BELGELERLE BOLU'NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER (24-25-26)

BELGELERLE BOLU'NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER (24-25-26)

BELGELERLE BOLU'NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER (24-25-26)
Haber albümü için resme tıklayın

BELGELERLE BOLU'NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER (24)

Hazırlayan: Mehmet Tunçkol

ÇELE DERGİSİ'NDE BOLU HABERLERİ

BOLU'DA 1963 YILI AĞUSTOS-EYLÜL AYLARININ OLAYLARI:

*Bolu'da yeni açılan geniş caddenin üzerinde bulunduğu için yıkılması konusunda, basında geniş yazılar yazılan ve tarihi olduğu iddia edilen meşhur Tabaklar Hamamı,31 Ağustos 1963 gecesi elektrik kontağı neticesinde yandı ve böylece bu konu da halledilmiş oldu.

*Kentimizin özelliklerinden biri olan Bolu Panayırı 3 ile 10 Eylül 1963 tarihleri arasında açıldı. Geçmiş yıllardan farklı bir görünüşe sahip olan bu yılki panayır, gelecekteki Bolu Fuarı'na öncülük edecek nitelikte idi.

*Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Alman Prof. Lessing yönetiminde 7 Eylül 1963 Cumartesi akşamı Bolu İnkılâp İlkokulu salonunda başarılı bir konser verdi.

*Bolu Yüksek Tahsil Derneği Tiyatro Klubü, Halkevi Salonu'nda Atila Alpöge'nin yazdığı “Çürük Elma “ adlı oyunu başarı ile oynadı.

*Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim üyelerinden Osman Koçtürk, Çocuk Sağlığı konusunda Halkevi Salonunda bir konferans verdi.

*Bolu Suni Tahta Fabrikası'nda yapılan Atatürk büstü, bir törenle açıldı.

*Abant Turistik Bölge Açıkhava Tiyatrosu'nun ihalesi, Bolu Özel İdaresi tarafından yapıldı.

*İstanbul Lokal Tiyatrosu,22-23 Eylül 1963 günleri, Yeni Sinema Sahnesi'nde, Kerpiç Mehmet ile Cahit Atay'ın bir perdelik “Pusuda” oyununu başarı ile oynadı.

*Bolulu tarihçilerden, şimdi Yüksek İslam Enstitüsü'nde öğretmenlik yapan sayın Zekai Konrapa'nın yazmış olduğu, yedi yüz elli sayfalık, Bolu Tarihi'nin I.Cildinin 36 forması geçen sene basıldığı halde, bu sene içerisinde yalnız bir formasının basıldığı öğrenilmiştir. Muhasebenin, Bolu için büyük değer taşıyan bu eserin basım işinin bu sene içerisinde bitirilmesine söz verdiğinden, basım işinin bir an evvel bitirilmesini dileriz.

(Çele Dergisi 7.Sayı. Eylül 1963.Sh:18)(Çele Dergisi 8.Sayı. Ekim 1963.Sh:24)
“1960'lı Yıllarda; tarihi, kültürel, doğal miras değerlerinin korunduğu ve geliştirildiği bir Bolu'ya duyulan özlem ”

BİR GEZİ DOLAYISIYLE İZLENİMLER VE BOLU
Yücel ÖZKAYA
(Bolu ve Anadolu'nun diğer şehirlerini düşündüm. Kaç sokağımıza büyüklerimizin isimleri verilmiş veya meydanlara anıtları, küçük de olsa büstleri dikilmiştir? Bugün, bir Hanif, bir Dertli, bir İbrahim Ağa, Bir Mustafa Efendi, Dörtdivanlı Hilmi ve daha ortaya çıkaracağımız birçok şahıslar unutulmak üzeredirler.)

Temmuz ayı içinde ”Doğu Avrupa'nın Uyanışı” adlı, Doğu Avrupa'nın 15. Ve 16. Yüzyıllardaki durumu ile ilgili konferansları dinlemek için, Fransa'nın Tours şehrine davet edildim. On yedi gün süren bu konferans sırasında, beş millete ait, otuz öğrenciye, Türkiye'nin bir asır önceki Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrı, değişik bir memleket olduğunu tanıtıp, iyi hatıralar ile ayrıldık. Nitekim kurs yöneticileri, kurs sonunda bunu belirtmişlerdir. Kurs direktörü Prof.Mesnard, ayrılacağımız sırada, yazılı olarak verdiği bildirisinde şöyle demiştir. “Tourain'de sevinç ile karşıladığımız Türk dostlarımıza, Uluslar arası Humanizm etütlerinin yedinci stajına katılan, birinci değerdeki Prof.Dr. M. AKDAĞ ile onun Ankara Üniversitesi'ndeki öğrencilerinin bizi ziyaretlerinden çok şeref duyduk ve memnun kaldık, ümid ediyoruz ki biz de yakında onları ziyaret edeceğiz.”

Yolculuğum sırasında, Avrupa ülkelerinin yol boyunca hiç eksilmeyen sık ormanlarını görerek, ülkemizle, özellikle, Doğu Anadolu ile karşılaştırarak üzüntü duydum. Fakat Bolu ormanları ve Abant çevresi bu üzüntümü az da olsa azalttı. Gönül ister ki, yurdumuzun her yeri ormanlarla kaplanmış olsun, çorak yer kalmasın. Bu görev de ormancılara düşüyor.

Fransa'da; Paris, Tours şehri ve çevresinde köy unsurunun kalktığı, onun yerine her nehrin kenarında(Loire,Seine) kasabalarının olduğunu gördüm.Paris'in ortasından geçen Seine ve Tours'dan geçen Loire nehri bu iki şehrin adeta hayat damarı.

Fransızlar çok değerbilir kişiler. Özellikle, Paris şehrinde, hemen hemen 30-40 adımda bir anıt yahut heykel var. Tarih ve medeniyetlerine verdikleri değer, müzelerinin çokluğundan da belli oluyor. Tarihi eserlerden, heykellerle süslü Seine nehrinin, birçok köprülerinden bir tanesini teşkil eden III. Aleksandre'nın yaptırdığı köprü en ilginci.

Tours şehrinde ise, Feodalite'den kalma 25 şato büyük bir titizlikle korunuyor ve bu şatoları her gün binlerce turist ziyaret ediyor. Tarihi kişilerin yaşadığı, yahut az da olsa gelip, yerleştikleri bir şehir olan Touas da, bunların geliş, kalış,ölüm tarihleri ile ilgili resimler,heykeller,yazılar,anıtlar hemen bunların geldikleri sıralarda yapılmış ve bu zamana kadar korunmuşlardır.Örneğin,Ambois şatosundaki Louis Philip'in tabloları,şimdi müze olan Kardinal Rişliyö,Honore de Balzac,Leonardo da Vinci konakları,Hotel de Ville(Fransızların Belediye Sarayları)deki muazzam anıtlar Ayrıca, sokaklara Honore de Balzac,Danton,Rosseau,Rıchlıeu gibi verilen isimler, bu kişileri ölümsüzleştiriyor.

Bunları görürken, Bolu ve Anadolu'nun diğer şehirlerini düşündüm. Kaç sokağımıza büyüklerimizin isimleri verilmiş veya meydanlara anıtları, küçük de olsa büstleri dikilmiştir? Bugün, bir Hanif, bir Dertli, bir İbrahim Ağa, Bir Mustafa Efendi, Dörtdivanlı Hilmi ve daha ortaya çıkaracağımız birçok şahıslar unutulmak üzeredirler.

Öyle sanıyorum ki, şehrimizin gözle görülen meydanlarına, bunların çok az masraf isteyen küçük büstlerinin dikilip, altlarına yazılacak küçük yazılar şehrimizin turist sayısını artırır ve bizim gurur duymamızı sağlar. Avrupa memleketleri biraz da kendilerini bu şekilde tanıtmışlardır.

Belediye yahut Hususi Muhasebe, az bir para ayırmak ile bu işe girişirse, çok yerinde ve yararlı bir iş yapmış olur kanısındayım. Parklarda yahut yeni imar planına göre meydanların görülecek yerlerinde, dergimizde de görülen, kıymetli şahsiyetlerin, küçük büstlerinin dikilmesi, hem değerbilirlik, hem de onları tanımamız ve tanıtmamız için yararlı bir işlem olacaktır.

Bizans İmparatoru Hadrianus'un doğduğu yer olan ve en çok Üskübü'de tarihi Bizans eserlerinin kalıntıları ile dolu olan (Açık Hava Tiyatrosu vs.)

Bolu'nun tarihi tanıtımını iyi yapamıyoruz

(Çele 6.Sayı. Ağustos 1963. Sh:2,3. Yücel ÖZKAYA)

FIKRA VE GEÇMİŞTEN HATIRALAR (Muhsin KARAMANOĞLU)

BOLU'DA İLK ŞAPKA

(Tabaklar Hamamı'nın köşesini yeni dönmüştük; karşıdan gelen siyah çarşaflı bir kadın yüzünü örtmek için çarşafını çenesinin altından tutan ellerini koyuverdi. Çarşafın pelerini omuzlarına düştü. İki eliyle dizlerine vurarak: “Amanın dostlar memleketin, Din'in direği Hoca Süreyya Efendi gâvur olmuş, bunu da mı görecektik!” diye bağırmaya başladı. Bu kadın, Hocabey Mahallesi'nden Kayyum Hatcesi idi.)

Günlerden Pazartesi, Bolu'nun pazarı. Daireye yeni gelmiş işe bile başlamamıştım. Memurum Zeki Etiz, benden sonra geldi ve kapıdan girer girmez; Muhsin Bey, deden seni istemiş, evde bekliyormuş hemen gideceksin dedi.(1)

Dedem beni vakitsiz çağırmazdı. Mühim bir sebep olmalıydı. Koşarak eve geldim, doğru odasına çıktım. Dedem odada bir aşağı bir yukarı geziniyordu. Beni görünce karşımda durdu; Muhsin Efendi oğlum, ben tahkik ettim, en iyi şapkayı tuhafiyeci Abbas Bey getirmiş. Git iki şapka al gel; benimki siyah olacak ha!

Dedem Hoca Süreyya Efendi; hakikaten münevver, memleket sever ve ileri görüşlü bir insandı. Bilhassa herkese nasip olmayan bir hafızaya malikti. Bunun için de kendisine (Bolu'nun canlı tarihi, ayaklı kütüphanesi derlerdi (2). Evde bizim hakkımızda konuşulurken; onlar bizim zamanımızdan başka bir zaman için yaratılmışlardır ona göre terbiye edilmeleri lazımdır derdi.

Şapkaları almaya giderken, Ebedi Şefimiz Atatürk, Kastamonu seyahatlerinde şapkayı giydiler, kanun da kabul edildi. Bizim de şapka giymemiz normaldi. Fakat dedem ilmiye sınıfına mensup; Bolu'nun en ileri gelen hocalarındandı. Bolulular onu küçük yaşından beri sarıklı görmeye alışmışlardı.

Vilayetlere gelen emirde, ilmiye sınıfının (o zaman için) ibadethaneler haricinde de sarıklı gezebileceklerini amirdi. Bunları düşünerek mağazaya girdim. Bir siyah röleve, bir de gri fötr şapka aldı, koşarak eve geldim.

Odasına çıktığım zaman üzerindeki Lata'yı (3) çıkartmış mevsimlik bir pardesü giymişti. Elimden siyah şapkayı aldı. Her zaman sarığını giydiği gibi aynanın karşısına geçti, giydi ve gülümsedi. Bana da döndü, yakıştı mı diye sordu. Büyük Annem hiç sesini çıkartmadan bize bakıyordu. Ben de giydim, benimle gel, dedi. Sokak kapısından çıktık.

Bolu'nun pazarı olduğu için sokaklar kalabalıktı. Herkes hayretle bize bakıyor, fakat dedemin asabi mizaçlı olduğunu bildiklerinden bir şeyler sormaya cesaret edemiyordu.

Tabaklar Hamamı'nın köşesini yeni dönmüştük; karşıdan gelen siyah çarşaflı bir kadın yüzünü örtmek için çarşafını çenesinin altından tutan ellerini koyuverdi. Çarşafın pelerini omuzlarına düştü. İki eliyle dizlerine vurarak: “Amanın dostlar memleketin, Din'in direği Hoca Süreyya Efendi gâvur olmuş, bunu da mı görecektik!” diye bağırmaya başladı. Bu kadın, Hocabey Mahallesi'nden Kayyum Hatcesi idi.

Dedem birisine cevap vereceği zaman aldığı tavrını takınarak durdu, bastonuna dayandı: “Kadın, elinin hamuru ile erkeğin işine karışma. Sen işine git, Allah kimin gâvur, kimin Müslüman olduğunu bilir” dedi. Fakat o hala bağırıyordu.

Etrafımız kalabalıklaşmıştı ki; kimseden bir ses çıkmıyor, sessiz bizi takip ediyorlardı. Ağır ağır yürüyerek Belediye Meydanı'na geldik. Kanaat Mağazası'nın önünden, kalaycılar içinden, Taşhan ve Büyük Cami, manifaturacıları takiben yukarı çarşıya, oradan da Eski Buğday Pazarı'nı takiben Lordlar Kamarası'na geldik. Bolu'nun Ayan ve Eşrafı hepsi oradalardı. Her zaman oturduğu yerine oturdu. Merhabalardan sonra; Murtaza Efendi(Damakoğlu) ,Hoca Efendi çok güzel yakışmış mübarek olsun diye takıldı. Murtaza, güzele her şey yakışır, dedi dedem.

Tayyip Efendizade Hafız Hakkı Efendi; Hoca Efendi, bu şapka giyilmesine ne buyurulur ,dedi. Ona aynen şu cevabı vermişti:

“Hafız; Muradullah ne ise o tecelli eder, o olur. Bir zamanlar kavuklular, daha sonra Fesli ve Kalpaklıların secde etmesini isteyen Cenabı Hak, şimdi de şapkalıların secde etmesini murad etti. Gazi hazretleri de milletine bunu emir buyurmuşlardır. Bize, Ulülemre itaat etmek ve halka örnek olmak düşer. Bolumuzun kaderi kötüdür, kalk sen de bir şapka al ve giy” dedi.

Dedemin o tarihi şapkasını saklıyordum. Ne çare ki,1944 Bolu depreminde yıkılan mahzenin arasında kaldı.

(1) Eskiden Pazar günleri resmi devair kendiliğinden tatil yapardı. Köylü de öğleden evvel dairelerde işini takip etmezdi. M.Niyazi Çalıkuşu'nun şikâyeti üzerine, Dâhiliye Bakanlığı bu tatilin kaldırılması emrini vermiş olmasına rağmen, bu itiyad senelerce devam etmiştir.
(2) Bolu Salnamesi. Sh:452,453.
(3) Hocaların giydikleri siyah ve laciverd uzun cübbe.

(Çele Dergisi 9. Sayı. Kasım 1963.Sh:14,15. Muhsin KARAMANOĞLU)

***

BELGELERLE BOLU'NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER-25

ÇELE DERGİSİ'NDE BOLU HABERLERİ

Hazırlayan: Mehmet Tunçkol

BOLU'DA 1963 YILI EKİM AYI OLAYLARI:

*Bolu Halkevi, Tiyatro Kolunu kurdu ve ilk olarak da “Yağmurcu” oyununu sahneye koymak üzere çalışmaya başladı. Bu mutlu çabalarından dolayı Halkevi yöneticilerini kutlarız.

*Bu güne dek Sakarya Okulu'nun altında barınan Ana Okulu,17 Ekim 1963 Perşembe günü yapılan bir törenle aynı okul yanındaki yeni binasına taşındı. Eğiticilerine ve küçük yavrularına başarılar dileriz.

1963 YILI KASIM-ARALIK AYLARININ OLAYLARI:

*17 Kasım tarihinde yapılan mahalli seçimlerde, İsmail Özer Belediye Başkanı seçildi. Kendisini tebrik eder, başarılar dileriz.

*Bolu Halkevi, Yıllık Genel Kurul Toplantısını yaptı. Gündüz Çelikelli'nin tekrar başkanlığa seçildiği Yönetim Kurulu, aşağıdaki kişilerden teşekkl etti. Ayhan Tüzün, Muzaffer Namdar, Şerafettin Gülşen, Rafet Bulut, Ender Özüyaman, Erkan Tüzün. Yeni Yönetim Kuruluna başarılar dileriz.

*Bolu Erkek Öğretmen Okulu Öğrenci Derneği seçimini, Ali İhsan İngenç'in başkanı olduğu “İngeç Grubu” kazandı. Kendilerini tebrik ederiz.

*Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen “10 Kasım Atatürk” konulu resim yarışmasında, Türkiye Orta Dereceli Okullar Arası'nda; Kız İlköğretmen Okulu'ndan Vesile Kurt birinci, Erkek Öğretmen Okulu'ndan Necati Bakırcı ikinci, yine Kız İlköğretmen Okulu'ndan Selma Homurlu üçüncü olmuşlardır. Hediyeleri Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Nuri Kodamanoğlu tarafından bizzat verilen genç sanatçılar ile öğretmenleri değerli ressam Mehmet Yücetürk, Osman Oral ve Orhan Ersoy'u başarılarından dolayı tebrik ederiz.

*Bolu Kız Öğretmen Okulu son sınıf öğrencilerinin staja girmeleri dolayısı ile Okul Temsil Kolu, kılavuz öğretmen Ahmet Anıl başkanlığında bir gece düzenledi. Bu gecede “Yapışkanlar” oyunu başarı ile oynandı.

*Bolu Öğretmenler Derneği, Ankara'ya bir gezi düzenledi ve gece de “Uyuyan Güzel” Balesine gidildi.

*Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay Bolu'ya geldi ve Topçu Taburu ile Piyade Alayı'nı teftiş etti.

*Hemşerimiz Diş Tabibi Tahir Özkan'a gösterdiği üstün başarıdan dolayı ABD Hükümeti tarafından sertifika verilmiştir. Tebrik eder başarılar dileriz.

*Yapılan denemelerin müsbet sonuçlanması sebebiyle Bolu'da bundan böyle Tütün ekimine müsaade edileceği öğrenilmiştir. Ekonomik yönden Bolu'ya sayısız faydaları olan tütün ziraatinin köylümüze hayırlı olmasını dileriz.

*Bolu Ticaret Odası Başkanlığı'na Sadık Aytuğlu seçilmiştir. Tebrik eder başarılar dileriz.

*Bolu Suni Tahta Fabrikası,” Sümerspor” isimli bir kulüp kurdu. Lacivert –beyazlı kulübe başarılar dileriz.

BOLU NİÇİN KALKINAMAMIŞTIR KONULU OTURUMUN HATIRLATTIKLARI
Muhsin KARAMANOĞLU

( Sene 1944.Hala sarsıntısını geçiremediğimiz Büyük Deprem olmuş. Güzel Bolu'muzda zarar görmeyen insan; hasara uğramayan bina kalmamıştı. Yıkılanlar da pek çoktu. Can ve mal kaybı herkesi kötümser yapmış, en güzel caddemiz 27 Mayıs ve Hükümet Caddesi'ndeki üç, dört katlı binaların birer katı alınmış, gözleri rahatsız eden birer cüce haline getirilmişti. Söz konusu köylere intikal etti, Karacasu Köyü'nde yıkılmayan ev kalmamıştı, yalnız üç ev ayakta; bunlar da oturulacak durumda değildi.)

Sene 1944.Hala sarsıntısını geçiremediğimiz Büyük Deprem olmuş. Güzel Bolu'muzda zarar görmeyen insan; hasara uğramayan bina kalmamıştı. Yıkılanlar da pek çoktu.
Can ve mal kaybı herkesi kötümser yapmış, en güzel caddemiz 27 Mayıs ve Hükümet Caddesi'ndeki üç, dört katlı binaların birer katı alınmış, gözleri rahatsız eden birer cüce haline getirilmişti.

Böyle bir afetin olmasını en katı yürekliler bile istemezdi; fakat olan olmuş, şirin Bolu'muz harabeye dönmüştü.

Bayındırlık Bakanlığı'nın teşkil ettiği Deprem Amirliği, mahalleleri tarayarak binaların durumlarını tespit etti. Birçoğuna yıkım ve birçoğuna da ağır hasar esaslı tamir raporu verdi.

Memleketin geleceği için bundan istifade edilmesi icap ederken maalesef her işimizde olduğu gibi hatır ve gönül bu işte de rolünü oynadı; Verilen tamir ruhsatları ile halka iyilik yapalım derken memlekete fenalık yapıldı. O zaman açılacak yollar açılmadı ve Belediyemize ağır bir külfet yükletildi.

Hükümet Konağı da içine girilemeyecek kadar ağır hasara uğramıştı. Eşya, evrak ve mefruşatın çıkarılması ihaleye konuldu. Daireler barakalara yerleştirildi.
Kısa bir zaman sonra iş hayatı nispeten canlanmıştı. Herkes başını sokacak bir baraka yapmış veya evini tamire uğraşıyordu.

Orman Alay Komutanı Saip Çalkavur'un yaptırdığı Mahfel binasında; Vali, daire reisleri ve bazı memleketin ileri gelenleri toplanıyor. Memleketin imar ve geleceği hakkında konuşuyordu.

Söz konusu köylere intikal etti, Karacasu Köyü'nde yıkılmayan ev kalmamıştı, yalnız üç ev ayakta; bunlar da oturulacak durumda değildi.

Karacasu Köyü'nün mevkiini; kaplıcalara yakınlığını, Bolu'muzun turizmden beklediği kazancı ve önemini ileri sürerek bu köyde gelişi güzel inşaata izin verilmemesini, acele bir plan yapılarak modern bir köy kurulmasını Vali Sükuti Tükel'den rica ettim.

Bu teklifim, herkesi ilgilendirdi. Üzerinde bir hayli konuşmalar ve fikir teatisi yapıldı. Orman İşletme Müdürü, elinden gelen her fedakârlığı ve hizmeti yapmaya hazır olduğunu bildirdi. Ne yazık ki bu işte de hatır ve gönül ön plana geçti ve bu gün hepimizin ruhunu sıkan daracık yolu, karmakarışık Karacasu Köyü yeniden kuruldu.

Depremden pek az bir zaman geçmişti. Dairemde işime dalmış çalışırken, Belediye Reis Vekili Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürü Nedim Bey geldi.

Pek mühim bir şeye karar verdim. Bana hemen Hisar altındaki boş; Hazine ve Belediye'ye ait arsaların paftasından bir örnek verin dedi.

Ne yapacaklarını sordum, Evsiz ve arsası olmayan fakir halka dağıtacağını, depremde kulübeleri yıkılan bu zavallıları bir mesken sahibi yapacağını uzun uzun izah etti.

Fikir çok güzeldi, fakat memleketin Ankara kapısı olan bu sahada yapılacak gecekondu misali evlerin manzarası hiç düşünülmüyordu.

Fen Memuru'nun vazifede olduğunu, planın ancak iki gün sonra verilebileceğini söyleyerek Nedim Bey'i gönderdim.

Şehir Lokali'nde (Ahmet Yazıcı'nın işlettiği kıraathane) Belediye Encümen üyesi merhum Mehmet Alpay, Ali Rıza Gökcesu, Seyfettin Karageyik ve Ahmet Yazıcı'yı buldum. Durumu kendilerine anlatarak Reis'in bu fikirden vaz geçirilmesini rica ettim. Vazgeçirttiler.

Fakat!.. Seneler geçti, Hisar'ın hemen altında Ankara şosesinin tam üzerinde bir mahalle kuruldu; İmar planından mahrum, biri biri üzerine binmiş şekilsiz evler. Daracık eğri büğrü yollar, karma karışık bir mahalle.

Bu mahallenin bir eşi de Mudurnu yolu üzerinde kuruldu. İtaatsiz mahalle.

Her işte ve her şeyde ilk intibaın, insanlar üzerinde büyük bir tesir yarattığı inkâr edilemez bir hakikat. İşte Ankara'dan ve Mudurnu cihetinden gelen yolcular ilk önce bu mahallelerle karşılaşıyorlar.

Bolu'muzun turistik bir şehir olmasını hepimiz candan arzu ediyoruz. Memleketimizin güzelleştirilmesi ise hepimizin vazifesi. İlgililerden ve bilhassa Belediye Reisimiz ve bundan sonra gelecek Belediye reislerimizden ricamız. Her şehrin imar planına göre bir inkişaf ve iskân sahası vardır. Bu hudutlar içinde, gelişi güzel bina yaptırılmaması, yapılan bu hatalar gibi sonradan telafisi mümkün olmayan hatalara düşülmemesi

(Çele Dergisi 11. Sayı. Ocak 1964.Sh:32,33. Muhsin KARAMANOĞLU)

DÖRTDİVANLI HİLMİ
Dinçer Ruscuklu

(Bahsetmek istediğim köy Gerede'nin Dörtdivan nahiyesinin Doğancılar köyüdür. Şair o köyde doğup o köyde öldü. Bu güne kadar da gizli kaldı o güzel değişleriyle.)

1903 yılında ölmüştü O,mezarını iki taşla sınırladılar. Yalnızca iki taş. Bu taşlar o kişiyi 60 sene beklediler. Hala bekliyorlar, fakat eskisi gibi sessiz değil, şimdi o taşlar abide gibi duruyor insanın karşısında ve diyorlar ki, burada bir zamanlar halk şairi “Dörtdivanlı Hilmi” yatıyor.

Bu ismi belki yadırgadınız, şimdiye dek duymadığınızdan. Niçin, bir Dertli, bir Karacaoğlan değil bu bahsedilen? Diye düşündünüz. Zira şimdiye kadar köyünden başka tanıyanı yoktu onun. Şiirleri de bu zamana kadar o köyde, ya bir tanıdığın ağzında, ya da eski bir kaydın üzerinde kalmıştı.

Bahsetmek istediğim köy Gerede'nin Dörtdivan nahiyesinin Doğancılar köyüdür.

Şair o köyde doğup o köyde öldü. Bu güne kadar da gizli kaldı o güzel değişleriyle.

Eğer Cevdet Canbulat onun bir şiirini bulup ve meraklanıp Dörtdivan'a kadar gitmeseydi belki ilelebet de gizli ve ölü kalacaktı.

Evet, şunu söyleyebilirim ki, Cevdet Canbulat memleketimizde ölmüş bir ozanı diriltti ve şiirlerinin ekserisini, yorucu çalışmalarından sonra bir kitapta topladı. Bu kitabıyla yalnız Bolu'ya değil Türk Folkloruna da büyük yardımları dokundu Cevdet Canbulat'ın.

Artık Dörtdivanlı Hilmi'nin yalnızca Bolu'da değil, çok kısa bir zamanda bütün Türkiye'de isminin yayılacağına, koşmalarının, destanlarının ağızdan ağza dolaşacağına şüphemiz yoktur.

Kendisini candan tebrik ederiz.
Bakın Dörtdivanlı Hilmi, bir beyitinde gerçeğe ne kadar yaklaşıyor.

Kavak meyve vermez, diken de sümbül,
Yarasa toy olmaz, leylek de bülbül.
Deve katır olmaz, merkep de düldül.
Bin yıl tımar etsen küheylan olur mu?
..
Kâmiller nasihat dinleyin çokça,
Mangır altın olmaz, demirden akçe,
Her yerde gül bitmez, bostanda yonca,
Bülbül ötmek ilen Gülşen olur mu?

Tunçtan kılıç olmaz, ağaçtan bıçak,
Nekes cömert olmaz, muhannet koçak,
Kâğıt tandır olamaz, kerpiçten ocak,
Odun yakmak ilen külhan olur mu?

Dümbelek davul olmaz, düdükten zurna,
Serçe keklik olamaz, doğan da turna,
Kargayı besleyin şahin olur mu?

Şairler çalarlar tanbur ile saz,
Tavuk horoz olmaz, ördek dahi kaz.
Cahil vââz dinlemez, muhannet niyaz,
Mevla'nın indinde insan olur mu?

Gayetten makbuldür okuyup yazan,
Muhannet neylesün deryada yüzen,
Dağlarda büyüyüp yabanda gezen,
Kâmiller içinde irfân olur mu?

(Çele Dergisi 12. Sayı.Şubat 1964. Sh:19,20.Dinçer Ruscuklu)

***

BELGELERLE BOLU'NUN YAKIN GEÇMİŞİNDEN ESİNTİLER (26)

ÇELE DERGİSİ'NDEN SEÇMELER

BOLU'DA 1964 YILI OCAK- ŞUBAT-MART AYLARININ OLAYLARI:

*Havaların aniden soğuması sebebiyle bütün okullar 10 günlük soğuk tatili yaptı.
*Bolu Gazetesi 51. Kuruluş yıldönümünü kutladı. Türkiye'nin en eski gazetelerinden biri olan “Bolu” Gazetesi'ni yarın asırlık emeğinden dolayı tebrik eder, başarısının devamını dileriz.
*Bolulu olan ve şimdiye kadar da kendisi için özel bir gece düzenlenmeyen Neyzen Tevfik için, ölümünün 11. Yıldönümüne rastlayan 28 Ocak Salı günü akşamı, Halkevi Salonu'nda bir gece tertiplenmesi karar altına alındı.
*Türkiye Ziraatçılar Cemiyeti Bolu Şubesi kuruldu. Yapılan ilk genel kurul toplantısında aşağıdaki şahıslar yönetim kuruluna seçildiler. Başkan Hilmi Yüksel, Kemal Şimşek, Tahsin Namdar, Mithat Yeşilköylü ve Nihat Zeren. Tebrik eder başarılar dileriz.
*Kız Öğretmen Okulu Müzik Öğretmeni Tanju Gürer yönetiminde son sınıf öğrencileri bir gece düzenledi. Gecede W.A.Mozart anıldı.
*Kız Öğretmen Okulu 5. Sınıfları bir gece düzenledi ve “Sinir Hekimi” oyununu başarı ile oynadı. Ayrıca Kız İlköğretmen Okulu Kültür ve Edebiyat Kolu da “Yunus Emre Gecesi” düzenledi.
*Abdulhak Hamit Gecesi düzenlendi. Gecenin gerekli duyurulması yapılamadığı için ilgi toplamadı.
*Belediye Reisimiz ve Belediye Encümeni'nden bir grup, Bolu ile ilgili işleri izlemek için Ankara'ya gittiler. Bu arada 27 Mayıs Caddesi'nin istimlâkinin tamamlanması işi halledilmiş, Aşçılık Okulu'nun açılması için gerekli formaliteler tamamlanmış, Kamping Tesisi, Sanayi Çarşısı, Garaj ve Terminal Tesisleri için Sanayi Bakanlığı'nda söz alınmıştır.
*Büyük Türk şairi Fuzuli, Halk eğitim Salonu'nda anıldı.
*Beş Yıllık Kalkınma Planı'na göre, Devlet Planlama Dairesi'nce düşünülen yeni kurulacak kâğıt fabrikalarının kurulacağı şehirlerarasında Bolu'nun olmayışı üzüntü ile karşılandı.
*Halkevi Tiyatro Kolu faaliyete geçti ve perdesini “YAĞMURCU” ile açtı. İlk gece Cüneyt Gökçer, Refik Eren ve Şeref Gürsoy da hazır bulundular.
*Bir topçu keşif uçağı Abant Ormanlarına düştü ve iki subayımız şehit oldu.(11 Mart 1964)

BOLU'NUN ATATÜRK BAYRAMI VE ABANT GÜNÜ
Vahap Tunçer
17 Temmuz 1934 Salı günü, Bolu'nu yedisinden yetmişine kadar halkı, Büyük Atatürk'ü karşılamak üzere yollara düşmüştü. Can ve gönülden bir bekleyişti bu. Millet ne kadar severdi onu ve ne kadar yürekten bağlanmıştı kendisine. Dünya kurulalı beri pek az kişiye nasip olmuştur bu derece gönüllerde yer tutmak.
17 Temmuz 1934 Salı günü, Atatürk, Bolu toprağına ayakbastı. Coşkun sevinç tezahürleri ve alkış tufanı ufukları tuttu o gün. Soyadları daha kabul edilmemiş olduğundan biricik büyüğümüzü(Gazi) diye anıyorduk. Gazi, Kız Enstitüsü altında otomobilden indi. Hoş geldin Paşam, bağırışları altında bir müddet halılar üzerinde yürüyüp tekrar otomobile bindi ve Halkevi'ne geldi. Halkevi'nde o akşam şerefine verilen büyük ziyafette konuştu, konuşturdu, neşelendi ve tarihi kararı orada aldı. (Kadınların meb'us seçilmesi.)
Gazi Mustafa Kemal, ertesi günü karşıki sahifede gördüğünüz satırları Halkevi'nin hatıra defterine yazarak Bolu'dan ayrıldı. Bolulular da bu bir gecelik misafirliğin hatırasını ebedileştirmek için her yıl 17 Temmuz'da bayram yapmaya karar verdiler. Bu yalnız İl merkezinde değil, bütün ilçelerde de kutlanacaktı, kutlanıyordu.
Birkaç yıl geçti. Bolu'nun meşhur Abant'ı o zaman henüz tanınmayan, bilinmeyen bir yerdi. Bolu'nun turistik istikbalini Abant'ı tanıtmakta görenler, Temmuz ayı içinde bir (ABANT GÜNÜ) yapılmasını düşündüler ve bunun 17 Temmuz Atatürk Bayramı'nı takip eden ilk Pazar yapılmasına karar verdiler. Bu da bu günün (Akşehir Nasreddin Hoca Haftası) gibi,(Bursa Festivali) gibi gelenekleştirildi ve yıllarca devam etti.
Gün geldi ki gafil tatbikçiler,17 Temmuz'u (ABANT BAYRAMI) sandılar. Ona göre programlar hazırlayıp ilanlar yaptılar. Bilenlerin (Bre aman, yanlış oluyor. Atatürk Bayramı arada kayboluyor ) feryatları ya duyulmadı, ya mühimsenmedi ve beş on sene bu böyle sürüp gitti. Artık ne Bolu'da, ne de kazalarında ATATÜRK BAYRAMI diye bir merasim yapılmıyor, milletin aklına hemen ABANT geliyordu.
Zaman zaman mahalli basındaki yazılarımızla ve bazen de idare amirlerini ziyaret edip durumu izah ve bu hatayı düzeltmelerini yalvararak birkaç seneden beri Atatürk Bayramı'nı, Abant Günü'nden ayırmaya muvaffak olduk. Halk Eğitim teşkilatı kurulalı beri, Atatürk Bayramı, hususi bir programla,17 Temmuz günü, Halkevi binası önünde kutlanmakta ve Anıt ziyaret edilmektedir. Büyük Ata'mızın manevi huzurunda, onu hiçbir zaman unutmayacağımızı tekrarlıyor ve and içiyoruz.
Abant Günü'ne gelince O çoktan böyle özel bir gün ihtiyacından uzaklaştı. Abant'ı tanıtmayı başardık. Şimdi Ankara'dan, İstanbul'dan ve yurdun dört bir tarafından kopan yüzlerce otomobil, otobüs Abant'ı dolduruyor. Abant, Türkiye'nin cennetidir ve şöhretini böylece yapmıştır. Adı yurt dışında da yayılmış olan ABANT, değerli bir bağ-ü iremdir ve gelecekte Avrupa'nın, Amerika'nın turistlerini de çekecektir.
­­­­­­­­­­­­­­­


05 Ağu 2011 - 00:00 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.