levent bir insandı.

Katıldığı her toplulukta; üstün zekâsı, kuvvetli hafızası, nükteli ve güzel konuşması ile temayüz eder ve hemen mevkiini alıverirdi.

Hoş sohbeti, bilhassa tarihi vaka ve fıkraları ve küçük yaşından beri duyduğu veya gördüğü, Bolu’da olup biten hadiseleri en küçük teferruatına kadar hatırlar ve kendisine has bir üslupla anlatır, dinleyenleri mest ve hayran ederdi.

Bu sebeple Bolu’nun canlı tarihi ve ayaklı kütüphanesi ismi haklı olarak verilmişti.

Babası Sibğatullah Efendi’nin tensibi ile ilk tahsilini; Bolu’muzun nadir yetiştirdiği kadınlardan, Babaannesi Şerife Molla’dan yapmıştı.(1)

Medrese tahsilini ise, Eniştesi (Ablası Seyyide Hanım’ın kocası) Hacı Mustafa İzzet Efendi’den (2) yapmış ve icazet aldıktan sonra, Koca Mustafa Paşa Medresesi’ne müderris olmuştu. Bolu’nun Nakibüleşraf Kaymakam’ı idi.

Elbiselerini İstanbul’da tanınmış terzilere diktirir, çok itinalı giyinirdi. Bilhassa dini ve milli bayramlarda rütbe ve payesine göre mor renkteki Biniş’ini giyer. Nişanlarını takar, uzun boyu, levent endamı ile pek muhteşem ve heybetli olurdu.

45 seneden fazla ve aralıksız, Bolu İli İdare Meclisi Azalığı’nda ve bir hayli zaman da Mahkeme Azalığı’nda bulunmuştu..(3)

Bolu’da teşekkül eden her türlü cemiyet ve komisyonda reis veya üye olarak mutlaka bulunurdu. Memleketine hizmet etmekten zevk alır. Milli menfaatleri daima şahsi menfaatlarının üstünde tutmasını bilmiş ve başarmıştır.

Büyük Camii şerifi tamiri, Hisar’daki Sultani binasının inşa ve tamiri, eski Hastahane binası, Hükümet Konağı’nın inşaatında Komisyon Reisliği yapmıştır. Bir mimar ve mühendis kadar inşaattan anlardı.

Gazi Paşa İlkokulu, Medrese olarak yapılmıştı. Medreselerin lağvı üzerine, ilkokul yapılması kaydı ile Milli Eğitim Bakanlığı emrine terk etmiştir.

Sabahları çok erken kalkardı. Lortlar Kamarası’na gider, her zaman aynı yerde; pencerenin önünde otururdu. Gelmediği zamanlarda, Lortlar Kamarası müdavimleri olan memleketin eşrafı, hürmetten yerini boş bırakırlardı.

Memlekette olup bitenlerden haberdar olmasını severdi. Günlük şehir havadislerini-Âşık Zâde Mehmet Efendi’den, iç ve dış havadisleri, Dertli Saip Bey, Kepekçi Zâde Tevfik Efendi ve Hafız Murteza Efendi’den alırdı.

Günlük gazetelerden birkaç tanesini, müdürü mesulüne kadar okur. Gözünden kaçan bir havadis var mı diye de Tayyip Efendi Zâde Hafız Hakkı Efendi’ye; “Hafız, ne havadisler var?” diye sorardı.

(Devam edecek)



14 Eyl 2011 - 00:00 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.