MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI-7-8

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI-7-8

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI-7-8
Haber albümü için resme tıklayın

BELGELERLE BOLU’NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER–14-

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI-VII-

TBMM İLE BOLU MUTASARRIFLIĞI ARASINDAKİ TELGRAF GÖRÜŞMELERİNDEN ÖRNEKLER

Yazılı ve telle iletişimin önemini çok iyi bilen Mustafa Kemal Paşa; Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda; Posta-Telgraf Teşkilatı içinde, Milli Mücadele yanlısı kadroların örgütlenmesine büyük önem vermiştir. Ankara’nın, İstanbul’la ve diğer önemli merkezlerle iletişiminin sağlanması, telgraf hatlarının denetim altında tutulması ve yeni haberleşme merkezlerinin kurulması doğrultusunda, Kuvayı Milliye grupları yoğun mücadele vermişlerdir. Savaşın sonunda söylenen “ Biz bu savaşı biraz da telgraf telleriyle kazandık “ sözü, önemli bir gerçekliği ifade etmektedir.

Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele yıllarında; bir yandan TBMM çalışmalarını yürütürken, bir yandan Başkomutan olarak ordu ve cephe ile ilgili konuları, dış politik ilişkileri ve yeni devletin kuruluş temellerini de şekillendirmek için uğraş verir. Bütün bu çalışmaların yanı sıra: cephede şehit olanların geride bıraktıkları aileler ve kimsesiz çocukların durumları ile de yakından ilgilenir. Anadolu’nun birçok ilinde bu yönde önemli hizmetler üretenHimaye-i Eftal Cemiyetleri; kimsesiz, yetim, şehid emaneti çocuklara ve ailelerine yardım elini uzatır. Bolu’da kurulan Himaye-i Eftal Cemiyetinin yöneticileri içinde, yine Bolu’daki Milli Mücadele’nin önde gelen isimlerini görüyoruz: Belediye Reisi-İlyaszade Hakkı Efendi, Müftü-A.Recai Efendi, Kepekçizade Tevfik Efendi, Reşad Bey, Erzincanlızade Tevfik Efendi, Muhiddin Efendi, Hafız Mehmet Fehmi Efendi vd.

Türkoğlu Gazetesi ;27 Teşrin-i Sani.1337 tarihli 16. Sayısında;Bolu Himaye-i Eftal Cemiyeti’nin çalışmaları hakkında bilgi veriyor .Bu çalışmalarla ilgili olarak, Bolu Mutasarrıfı Fahreddin Bey’in Ankara’ya gönderdiği şu telgrafa yer veriyor:

“TBMM Riyaseti

Başkumandanlık Cânib-i Âlisine

Bolu-21 Teşrin-i Sâni 1337/1921

Bugün, Bolu Himaye-i Eftal Cemiyeti tarafından vatan ve memleket yolunda feday-ı hayat eden şehidlerimizin yadigar bıraktıkları evlatlarımız ile hatt-ı harbde bulunan sevgili askerlerimizin yavrularından 186 çocuğun Memleket Hastahanesi’nde , emr-i mesnun hitanları icra kılınmıştır.Bu münasebetle memleket donatılmış,muzika ve davullar ile çocuklar arabalarda gezdirilmiş ve hepsine de birer kat elbise ve ayakkabıları ve muhtelif hediyeler verilerek, esbab-ı tedavi ve istirahatlerinin izhar-ı cihet temin kılınmış olduğu maruzdur. Bolu Mutasarrıfı Fahri.”

TBMM Reisi, Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’nın, Bolu Mutasarrıfı’nın bu telgrafına cevaben gönderdiği telgraf da, Türkoğlu Gazetesi’nin aynı nüshasında yayımlanmıştır:

“ Bolu Mutasarrıflığı’na Cevap: 1337/1921

Himaye-i Eftal Cemiyeti tarafından şüheda ve mücahidin evladından 186 neferin emr-i mesnun hitanlarının icra ve kendilerine elbise ve hediyeler ile taltif edilmeleri sureti ile ibraz olunan müessir hamiyet-sezâver teşekkür ve takdir görüldüğünden alâkadarlarına tebliğini rica ederim.

TBMM Reisi ve Başkumandanı- M.Kemal.”

BOLU’DA İLK SİNEMA

Bolu’ya ilk sinemanın gelişini, Türkoğlu Gazetesi’nin; 16 Nisan 1338 tarih ve 36. Sayısında yayımlanan haberden öğreniyoruz:

( ..) “ Bolu’da, Milli Mücadele sırasında aydınlatılma gaz lambaları ile yapılıyordu. Zengin evlerinde halkın lüküs lambası dediği lüx bulunuyordu. Köylerde ise “gaz” fıkdanı nedeni ile “idare” denilen aletler kullanılıyordu. Sokak ve caddelerin aydınlatılması işini de Belediye üstlenmişti. Fahreddin Bey döneminde Bolu Belediye Reisi olan İlyaszade Hakkı Bey ki, kendisi şehrin saygın ailelerinden Güllezler’den ve TBMM’de Bolu Meb’usu Şükrü’nün yakınıdır, aydınlatılma işlerine önem vermişti. İstanbul’da ve büyük merkezlerde, elektrik enerjili aydınlatma yapılırken, Bolu, bu çağdaş enerjiye daha sonraları kavuşabilecektir.

Bunun yanında, bazı teknik elemanlar, şahsi gayretleri ile “dizel Motoru”ndan faydalanarak, elektrik elde ediyorlardı. Bunlardan biri de Mühendis Subhi Bey’dir. O, sadece, elektrik enerjisi üretimi ile sınırlı kalmamış, asrın son icadı sinemayı da Bolu’ya getirmiştir. Gündelik önemli hadiselere zevkle yer veren Türkoğlu Gazetesi, sinemanın Bolu’ya gelmesi ile ilgili küçük bir haberle okuyucusunu bilgilendirmiştir;

“ Mühendis Subhi Bey tarafından Bolu’ya bir sinema getirilmiştir. Adı geçen, aynı zamanda Hükümet Caddesi’nde, bir fotoğraf küşad etmiştir”

Bolu’da Valilik dönemi 10 Ekim 1923’de başladı. Mutasarrıf Ahmed Fahreddin Bey de lâhik olarak bu görevini sürdürmüştür. Valilik müddeti ise 7 Ocak 1924’de sona ermiştir. Bolu’ya Ali Rıza Oskay gönderilirken, Ahmed Fahreddin de Samsun’a nakl edilmiştir.

Bolu’nun vilayete dönüştürüleceği haberleri üzerine Ahmed Fahreddin Bey, bir ay kadar izin almış, 23 Ağustos 1923’de, Gerede yolu ile Ankara’ya gitmiştir. O zamanki Boluluların yaptığı gibi, törenle uğurlanmıştır. Türkoğlu Gazetesi’nde bu nedenle şunlar yazılmaktadır;

“Birçok memurin ve zevatı muhtereme taraflarından arabalarla, Akçakavak karyesine kadar teşyi edilmiştir. Mutasarrıf Bey’in müddet-i mezuniyetleri zarfında, Mutasarrıflık Vekâleti, Düzce Kaymakamı muhteremi Midhat Kemal Bey tarafından ifa edilmek üzere mumaileyh şehrimize gelmiştir”

TBMM’nin aldığı karar ile II. Dönem için seçim hazırlıkları da Bolu’da yapılmıştır. Bu nedenle, M.Kemal’in bir beyannamesi bütün yurda yayılmış, Bolu da Müdafaa-ı Hukuk ilkelerini benimsemiş meb’usların seçilmesini gazeteler yolu ile öğrenmiştir.”

( .) Bolu, 29 Ekim 1923’de, vilayet olarak Cumhuriyet idaresine girdi. Bu nedenle, Vali Ahmed Fahreddin, vilayet adına İlyaszade Hakkı Bey de Belediye adına tebrikatta bulundular. M. Kemal Paşa’nın Reis-i Cumhur seçilmesi ile de aynı şekilde Bolulular, yeni devlet reisini kutladılar.

Cumhuriyet’in ilanı ve ilk uygulamalar hakkında Derdli ve Bolu Gazetelerinde küçük haberlere, makalelere rastlanmaktadır. Türkoğlu da temas edildiği üzere, yayınını, Ağustos 1923’de tatil etmişti.” ( Prof.Dr. Enver Konukçu. age. S.16.17)

HALKIN YÖNETİME KATILIMI YÖNÜNDEKİ İLK ADIMLAR

Milli Mücadele-Ulusal Kurtuluş Savaşı ’nın ilginç bir özelliği,(yüzlerce yıl saltanat ve hilafet ile yönetilmiş bir ülkede) ;bir yanda savaşın, öte yandan yeni bir devletin kuruluşunun ilk çalışmalarının, dönemin koşullarına göre, demokratik bir meclis kanalıyla yürütülmesidir Bir yandan cephede sıcak savaş sürerken öbür yanda ülke içinde, yeni yapılanmalar ve demokrasiye doğru arayışlar devam etmektedir

Bolu’da da bu doğrultuda, Mutasarrıf Fahreddin Bey’in başkanı olduğu Genel Meclis, yeni çalışmalarına başlamış ve TBMM ‘ne şu bilgi telgrafı gönderilmiştir. Türkoğlu Gazetesi’nde yer alan telgraf metni şöyledir:

“TBMM Riyaset-i Celilesi’ne. Hâkimiyet-i Milliye’nin küçük bir misali olan Livâ Meclis-i Umumisi bu gün merasim-i mahsus ile küşad edilmiş ve dava-ı meşru-ı milliyemizin bütün cihan nazarında tasvip edileceğinin ferdasına ve saki düşmanlarımızın kâhir ve tedmiri arefesine tesadüf eden işbu içtimada milli hâkimiyetimizin medar-ı isnadı olan TBMM’nin mesai ve muvaffakiyeti hakkında Meclisimiz tarafından en kuvvetli tahassüsat içinde izhar-ı teminat ve takdim-i ihtiramat ve talimata karar verilmiş olduğunu arz ile kesb-i fahr eylerim.

7 Kanun-ı Sâni 1339 Bolu Meclis-i Umumisi adına

Reis Mutasarrıf Fahreddin “

Halkın yönetime katılımının, yönetici hanedanın sadık kulları olmaktan kurtularak, ulusun özgür bireyleri olmaya doğru evrilmenin ilk adımları, Ulusal Egemenlik anlayışının yaşama geçirilmesinin yansımaları olarak değerlendirilebilecek olan bu gelişmeler karşısında, Mustafa Kemal’in cevabi telgrafı da yine Türkoğlu Gazetesi’nde yayımlanmıştır:

“ Bolu Mutasarrıflığı’na,

Meclis-i Umûmi –i Livâ’nın küşadını ve Meclis-i Ali’ye karşı ihtisabını havi telgrafnameleri Heyet-i Umûmiye’de kıraat edildi.

Meclis-i Ali, işbu ihtisasat-ı hamiyetperveraneden dolayı teşekkür eder, Meclisinize muvaffakiyetler temenni eylerim Efendim.12.1.1338

TBMM Reisi M.Kemal”

TÜRKOĞLU GAZETESİ’NİN KURUCUSU- MİTHAT AKİF BEY (1882–1934)

Mithat Akif Bey, 1882 yılında Mudanya’da doğmuştur. Ailesi,93 Harbi denilen 1877–1878 Osmanlı Rus Harbi’nin öncesinde, Balkanlarda yaratılan komitacı terörü ve kargaşa ortamı sebebiyle Anadolu’ya göç etmiştir. Mithat Akif’in Babası, Akif Efendi, Sofya eşrafından Topal Tahir Beyoğulları sülalesindendir. Anne Leyla Hanım ise, Sofya’da Şeyh Ahmet Efendi ailesinden, Hasan Şükrü Efendi’nin kızıdır. Mithat Akif’in dedesi Tahir Bey, Bulgaristan’da görev yapan Mithat Paşa’nın(Sadrazam) yakın dostudur.Bulgaristan’da Niş ve Tuna Valiliği sırasında Mithat Paşa, uzun dönem Mithat Akif’in dedesi Tahir Bey’in Sofya’daki evinde kalmıştır. Mithat Akif’in adının da bu tanışıklıktan geldiğini, bizzat kendisi ifade etmektedir...

Yaklaşmakta olan 93 Harbi’nin, Balkanlardaki Türk ve Müslüman nüfus üzerinde yarattığı; komitacı baskısı,anarşi ve terör ortamından kurtulmak için aile, Anadolu’ya göç eder. Mudanya’ya yerleşirler. Mithat Akif burada doğar. Ailenin tek çocuğudur. Bir buçuk yaşına geldiğinde, aile Eskişehir’e taşınır. Mithat Akif, ilk eğitimine burada başlar. Eskişehir Rüştiye Mektebi ve Bursa Askeri Mektebi’nde eğitimine devam eder. Zeki bir öğrencidir. Okul birincilikleri elde eder. Tıbbiye’ye kaydolur. Bilgili, modern anlayışa sahip bir ailede yetişmesi, açık fikirli ve hürriyetçi bir anlayışa sahip olması nedeniyle, öğrenciliği yıllarında II.Abdulhamit rejimine karşı eylemlere katılır.Yakın arkadaşları İsmail Mestan Takiyettin ve Hasan Bey ile birlikte Eskişehir’de bir gazete basımı işine girişir, keskin muhalif yazılar yayımlar.Siyasi eylemliliği,keskin muhalifliği,hürriyetperver yaklaşımı nedeniyle kovuşturmaya uğrar ve okulundan uzaklaştırılır

Bir dönem Eskişehir’de; belediye kâtipliği, sandık eminliği, dava vekilliği görevlerinde bulunur. II. Meşrutiyet’in ilanı (1908) sonrasında Mustantık Muavinliği (sorgu hâkimi yardımcılığı),Tahrirat Kâtipliği görevlerinde bulunur. Arap ve Fars Edebiyatı ile yakından ilgilidir. İyi derecede Farsça, orta düzeyde Fransızca bilir. 1919-1921 yılları arasındaki” Malta Sürgünlüğü” günlerinde İngilizce’sini de geliştirir.

Mithat Akif, Eskişehir’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en aktif düşünce ve eylem adamları içinde yer almaktadır (1911-1913). Bu dönemde yapılan seçimler, Hürriyet ve İtilaf Fırkası lehine sonuçlanıp, Hükümet, bu partinin eline geçince, İttihat ve Terakki ileri gelenleri hakkında, soruşturma ve takibatlar başlatılır. Mithat Akif, aynı siyasi eğilimdeki arkadaşı, kaymakam Zekai Bey ile birlikte Eskişehir’i terkederek, Adapazarı’na gider ve bir süre gizlenirler.23 Ocak 1913’de gerçekleştirilen Babiali Baskını ile Kamil Paşa Hükümeti, İttihat Terakki tarafından düşürülüp, Mahmut Şevket Paşa Hükümeti kurulunca, Mithat Akif tekrar Eskişehir’e döner. Giresun milletvekili Hakkı Tarık Bey ile birlikte “Vakit” gazetesini çıkarırlar.

I.Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Mithat Akif Bey, Bursa’da kalır, özel muhasebe müdürlüğü yapar. Bir dönem Mudanya kaymakam vekilliği görevini yürütür. Bursa’da, Saniye Hanım ile evlenir. Biri oğlan(Ahmet), biri kız, iki çocuk sahibi olur. Fakat Saniye Hanım’ı genç yaşta yitirir. Mithat Akif bir daha evlenmez, annesi Leyla Hanım ile birlikte çocuklarını büyütür

1916 yılının Nisan ayında Bolu’ya tayin edilir.

BELGELERLE BOLU’NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER–14- MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BOLU BASINI-VIII-

MİTHAT AKİF BEY’İN BOLU’YA GELİŞİ

Mithat Akif Bey,1916 yılının Nisan ayında, Bolu’ya İttihat ve Terakki Mes’ul Kâtibi olarak tayin edilir. Daha önce, Bolu İttihat ve Terakki Mes’ul Kâtibi olan Dr. Mithat, bu görevinden ayrılırken, 31 Mart 1332 tarih ve 116. Sayılı “Bolu Gazetesi” nde bir “ Vedanâme” yayımlar. Bu yazısında, “Bolu’da iki yıl görev yaptığını” belirtir.Dr.Mithat Bey’den boşalan göreve, M.Akif Bey gönderilmiştir. Bu dönemde Bolu’nun idari, siyasi yaşamında önde gelen isim olarak,üç Mithat Bey vardır. Bunlar;1914-1916 yılları arasında, İttihat ve Terakki Mes’ul Kâtibi olan Dr. Mithat, Bolu Mutasarrıf Vekili, Gerede Kaymakam Vekili, Encümen Başkâtibi görevlerinde bulunan Mithat Kemal(Mehmet Akif Ersoy’un damadı) ve Büyük Mithat olarak tanınan, Mithat Akif Bey’dir.

Mithat Akif Bey’in Bolu’da göreve başladığı 1916 yılı; I.Dünya Savaşı’nda, cephelerde savaşın yoğun bir şekilde sürdüğü, cephe gerisinde ise derinden siyasi bir gerilimin, itilafçı-İttihatçı sürtüşmesinin yaşandığı bir dönemdir. Alınan her yenilgiden, kaybedilen her toprak parçasından dolayı, iktidar gücünü elinde tutan İttihat Terakki Fırkası ’nın sorumlu tutulduğu bir dönemdir.

Mithat Akif Bey, Bolu’daki görevi sırasında; adaletli, yoksulları, yetimleri koruyan, eğitim kurumlarını çok önemseyerek destekleyen bir idareci olarak bilindiği kadar, muhaliflerine karşı da sert, ödünsüz tavrı ile tanınır. Bu özellikleri sebebiyle de, Bolu’daki görevinin ilk aylarında, Hürriyet ve İtilaf Fırkasıtaraftarlarının gözünde bir numaralı hasım haline gelir. İlk dönem ,Mutasarrıf Ali Seydi Bey ile de ciddi anlaşmazlıkları olur. Bir ara Zonguldak Kaymakam vekilliği görevini de yürüten Mithat Akif Bey, I.Dünya Savaşı’nın son yılında, Bolu Havalisi İaşe Mıntıka Müdürlüğü görevini de üstlenir. Bu görevi sırasında, yardımların adaletli bir şekilde toplanması, cepheye gönderilmesi, cephe gerisindeki kimsesiz, dul ve yetimlere yardım edilmesi faaliyetlerini de yürütür.

Mutasarrıf Ali Seydi Bey döneminde, Mithat Akif Bey’in öncülüğü ile, Bolu’da Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti’nin, Bolu şubesi açılır. Milli Talim Terbiye Cemiyeti Bolu Şubesi’nin İdare Heyeti seçimleri; 22 Aralık 1332/4 Ocak 1917 tarihlerinde yapılır. Seçimler sonucunda, Bolu Şubesi üyeliklerine şu isimler seçilir:

Reis; Mithat Akif Bey,mesul katip;Ahmet Tayyar Efendi, aldığı oy sayısına göre üyeler; Bolu Sultanisi Edebiyat öğretmeni Şerafeddin Bey (Bolu Dağı’nda şehit edilen),Darül İtam Müdürü; Bedri Bey,öğretmen Zekai Bey, Maarif Başkatibi Tahir Bey,Mutasarrıf Ali Seydi Bey,Encümen Başkatibi Mithat Kemal Bey,Maarif Müdürü Sami Bey,Nuhzade Mehmet Vasfi Bey, İttihat ve Terakki Mektebi Başmuallimi Eyüp Sabri,Darül İtam Muallimi Hafız Murtaza Efendiler seçilirler..

Bolu’da bulunduğu yıllar içinde Mithat Akif Bey’in en önemli uğraşlarından birisi de; Bolu’daki eğitim kurumlarında modern eğitim sisteminin yerleştirilmesi yönünde yaptığı çalışmalar olmuştur. Özellikle, Bolu İttihat ve Terakki Mektebi’nin eğitim-öğretim faaliyetleriyle bizzat yakından ilgilenmiş, Bolu Sultanisi’ne, dönemin en gelişmiş Fen ve Tabiiyye deney araç gereçlerinin getirilmesine önayak olmuştur. Dönemin koşullarına göre, bu çok pahallı ve modern ders araç ve gereçleri, Bolu İsyanları sırasında dağıtılmış, talan edilmiştir (Bolu İttihat ve Terakki Mektebi,1908 yılında açılmış, sonraki dönemde adı Gölyüzü Mektebi İptidaiyesi olarak değiştirilmiştir. Bolu Sultanisi, daha sonraki Bolu Lisesi’dir.)

I.Dünya Savaşı ’nın bitimine doğru; Padişah V.Mehmet Reşat vefat eder. VI. Mehmet Vahdettin tahta çıkar. Yeni padişahın tahta çıkması, usül gereğince, Bolu’da da;törenlerle, top atışları ile kutlanır. Hükümet Meydanı’nda “Biat Töreni” yapılır. Mithat Akif Bey, Hükümet Meydanı’nda Dâhiliye Nazırlığı’ndan (İç işleri Bakanlığı) gelen telgrafı Bolu halkına okur:

“—Ey Bolu ahalisi! Yeni Padişah Sultan Mehmet Vahdettin namına ben Mutasarrıfa biat edeceğim. Sizi de biate davet ediyorum Bana reyinizi veriyor musunuz?” diye seslenir ve topluluktan“Hay hay!” cevabını alarak, Mutasarrıflık makamına çıkar. Bu dönemde, Mutasarrıf Ali Seydi Bey, Bolu’dan ayrılmış, kısa süreli, Reşat Bey ve Abdulkadir (Maslup) Beyler vekâleten görevde bulunmuşlardır. Mithat Akif Bey de bu devrede Bolu Mutasarrıflığına bir süre vekâlet eder.

İttihat Terakki Partisi,1918’de kendini feshederek, Teceddüt Fırkası olarak siyasi yaşamda var olmaya çalışır. Partinin üç lideri (Enver, Talat ve Cemal Paşalar) yurt dışına çıkarlar. Mondros Ateşkes Anlaşması (30 Ekim 1918) sonrasında İtilaf Devletleri’nin askeri işgali başlayınca, bütün ülkede bir İttihatçı avı başlatılır. Yakalananların bir bölümü İstanbul’a getirilerek Bekirağa Bölüğü hapishanelerine atılır. Tehlikeyi sezen İttihatçıların büyük bir kısmı da, yeni örgütlenmeler geliştirerek Anadolu’ya geçerler

MİTHAT AKİF BEY MALTA SÜRGÜNÜ

Mithat Akif Bey, Mondros Ateşkesi sonrasında başlatılan İttihatçı avı sırasında Bolu’da, Hürriyet ve İtilaf Fırkası içindeki hasımlarının gayreti ile tutuklanır Mithat Akif Bey için; İstanbul’a, Damat Ferit Paşa Hükümeti’ne pek çok şikâyet gönderilmiştir 25 Mart 1920 tarihinde Bolu’da tutuklanan Mithat Akif Bey, bir süre sonra, Damat Ferit Paşa Kabinesi tarafından İstanbul’a götürülerek, “Bekir Ağa Bölüğü” zindanlarında hapsedilir. İki ay Bekirağa Bölüğü’nde,yargılanmaksızın yattıktan sonra, Osmanlı Hükümeti temsilcileri tarafından, İngiliz askeri yetkililerine teslim edilerek ,Malta adasına sürgün edilir!

Yakın dönem tarihimizde; “Malta Sürgünleri” konusu, yeterince irdelenmemiş, önemli tarihi dersler içeren, çok önemli bir dönemi ifade eder

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması’nın hemen sonrasında; İngiliz işgal kuvvetleri, Saray hafiyeleri ve Ermeni muhbirlerin işbirliği ile önce İstanbul’da, peşi sıra da tüm Osmanlı coğrafyasında bir insan avı başlatılır

Osmanlı topraklarının;” İtilaf Devletleri’nin orduları tarafından işgal edilmesine karşı çıkan, karşı çıkma ihtimali olan (!) bütün devlet adamları, subaylar, aydınlar, yazarlar, taşra idarecileri vb. sorgusuz sualsiz yakalanarak “Bekirağa Bölüğü” denilen cezaevine doldurulur.”

İngilizlerinamacı çok açıktır. Daha önce işgalleri altına aldıkları diğer ülkelerde, aynı yöntemi defalarca uygulamışlardır Adım adım işgal altına alınan Türkiye’de de, olası bir Kurtuluş hareketi ve direniş girişiminde bulunabilecek, “öncü-örgütleyici “olabilecek isimler tutuklanarak, kontrol altında tutulmalıdır!

Bu amaçla ; 1919-1920 yıllarında tutuklananlardan 140 kişilik tehlikeli (!) görülen bir grup idareci,asker,yazar,aydın; önce Bekirağa Bölüğü’ne alınır,sonra da İngilizlere teslim edilir!.. Uluslararası Devletler Hukuku’na, Uluslar arası Savaş Hukuku ilkelerine aykırı olarak, Osmanlı Hükümeti yetkilileri, kendi ülkesinin vatandaşlarını, bir yabancı ülkenin askeri yetkililerine yargılanmak üzere teslim edebilmiştir

Hasımları tarafından; ödün vermez bir politikacı, yazar, gazeteci, etkili konuşan bir hatip, sert mizaçlı bir modernizm yanlısı düşünce adamı olarak tanımlanan Mithat Akif Bey, İngilizlerin ve Saray’ın yakından izlediği bir İttihatçı olarak, Bekirağa Bölüğü’nde bir süre tutulduktan sonra İngiliz askeri yetkililerine teslim edilir

Uluslar arası devletler hukukuna tamamen aykırı olarak İngilizlere teslim edilen 140 Türk vatandaşı, Malta adasına götürülerek hapsedilir ve 1921 yılı ortalarına kadar, “Malta Mahkemeleri” denilen, uluslar arası mahkeme niteliği de taşıyan (!) mahkemelerde yargılanırlar ”

MALTA MAHKEMELERİNDE İDDİANÂME!

Bu uygulama, İngilizlerin bir taktiğidir. İngiltere’nin;“ Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk “ olarak tanımlandığı günlerin getirdiği bir sömürgecilik birikimi ve politik tecrübesidir

“Dünya’nın yoksul ülkelerinin sömürgeleştirilmesi sürecinde, o ülkenin aydınlarının enterne edilmesi, savunmasız ve hareketsiz duruma getirilmesi, kitlelerin sürü haline getirilmesi, işbirlikçilerin sömürüden nemalandırılarak, ülke zenginliklerinin emperyalistlere teslim edildiği ve yoksul halkların birbirine kırdırıldığı, ‘böl ve yönet’politikasının bir çeşitlemesidir ”

Sürgün edilenlere, üç ana suçlama yöneltilir:

” 1- I.Dünya Savaşı’nda İngiliz, Fransız ve İtalyanlara kötü davranmak.

2-Ermenilere, tehcir sırasında ve sonrasında kötü davranmak.

3-Mondros Anlaşması maddeleri; kayıtsız koşulsuz teslimiyet emrettiği halde, bu maddelere aykırı davranışlarda bulunmak...”

İngilizler, Malta’ya sürülecek Türkler hakkında; Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri askeri istihbaratından, ek listeler isterler ve birlikte ortak listeler oluşturulur M.Kemal de, İngilizlerin Malta’ya sürülecekler listesinde yer almaktadır. ..Fakat İstanbul’dan uzaklaşan Mustafa Kemal’in(16 Mayıs 1919), Anadolu’da ele geçirilmesi, İngilizler ve Saray hafiyeleri açısından artık olanaksız hale gelmiştir...

M.Kemal, Malta Sürgünleri olayını yakından takip etmiş ve Malta Sürgünleri serbest bırakılıncaya kadar siyasi, hukuki desteğini esirgememiştir. . Bir anlamda Malta Sürgünleri olayını, Kurtuluş Savaşı ile birlikte ele almak gereklidir

Malta’ya sürgün edilen 140 Türk içinde; Sadrazam Sait Halim Paşa, Mithat Şükrü (Bleda),Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu, Rauf Bey (Orbay),Şükrü Bey (Kaya), Fethi Bey (Okyar) gibi isimler yer almaktadır. Malta’da, İngiliz Yüksek Komiserliği’nin oluşturduğu mahkemede, 140 Türk vatandaşı 1921 yılı ortalarına kadar yargılanırlar.

Malta Mahkemelerinin yargıçları; İngiliz Devlet Arşivleri, Fransız Devlet Arşivleri, ABD Devlet Arşivleri’nin yanı sıra, o dönemde işgal altındaki İstanbul’dan, Osmanlı Devlet Arşivleri’nden de, (140 Türk vatandaşınısuçlayarak mahkûm edebilmek için) belgeler getirtirler. Bu belgelere, İtilaf Devletleri istihbarat ajanlarının, Saray hafiyelerinin ve azınlık muhbirlerinin getirdiği belgeler ve istihbarat bilgileri de eklenerek, çok büyük boyutlu, kabarık dava dosyaları oluşturulur

1921 yılı ortalarına kadar devam eden ve o dönem Batı basınında da geniş yer tutan yargılamalar sonunda;

“ 140 Türk vatandaşının, davaya esas kabul edilen üç ana suçlamadan yargılanarak mahkûm edilemeyecekleri gerçeğiyle yüz yüze kalan Malta yargıçları, 140 Türk vatandaşını, geciktirerek de olsa,” aklayarak, serbest bırakır ”

MALTA MAHKEMELERİ’NDE ERMENİ MESELESİ’NDEN AKLANMA

“ Malta Mahkemeleri, bir diğer anlamıyla;

*“ Türklerin, Ermeni Meselesi’nde nasıl aklandığının; İngiliz, Fransız, ABD, Osmanlı Devlet Arşivleri’nden getirilen belgelerle, azınlık muhbirlerinin canlı tanıklıkları, İtilaf Devletleri’nin istihbarat raporları ile kanıtlanmasıdır

İngiliz Hükümeti, İngiliz Yüksek Komiserliği, İngiliz istihbarat yetkilileri, Malta Mahkemeleri’nin yargıçları vd. ; 140 Türk idareci, asker, aydın ve düşünürünü, iddianamedeki üç ana suçlamadan dolayı mahkûm edebileceği bir belgeye ulaşamamıştır

Özellikle‘Ermeni Kırımı’ iddiaları konusunda; 140 Türk tutukluyu suçlayarak mahkum edebileceği belgelere ulaşamayan ,Dünya’nın en ciddi istihbarat ve devlet arşivlerine sahip İngiltere,iki yıl süren yargılamalara rağmen umutsuzdur!..

Lord Curzon, son çare olarak, ABD devlet arşivlerinden konu hakkında belgeler bulabilmek umudu ile Amerikan devlet yetkililerine başvurur. ABD Arşivlerinde yapılan incelemeler sonucunda, Türk tutuklulara yöneltilen üç ana suçlama doğrultusunda kanıt olabilecek bir belgeye rastlanamadığını, Washington Büyükelçisi’ 13.7.1921 tarih ve 722 nolu cevabında şöyle iletmektedir! :

” Üzülerek arzedeyim ki, bu belgelerin içinde yargılanmak üzere Malta’da tutuklu bulunan Türkler aleyhinde delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey yoktur...” Malta Mahkemeleri iflas etmiştir! ” ( F.O. 371/6504/E.8519-Craigie’den Curzon’a, yazı, Washington,13.7.1921,No. 722 )-( Malta Sürgünleri. Bilal N.Şimşir. Bilgi Yay.2009.s.286,287,288.)

Malta Mahkemelerinde, İngiliz istihbarat elemanları ve yargıçlarının yaptıkları listelerde; Mithat Akif Bey; “İttihat ve Terakki’nin Adamları” denilen “41” ler grubu içinde yer almaktadır. Ara bekleme kamplarında tutulmadan, doğrudan Malta’ya gönderilen “41” ler grubunu, İngilizAmiral Calthorpe;

“ İkinci sınıf sürgünler” olarak adlandırmıştır. Bu grupta; 5 eski kabine üyesi,11 mebus,8 vali, 17 mutasarrıf, kaymakam ve idareci bulunmaktadır.”41”ler için yöneltilen suçlama:

”Asayişi bozmak, Ermeni kırımı, Ermeni sürgünü” vb. konu başlıklarıdır.

Bolu’dan alınarak Malta Sürgünleri’ne dâhil edilen 2693 sürgün numaralı Mithat Akif Bey’in yanında,2685 sürgün numarası ile Bolu mebusu Habip Bey de bulunmaktadır. Bolu’da İttihat ve Terakki Kulübü’nün ve Cemiyetin kuruluşunda öncü rol oynayan Mümtaz Kolağası(Kıdemli Yüzbaşı) Habip Bey, II. Meşrutiyet döneminde ,Bolu’nun Osmanlı Meclisi’ne gönderdiği milletvekillerindendir. Bu dönem Bolu Milletvekilleri içinde; Habip Bey, Abdulvahap Efendi, Taşhancızade Mustafa Zeki Efendi, Nazırlardan Şeref Bey bulunmaktadır.

28 Mayıs 1919’da İstanbul’dan gemiye bindirilen “41” ler, 2 Haziran’da Malta’ya ulaştırılarak hapsedilir. İngiliz Yüksek Komiserliği’nin kurduğu, uluslararası (!) niteliği de olan Malta Mahkemeleri’nde yargılanmalarına başlanır. Bu yargılamalarda, devlet arşiv belgeleri, istihbarat raporları yanı sıra, suçlamalarda bulunan, Osmanlı tebaası azınlık muhbirleri de canlı tanık olarak mahkemeye getirtilir. Mahkemeler, 1921 yılı ortasına kadar sürer.

İlerleyen yargı sürecinde, Malta Mahkemeleri; 140 Türk tutukluyu, suçluluk derecelerine göre üç gruba ayırır. Bolu’dan getirilen Mithat Akif Bey ,bu suçluluk sınıflamalarında , “C” grubu olarak sınıflanan “Zulüm Politikası İle İlişkileri Bulunduğu Söylenemeyecek Olanlar” içinde yer alır

Yargılamalar sonucunda, suçluluğuna ilişkin bilgi ve belge-kanıt bulunamayan Mithat Akif Bey’in adının, İngiliz Yüksek Askeri Komiserliği’nin hazırladığı bir “şerh” belgesinde de yer aldığını görüyoruz 30 Eylül 1920 tarihli bu belgede; “ F Grubu” içinde;” Türkiye’ye Geri Dönmesi Askeri Açıdan Sakıncalılar”ın listesi verilmiştir.2693 sürgün numaralı Mithat Akif Bey de bu liste içinde yer almaktadır ”

(Devam edecek)


18 Nis 2011 - 00:00 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.