Maddi ve manevi temizlik zekat-2

Maddi ve manevi temizlik zekat-2

Maddi ve manevi temizlik zekat-2
Haber albümü için resme tıklayın

Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış, temel ihtiyaçları ve borçlarının dışında nisap miktarı artma özelliği taşıyan mala sahip olan Müslüman, bu malın üzerinden bir yıl geçince, zekât vermekle mükellef olur.

Altın ve gümüş (Tevbe, 3), toprak mahsulleri (En'âm, 141), elde edilen kazançlar, madenler, yeraltı servetleri (Bakara, 267) ve diğer mallar (Tevbe, 103; Zâriyât, 19) Kur'an'da zikredilen zekâta tabi mallardır.

Zekâttan muaf tutulan temel ihtiyaçlar; insanın kendisinin ve bakmakla yükümlü bulunduğu kişilerin hayatını sağlıklı ve güvenli bir şekilde devam ettirebilmesi için vazgeçilmez

olan şeylerdir. Genel olarak, barınma, ulaşım, ev eşyası, gıda, giysi, sanat ve mesleğe ait alet ve makineler, ilim için edinilen kitaplar, eğitim-öğretim ve sağlık giderleri, elektrik, su, telefon

gibi cari harcamalar ve benzeri şeyler, temel ihtiyaçlardır. Aslî ihtiyaçlar, zamanla değişebileceği gibi çevre ve toplumlara göre de değişebilir. Bu ihtiyaçları karşılamak için ayrılan para ve mallar zekâta tabi değildir.

Nisap, asgarî zenginlik ölçüsüdür. Hz. Peygamber tarafından gümüş için 561,2 gram (200 dirhem), altın için 80,18 gram (20 miskal), koyun ve keçi için 40, sığır için, 30, deve için 5; toprak ürünleri için 650 kilogram (5 vesk) nisap ölçüsü olarak belirlenmiştir. Peygamberimizin zamanında “itibarî değere sahip para” bulunmadığı için bir ölçü belirlenmemiştir. Bu itibarla İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu altın nisabını para için de nisap olarak kabul etmişlerdir. Dolayısıyla borç ve aslî ihtiyaçlarının dışında 80,18 gram altın değerinde parası veya ticarî malı olan Müslüman dinen zengin sayılır. Geri alınması mümkün olan alacaklar da kişinin mal varlığına dahildir.

Altın, gümüş, para ve ticaret mallarının, koyun ve keçinin kırkta biri zekât olarak verilir. Sayı kırkı geçen koyun ve keçi ile diğer hayvanlarda ne miktar zekât verileceği hadislerde ve fıkıh kitaplarında detaylı olarak beyan edilmiştir. Toprak mahsullerinin zekâtının hesaplamasında, elde edilen hâsılattan, sulama dışındaki ilâç, gübre, mazot gibi ürün için yapılan günümüz tarım şartlarının getirmiş olduğu ekstra masraflar çıkarılır. Geriye kalan ürün 650 kilo gramdan fazla ise, tabii yollarla sulanan araziden elde edilen ürünlerde 1/10; kova, tulumba, su motoru vb. usullerle masraf veya emekle sulanan araziden elde edilen ürünlerde ise 1/20 oranında zekât verilir.

Zekâtın kimlere verileceği şu ayette belirtilmiştir. “Sadakalar (zekâtlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğe kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 60)

Zekâtın, bu ayette sayılanlar dışında kalan kişi ve kuruluşlara verilmesi caiz değildir. Ancak aldıkları zekâtı ayette belirtilen yerlere sarf ettikleri bilinen dernek, vakıf, kurum ve yardımlaşma fonlarına verilebilir. Ayrıca şu kimselere de zekât verilmez:

a)Anne, baba, büyük anne ve büyük babalara, b) Oğul, kız ve torunlara, c) Zengin Müslümanlara ve Müslüman olmayanlara; d) Eşler birbirlerine zekat veremezler.

***

(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır.)

Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır. (2/184)

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir. (2/185)

***

EY RABBİM

Eyy Rabbim

Bütün güzel sözler Sana söylemekle güzeldir

Kırık dökük de olsa kabul eyle sözlerimi

Yıkık dökük de olsa duy yakarışlarımı

Kabul eyle beni

Kabul eyle sözlerimi

Suskunluğumu, dilsizliğimi en güzel dua eyle

Dua eyle dilsizliğimi

Dua eyle suskunluğumu

En güzel dua eyle ki

Sözlerin en güzeli Sana hitap etmekledir

Dua eyle sözlerimi

Güzel eyle..

***

SİZDEN GELENLER

Sorularınızı [email protected] adresine göndererek cevaplarını sayfamızda okuyabilirsiniz.

Oruç, hayatın anlamını ve hedefini yaşayarak öğrendiğimiz bir okuldur. Gönül dünyasının güzelliklerini, iyilik ve yardımlaşmanın huzurunu, barış ve kardeşliğin gücünü, dünya ve ahiret saadetinin yollarını burada öğreniriz.

Yüce Allah, “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç tutmak farz kılındı. Ta ki korunasınız.” (Bakara, 183) buyuruyor. Allah Teâlâ'nın emri olan orucu tutmak, Allah'ın emrini tutmaktır. Gayesi ise, Allah Teâlâ'nın rızasını kazanmak, böylece takvaya ulaşmaktır. Oruç, asıl değer ve üstünlüğünün maddî farklılıklarda değil, ahlâk ve fazilette olduğunu ifade eder. Hedef olarak takvayı gösterir. Oruç, hedefimizi tutturmak için tutumumuzu gözden geçirmektir. Bu maksatla hedefe yaklaştıran bir Ramazan günü temenni ederek bugünkü soru ve cevaplarımıza geçiyorum.

**Oruçlunun hastalık durumunun artması söz konusu olursa ne yapmalıdır?

-Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.(D.İ.B.Din İşleri Yüksek Kurulunun fetvasıdır)

** Hamile ya da çocuk emziren bayanlar ramazan orucuna nasıl riayet etmelidirler?

-Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir (Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam,3).

** Zor meşakkatli işlerde çalışan kimseler ramazan orucunu nasıl eda etmelidirler?

-Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.

Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.

Kur'an bu durumu şu ayetlerle açıklar: “Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” (Bakara, 2/183-185)

***

ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER

Uyurken rüyalanma (ihtilam), kan aldırma, bakmakla boşalma, macunsuz diş fırçası ve misvak kullanma, koku sürünme, sürme çekme, öpme, kendi isteğiyle olmaksızın kusma, kulağa su kaçma, unutarak yeme içme ve cima etme, kendi isteğiyle ağız dolusundan az kusma, boğazına toz, duman, sinek kaçma, dişleri arasında kalıp toplamı nohut tanesinden az yiyecek kalıntılarını yutma, (nohut tanesi kadar olursa kaza gerekir), kan aldırma, karnına ok, mızrak, kılıç girme, suya girme, yüzme, yemeğin tadına dili ile bakıp tükürme, çiğnenilmiş, renksiz ve tatsız sakız çiğneme (bu mekruhtur), yağlanma.



09 Ağu 2011 - 00:00 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.