BİZİM İLLER ELİN OLMUŞ, BİRAZICIK TÜRK İZİ KALMIŞ–3 (MAKEDONYA- KOSOVA)

BİZİM İLLER ELİN OLMUŞ, BİRAZICIK TÜRK İZİ KALMIŞ–3 (MAKEDONYA- KOSOVA)

BİZİM İLLER ELİN OLMUŞ, BİRAZICIK TÜRK İZİ KALMIŞ–3 (MAKEDONYA- KOSOVA)
Haber albümü için resme tıklayın

Avrasya Eğitimciler Derneği’nin Düzenlemiş olduğu gezinin Üsküp ve Kosova bölümünü anlatmaya kaldığım yerden devam ediyorum.

Kalkandelen’den Üsküp’e gidene kadar her köyde iki üç şerefeli bir camiyi, bazı büyük köylerde birkaç camiyi görerek, İslamiyet’in bu bölgelerde yaygın olduğunu, Arnavutların ve azınlık da olsa Türklerin buralarda yaşadıklarını öğrenmiş oluyoruz.

Üsküp’e yaklaştığımızda Vodno Dağı Tepesi’ne dikilen 66 metrelik, Dünya’nın en büyük haçı ile karşılaşıyoruz. Gece ışıklandırılan bu haç şehrin her yerinden görülüyor. Hıristiyanlığın dünyadaki ve Makedonya’daki 2000. yılı anısına yapıldığı için Milenyum Haçı denilmektedir.

Şehre girdikten sonra; Üsküp’ün en yüksek noktasındaki Üsküp Kalesi’ni gördük. 1492 yılında Sultan Selim’in Veziri Mustafa Paşa tarafından yapılan camiyi gezdik. Avlusunda dinlendik.

Tarihi Osmanlı Çarşısı’nı gezerek, çoğunlukla çevresinde olan; Kurşunlu Han’ı, Sulu Han’ı, Kapan Han’ı, Çifte Hamam’ı, çatılı camilerin son örneği Sultan Murat Paşa Camii’ni, Davut Paşa Hamamı’nı, İsa Bey Camii’ni, Saat Kulesi’ni, Bey Kulesi’ni, İshak Bey Camii’ni, Üsküp’ün en yüksek minareye sahip olan Yahya Paşa Camii’ni, Bedesten’i, Varna Nehri üzerinde 214 m uzunluğu, 6 metre genişliği olan Taş Köprü’yü gezdik, gördük. Atalarımızın yaptıkları ile övündük, gurur duyduk.

Buralarda rastladığımız Türk ve Arnavut kardeşlerimizle konuştuk. Bayrak çıkartmaları takarak, bayraklı kalemler vererek hasret giderdik. Üsküp’ün ünlü güveçte kuru fasulye üzeri köfte yedik.

Osmanlı Çarşısı’nda gezerken bir çay ocağının önünde duran gençlere Türk Bayrağı çıkartmaları takıyorum. Güzel Türkçe konuşan gençlerin Arnavut olduklarını öğreniyorum. Bu gençlerden biri telefonuna önceden yapıştırdığı Türk Bayrağını bana gösteriyor. Türk Bayrağı sevgisi gözlerinden okunuyor. Oradan ayrılıp, daha ilerideki Osmanlı Hanı’nın içerisinde bulunan Türk kahvesine çay içmek için giriyoruz. Bu sırada bizi takip eden, bayrak verdiğim genç yanıma geliyor. Sıkılarak: ‘’Abi sizden bir şey rica edebilir miyim’’diye, söylüyor. Ben de ‘’Tabii, Buyurun’’diyorum. Genç: ‘’Abi verdiğiniz bayrağı arkadaşım aldı, bir tane daha verebilir misiniz’’ diyerek, isteğini belirtiyor. Gurbet ellerde, hele de bir Arnavut Kardeşimin bu güzel isteği gözlerimi yaşartıyor. Bu anımın, bu köşede sizlerle paylaşılmasına vesile oluyor.

Üsküp’ün en büyük meydanı olan Makedonya Meydanı’na geldik. Bu meydanda Büyük İskender Heykeli’ni, Makedonyalı Flip Heykeli’ni, Büyük İskender’in Annesi Olimpias Heykeli’ni, Parlamento Binası’nı, Opera ve Bale Binası’nı, Makedonya Takı’nı, İyiliksever Rahibe Terasa Heykeli ve evini, Şairimiz Yahya Kemal Beyatlı Heykeli’ni gördük, bilgiler aldık.

20 Ağustos Salı Günü Kosova’ya hareket ediyoruz. Etrafında bodur ağaçların yer aldığı, tek gidiş gelişli dağlık yol ile ilerliyoruz. Kosova sınır kapısından sonra yüzey şekilleri değişiyor. Yamaçlara kurulu köylerde uzun minareli camilerin bulunduğu, yeşil, düz ova ile karşılaşıyoruz. Yol kenarlarında, bizim yol kenarlarında olduğu gibi, sebze ve meyve satıcılarını görüyoruz.

Kosova’nın idari yapısını araştırdığımızda ilginç bir tablo ile karşılaşıyoruz. Kosova’nın günümüzdeki idari durumunun tek yapılı olmadığını görüyoruz. İdari yapılardan birinin; Şubat 2008 itibarıyla tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova Cumhuriyeti’nin idari yapılanmasının olduğunu, Bir diğeri NATO’nun bölgedeki yönetiminin (UNMIK) kabul ettiği yapılanmasının olduğu, Üçüncü idari yapılanmanın ise; Kosova üzerinde hâlen hak iddia edip, kendi toprakları içinde kabul eden Sırbistan Cumhuriyeti’nin idari yapılanmasının olduğunu öğreniyoruz.

Kosova'da savaşın ardından konuşlanan barış birliklerinin görevlerini sürdürmekte olduğunu ve Prizren'deki 400 kişilik Türk Birliği’nin bu yıl Ondördüncü yılını doldurduğu hakkında bilgi sahibi oluyoruz.

Kosova Cumhuriyeti'nin resmî dillerinin Arnavutça ve Sırpça olduğunu, bunun yanında, Kosova Anayasası’nda Türkçe, Boşnakça ve Romanca da belediyeler statüsünde resmî dil olarak kullanıldığını öğreniyoruz.

Prizren, Mamuşa, Priştine, Mitroviça, Vıçıtırın, Gilan, Dobrucan, Yanova ve İpek yerleşim yerlerinde Türklerin yoğun olduğunu ve Türkçe konuşulduğunu öğrenmiş oluyoruz.

Priştine’de Amerika’nın New York Şehri’nde bulunan Özgürlük Heykeli’nin küçük kopyasını görünce şaşırıyoruz. Kosova’nın Amerika hayranı bir ülke olduğunu anlıyoruz.

Priştine’den 6 km uzaklıkta olan Sultan 1. Murat Hüdavendigar Türbesi’nin bulunduğu yere gidiyoruz. 1. Kosova Savaşı’nda Sırplı bir asker tarafından şehit edilen, iç organlarının gömüldüğü yere türbesi yapılan padişahımıza dualar ediyoruz. Bilindiği gibi Sultan 1. Murat’ın esas mezarı Bursa’da bulunmaktadır. Yolun uzun olması ve cesedin kokmaması için iç organları çıkarılarak buraya gömülmüştür. Türbenin asırlar boyunca aynı soydan gelen Özbek bir aile tarafından bakımının yapılıp, korunduğunu öğreniyoruz. Bahçesindeki Sultan Reşat anısına yapılan çeşmeyi ve 700 yıllık dut ağacını görüyoruz. Aynı avlu içinde yer alan müzeyi geziyoruz, anı defterini imzalıyoruz.

Priştine’ye 10 km uzaklıkta olan Gazi Mestan Türbesi ve Gazi Mestan Anıtı’nı uzaktan görüyoruz. Gazimestan Anıtı’nın 1389 yazında Osmanlılar ve Sırplar arasında geçen Kosova Savaşı’nı simgelediğini, . Anıtın, savaşın geçtiği Kosova Ovası’nda yer aldığını. Kosova Savaşı her iki imparatorluğun tarihinde de bir dönüm noktası olarak kabul edildiğini öğreniyoruz.

Türk Müteahhitlerinin yaptığı otoyoldan Kosova’nın 2. büyük şehri Prizren’e ulaşıyoruz. Türklerin yoğun olarak bulunduğu bu şehirde Türk eserlerinin çok olduğunu, Samsun’lu Öğretmen Arkadaşım Hamdi Koçak’la çıkmış olduğumuz dar yollu, dik yokuşlu, şehrin zirvesindeki Prizren Kalesi’nden şehre bakarak kolaylıkla fark edebiliyoruz.

Osmanlı Dönemi’nden bugüne kadar çok sayıda yapı miras olarak kalmıştır. Taşköprü, Prizren Kalesi (Doğu Roma Döneminden kalmış, Osmanlı zamanında geliştirilerek kullanılmıştır), Sinan Paşa Camii, Bayraklı Camii, Namazgâh, Maraş Camii, Müderris Ali Efendi Camii, Gazi Mehmet Paşa Hamamı, Şemsettin Ahmet Bey Hamamı, Prizren Saat Kulesi, Prizren Rüştiyesi Osmanlı eserlerinin en belirli olanları olduklarını görüyor ve bilgi ediniyoruz. Aziz Arhancel Manastırı’nın, Aziz Spas Kilisesi’nin görülmeye değer tarihi eserler olduğunu öğreniyoruz.

Prizren’deki Kültür Merkezi’ni Hamdi arkadaşımla birlikte ziyaret ediyoruz. Prizren’in Kültür ve Sanat ile ilgili çalışmaları hakkında bilgiler alıyoruz. Prizren’de bulunduğumuz günlerde devam eden ‘’Sinema Günlerinin’’ olduğunu öğreniyoruz.

Kosova Demokratik Türk Partisi Milletvekili Müfera Şinik ve Öğretmen Eşi Gani Şinik ile Prizren’de görüşme imkânı bulduk. Müfera Hanım’dan Kosova hakkında değerli bilgiler aldık.

Prizren’deki Türk Birliği’nde görevli 4 Türk Askerimizle çarşıda karşılaştık. Türk askerini yabancı bir ülkede görünce çok duygulandık. Birbirimize sarıldık. Sohbet ettik. Hasret giderdik. Fotoğraflar çektik. Bu asker kardeşlerimizden biri de Seben İlçemizin Hoçaş Köyü’nden hemşerim çıkıyor. Böylelikle gurbet ellerde Uzman Çavuş Rıdvan Erenulu’yu görmüş ve tanımış oluyorum.

Prizren’den Mamuşa Kasabası’na gidiyoruz. Prizren şehrine bağlı bir köy iken, son düzenlemelerle belediye statüsü kazanan Mamuşa’nın adı, Sultan 2. Mahmut’un (Mahmut Paşa’nın) kısaltmasından oluşmuştur. Tarıma elverişli olan arazide büyük seralar dikkat çekmektedir.

%95’inin Türk, % 5’inin Arnavut , %’de 100’ünün Müslüman olduğu, 6 Bin kişinin yaşadığı kasabada, kendimizi bir Türk kasabasında sanıyoruz.

1998–1999 Kosova Savaşı sırasında 5.000 nüfuslu kasaba, 45.000 civarında Arnavut’u evlerinde misafir ederek Sırplardan korumuştur. Sırplar da Türkiye'nin bölgede tarihten gelen gücünden çekinerek bu Türk kasabasına saldıramamıştır.

Mamuşa’nın halkını Tokat’tan gelen Türk vatandaşlarımızın oluşturduğunu, Mamuşa Belediye binasını Bursa Belediyesi’nin yaptırdığını öğreniyoruz. Sanayi, işyerlerinde, her yerde Türkçe tabelalar ile karşılaşıyoruz. Köyde büyük bir İlköğretim Okulu’nun, Atatürk Lisesi’nin ve birçok caminin olması bizleri duygulandırıyor.

Türkiye’den getirmiş olduğumuz hediyeleri çocuklara, gençlere, yaşlılara dağıtıyoruz. Sohbetler ediyoruz. Hatıra fotoğrafları çektiriyoruz. Gördüğümüzde sevinç duyduğumuz Mamuşa’dan, içimize hüzün çökerek ayrılıyoruz.

Yazıma Bulgaristan bölümü ile devam edeceğim.


31 Ağu 2013 - 00:00 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.