MİTHAT AKİF BEY'İN MALTA'DAN ANADOLU'YA DÖNÜŞÜ (9-10)

MİTHAT AKİF BEY'İN MALTA'DAN ANADOLU'YA DÖNÜŞÜ (9-10)

MİTHAT AKİF BEY'İN MALTA'DAN ANADOLU'YA DÖNÜŞÜ (9-10)
Haber albümü için resme tıklayın

İngilizlerle, 16 Mart 1921 tarihinde, Malta Sürgünleri hakkında bir anlaşma imzalanır. Türkiye adına, Bekir Sami Bey'in imzaladığı bu anlaşmada; yargılamalarda suçlulukları kanıtlanamayan “Türk tutukluların hemen salıverilmesi” hakkında bir rapor düzenlenir. İlgili raporun ikinci maddesinde, ilk salıverilecek 22 kişi içinde Mithat Akif Bey'in de adı vardır. İngilizler, yapılan anlaşmalara rağmen, geciktirerek uygulanan salıverme işlemlerinde, bu gruptan üç kişiyi; (Edirne mebusu Şeref ve Faik Beyler ile birlikte 2693 sürgün numaralı Mithat Akif Bey'i) 24 Mart 1921 günü serbest bırakırlar.

*Aslında; Mithat Akif Bey'in serbest bırakılmasına esas olan, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin ilgili belgesi, Türk tarafının delegesi Bekir Sami Bey'in imzaladığı Londra Anlaşması'ndan üç ay öncesine aittir. 17.12.1920 tarihinde, Malta Mahkemeleri, Mithat Akif Bey'in suçsuzluğuna ilişkin kararı, almıştır, fakat İngiliz askeri ve siyasi yetkilileri tarafından bu mahkeme kararı uygulanmamıştır!

Ayrıca bu üç ismin serbest bırakılması, Malta Sürgünleri hakkında imzalanan Londra Anlaşması'yla ilgili talimatın, Malta'daki İngiliz yetkililerine ulaştırılmasından daha önce gerçekleştirilmiştir

Mithat Akif Bey ve onunla birlikte serbest bırakılmasına karar verilenlerin, bir anlamda, Bekir Sami Bey'in imzaladığı “Londra Anlaşması “ ile doğrudan bağı yoktur.

Mithat Akif Bey'in; iki yıla yakın sürdürülen Malta Mahkemeleri'ndeki yargılanmasında, yukarıda belirtilen üç ana suçlama-iddia ile hiçbir ilgisi tespit edilememiştir. Malta yargılamalarının sonucu bu olmasına karşın, Mithat Akif gibi isimler yine de İngiliz askeri ve siyasi çevreleri için tehlikeli insanlardır! Anadolu'ya dönüşlerine izin verilirse; “İngilizlerin Anadolu'daki çıkarlarını tehdit eden unsurlar olarak eylemlere yönelebilirler!” denmektedir

(F.O.371/5091/E.Rumbold'dan Curzon'a, rapor. İstanbul,24.11.1920,no.1552/VV/3662- Bilal N. Şimşir. Age: s.439)

Malta Valisi Plumer; Mithat Bey ve iki Mebus'un (Edirne Mebusları; 2779 Şeref ve 2780 Faik Beyler),İngiliz Yüksek Komiseri'nin 17.12.1920 günlü yazısına dayanarak serbest bırakılmaları ile ilgili kararını, 24 Mart 1921 tarihi itibarı ile uygulamıştır Fakat bu serbest bırakma işinden hemen sonra, İngiliz yetkililer pişman olmuşlardır!

Mithat Akif Bey ve iki Edirne milletvekilinin serbest bırakılmasından sonraki gelişmeler ilginçtir:

“İngiliz devlet arşivlerindeki gizli belgelerde; bu serbest bırakılanların, Anadolu'daki İngiliz çıkarlarına engel çıkaracakları yönünde çekince belirtilerek, serbest bırakılmalarından dolayı pişmanlık duyulduğuna dair ifadelerinin kullanılmış ve İngiliz devlet birimleri (Dış İşleri-Yargı – Askeriye) arasında ,karşılıklı şikayet ve soruşturmalara kadar uzayan gelişmeler yaşanmıştır!..”

Mithat Akif Bey'in serbest bırakılmasından sonra, Lord Curzon; İngiliz belgelerine göre suçsuzlukları açık olan, fakat serbest bırakılmaları,” İngiltere'nin Anadolu'daki çıkarlarına zarar verebilecek kişiler” listesinde yazılı olduğu için, bu salıverme işlemlerini uygulayan Savunma Bakanlığı hakkında soruşturma açtırmıştır!

(Lord Curzon, Savunma Bakanlığı'na açılan soru: -F.O.371/6502/E.4266-Plumer'den W.O'e yazı, 27.3.1921.No.11834 ve F.O'den W.O'e yazı,14.4.1921,No.4266/132/44—Bilâl N.Şimşir. Malta Sürgünleri. Bilgi Yay.2009. S:461)

“NE HAYSİYET VE SALÂHİYETLE BENİ TEVKİFTE ISRAR EDİYORSUNUZ?”

Yukarıdaki bu ara başlık, Mithat Akif Bey'in kendisine aittir Mithat Akif Bey'in Malta-Niverdala Zindanı'nda iken okuduğu İngilizce bir kitabın arasından, bir yazı çıkar.( Kitaplarını Zonguldak Halkevi'ne bağışlamıştır. Bu yazı örneği daha sonra kitaplarının arasında bulunur...) Bu bir dilekçe örneğidir. Mithat Bey'in Malta zindanlarındaki esareti sırasında yazılmış olan bir dilekçenin müsveddesidir.

Malta Sürgünleri, memleketlerindeki ailelerine, İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiserliği'ne ve Malta Valiliği aracılığı ile İngiltere'deki yetkililere mektuplar, dilekçeler göndermişlerdir. Mithat Akif Bey'in İngiliz yetkililere göndermek üzere hazırladığı bu dilekçe örneğinde şunlar yazılmaktadır:

“ Hiçbir sebebi kanuni ve hakiki mevcut olmaksızın İstanbul Hükümeti'nin bir kararı zalimanesi ile beş ay evvel tahtı tevkife alındım. Hakkımda üç buçuk ay devam eden tahkikat neticesinde bir cürum ve günahım sabit olmamışken, Fırka ihtirasatının kurbanı olarak mütevaliyen mağdur edildim. Bir buçuk ay evvel de, kendisiyle ne milliyet ve ne de tabiyiyyet itibarile hiçbir alaka ve münasebetim olmayan İngiltere Hükümeti, beni Malta'ya getirerek canîler gibi Salvator Kalesi'nde hapsetti. Artık hayatta bir karıncayı bile incitmekten ihtirazı bir vazifei vicdaniye bilerek yaşamış bir ferdi insani sıfatı ile beyan ederim ki mazlumiyeti pek aşikâr olan bir adamın temadi mazlumiyetine meydan vermek, müsebbipleri için hiçbir yerde badi şeref olamaz. Binaenaleyh İngiltere Hükümeti'nin ne haysiyet ve ne salahiyetle beni tevkif etmekte ısrar eylediğini sorar ve bilvesile beyanı ihtiram eylerim efendim.”

Mithat Akif Bey'in Malta'da yazdığı bir şiir defterinin ilk yaprağında da şöyle bir yazı göze çarpıyor:

“1920 senesi Kânunu evvel'inin on sekizinci Cumartesi günü kablezzeval saat on biri çeyrek geçe İtalya'ya azimetime müsaade olunduğu resmen tebliğ edilmiştir.

'Malta müddeti esaretim: -726 gün–1.045.440 dakika- 62.726. 460 saniye' ”

(Mondros Anlaşması'nı takip eden günlerde başlayan tutuklama furyası sırasında, eski Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey (1884-1919) de tutuklanmış ve II. Meşrutiyet yıllarından beri siyasi tutukluların hapsedildiği Bekirağa Bölüğü'ne getirilmiştir. Kaymakam Kemal Bey hakkında; Kürt Nemrut Paşa Divanı da denilen, Divan-ı Harbi Örfi'den, büyük bir aceleyle çıkarılarak onaylanan idam kararı, 10 Nisan 1919 günü Beyazıt Meydanı'nda uygulanmıştır. Kemal Bey'in idamından iki hafta kadar sonra, 28 Nisan 1919 günü, İttihatçılarla birlikte sorgulanan Ziya Gökalp; ” Ermeni Tehciri” sebebiyle yargılanma uygulaması-na, bütün tutuklular gibi itiraz ettikten sonra, bu suçlamanın asılsızlığı hakkında söylediği söz, büyük yankı uyandırmıştı. Malta Yargılamaları, Türk tutukluların aklanması ile sonuçlanıp, sürgün edilen 140 idareci, asker ve aydın serbest kaldıktan sonra, Ziya Gökalp'in bu sözü yeniden anımsandı:

**“ Milletimize iftira etmeyiniz. Türkiye'de bir Ermeni katliamı değil, bir Türk-Ermeni vuruşması vardır. Bize arkadan vurdular, biz de vurduk!.. ”

*(Kürt Nemrut Paşa Divanı adı verilen Askeri Sıkıyönetim Mahkemesi; Mustafa Kemal Paşa ve TBMM Hükümeti üyeleri hakkında da; gıyabında idam kararı vermiş, bu karar Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından, 16 Mayıs 1920'de Padişah VI. Mehmet Vahdettin'e sunulmuş ve 24 Mayıs 1920'de padişah tarafından onaylanan “ İrade-i Seniyye “, 27 Mayıs tarihinde Takvim-i Vekayi'de yayımlanmıştır )

MİTHAT AKİF BEY'İN BOLU'YA DÖNÜŞÜ VE MİLLİ MÜCADELEYE KATILIŞI

Mithat Akif Bey, II. İnönü Savaşı'nın kazanıldığı günlerde, Malta zindanlarındaki sürgünlüğünden Anadolu'ya, Bolu'ya doğru dönüş yolundadır

Mithat Akif Bey, önce İstanbul'a, daha sonra da Bolu'ya gelir. Bolu'ya gelir gelmez, Eskişehir ve Kütahya Muharebeleri'ndeki yenilginin peşi sıra; Tekâlif-i Milliye Emirleri doğrultusunda, Sakarya Meydan Muharebesi için yapılan hazırlıklara katılır. Bolu'daki çalışmaların en ön saflarında yerini alır. Milli Mücadele yanlısı, Mustafa Kemalci tavrı ile yeniden dikkati çeker. Bolu ve Dertli gazetelerinde, Kuvayı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çalışmalarını destekleyen yazılar yazar. Bolu'da, 1916 yılında, I.Dünya Savaşı yıllarında yaptığı gibi, Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde de, cephede savaşan askerler için, yardım kampanyaları düzenler. Toplanan yardımların savaş hatlarına götürülmesi ve dağıtılmasında bizzat heyetlerin başında yer alır. Bu çalışmalarının yanı sıra, kuvvetli ve keskin kalemini daha etkili olarak kullanmak, Milli Mücadele'ye basın yoluyla destek sağlamak amacıyla bir yeni gazete yayınlamaya karar verir.

15 Ağustos 1921'de, sahibi olduğu “Türkoğlu” gazetesinin ilk sayısını yayımlar. Haftada bir Pazar günleri yayımlanan Türkoğlu gazetesi, Mutasarrıf Fahreddin Bey'in Bolu'ya gelişi ile pazartesi günleri yayımlanmaya başlar. Gazetenin basımı, Bolu Vilayet Matbaası'nda yapılmaktadır. Türkoğlu gazetesi, bu dönemde yayımlanan İngiliz ve Saray destekçisi gazeteler karşısında, Bolu'daki Kuvayı Milliye güçlerinin yayın organı gibi çalışır. Kurtuluş Savaşı muharebelerindeki tüm gelişmeler, Mustafa Kemal'in bütün duyuru ve telgrafları, TBMM'nin çıkardığı kanunlar vb. Türkoğlu gazetesinde yer alır. Ülkenin değişik yerlerindeki illerin işgalini kınayan bildiriler, miting çağrıları, orduya destek ve yardım kampanyaları Türkoğlu gazetesinin baş sütunlarında yer verilen haberlerdir. Ayrıca, M.Akif Bey'in; Bolu'nun imarı ve gelişmesi, ülkenin kalkınması, halkın aydınlatılması konularında dikkat çekici önerileri de Türkoğlu Gazetesi'nde ilgiyle takip edilmektedir

15 Ağustos 1921 ile 2 Ağustos 1923 tarihleri arasında, haftada bir yayımlanan Türkoğlu gazetesinin sorumlu müdürlüğünü, Abdizade Mehmet Ağa yapmaktadır.

Prof.Dr. Yücel Özkaya'nın, “ Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nda Anadolu'nun ve Kamuoyunun Durumu” başlıklı çalışmasında;

“8 Eylül 1921'de Bolu halkının büyük törenlerle cepheye gönderilmek üzere toplanan yardımların yola çıkarılması sırasında yapılan törenlerde, Türkoğlu Gazetesi sahibi Mithat Akif Bey'in öncü-örgütleyici bir görev üstlendiği” belirtilmektedir..

Mithat Akif Bey'in, Kurtuluş Savaşı yıllarında, I.Dünya Savaşı yıllarında yaptığı gibi, orduya yardım toplanması ve gönderilmesi çalışmalarında örgütleyici bir görev yüklendiğini görüyoruz. Tekâlif-i Milliye Emirleri doğrultusunda, Bolu yöresinde yürütülen çalışmalarda Mithat Akif Bey, 11 kişilik Bolu Yardım Heyeti'nin başındadır. Heyetle birlikte, Sakarya Meydan Muharebesi sırasında cepheyi dolaşır. Cephede savaşan askeri birliklere, Bolu halkının gönderdiği yiyecek ve 27 yük yardım malzemesini; tütün, sigara, mektupluk zarf, kâğıt, iğne vb. dağıtımını yapar.

24 Haziran 1921'de Mutasarrıf olarak Bolu'ya gelen Fahreddin Bey, Bolu'da basın faaliyetlerini, sosyal örgütlenmeleri destekleyen, TBMM Hükümeti'ne sadık bir idarecidir. Cephede savaşan ordu birliklerine, cephe gerisindeki örgütlenmelerle destek sağlamak, gençleri sosyal-kültürel etkinliklere yönlendirmek amacıyla Bolu Gençler Birliği örgütlenmesi çalışmasına başlar. Bu amaçla,13 Temmuz 1921'de,Bolu Sultanisi binasında bir toplantı düzenler. Toplantının yönetimini, Mithat Akif Bey yapar. Toplantıda; Temsil, Milli Musiki, İdman Kulübü kurulması konuları görüşülür. Bu çalışmaları yürütmek için bir “Heyet-i İdare” oluşturulması kararlaştırılır. Bir Geçici İdare Heyeti tarafından kaleme alınacak “Nizamname-i Esasi” sonrasında Daimi Heyet seçilecektir. Mithat Akif Bey başkanlığında oluşturulan heyete;,Tayyar Efendi,Maarif Müdürü Zülküfl Bey,Sultani Müdürü Naim Bey,Müftü Efendi, Kürtzâde Mehmet Efendi, Düzceli Hüseyin Efendi,Bedri Bey, Muhtar Bey seçilirler.Bolu Gençler Birliği ,Milli Mücadele'yi desteklemek amacıyla ;Belediye Meydanı'nda yapılan mitinglerde,Karaçayır'da gerçekleştirilen etkinliklerde görevler üstlenir.

Büyük Taarruz'un arefesinde, Bolu Belediye Meydanı'nda büyük bir miting düzenlenir. Bolu Gençler Birliği üyeleri ve mitinge katılan Bolu halkı; hep birlikte ;“Milli Mücadele'nin yürütülmesi, İzmir'in işgalden kurtarılması için her türlü fedakârlığı yapacaklarına dair yemin ederler”. Bu mitingde alınan karar, ülke içinde ve dışında birçok yere ve TBMM'ne çekilen telgraflar ile duyurulur. Çekilen telgrafların altında;

“Gençler Birliği Reisi Mithat Akif Bey'in, Belediye Başkanı Hafız Hakkı Bey'in, Dertli Gazetesi'nden Ali Saip Bey'in, Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı Mehmet Abdi Bey'in, Bolu'nun aydın din adamları; Süreyya Efendi, Şeyh Nurettin Efendi, müftü Ahmet Recai Efendi vb. isimlerin imzaları bulunmaktadır “ (Dertli Gazetesi.18 Temmuz 1922. Sayı:125)

Bolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti''nin, 19 Eylül 1922'de yapılan seçimlerinde, Mithat Akif Bey, en çok oy alarak seçilen adaylardan birisidir. İlerleyen dönemde Mithat Akif Bey'in yaşamını Zonguldak'ta sürdürdüğünü, burada CHF ve Halkevi başkanlığı görevlerini üstlendiğini görüyoruz Türkoğlu Gazetesi yayın hayatına son vermeden Bolu'dan ayrılan Mithat Akif Bey, yaşamının bundan sonraki yıllarını Zonguldak'ta sürdürür

Mithat Akif Bey, Mondros Ateşkes Anlaşması'nı izleyen işgal günlerinde, kaymakamlık görevinde bulunduğu Zonguldak'ta, 1930'lu yılların başında, Vilayet İdare Heyeti Reisi olarak görevlendirilir. Halk Fırkası başkanlığının yanı sıra, Zonguldak Halkevi'nin de kurucusu ve başkanı olur. Son yıllarında bütün gücünü ve emeğini; Zonguldak'taki hizmetler, eğitim ve kültür faaliyetleri için kullanır.

Halkevi bünyesinde; kütüphane kurulması, gençlik teşkilatlarının oluşturulması, spor, müzik kulüplerinin kurulması çalışmalarının öncüsü olur.

Zonguldak ve çevresinde; öksüz, fakir, kimsesiz çocukların eğitim, sağlık hizmetleri için koşturur. İşsizlere, gariplere sahip çıkması, kendisine; “Mithat Baba” lakabının verilmesine yol açar. Doktor Necati Bey ve Mecit beylerle birlikte sağlık ekipleri oluşturarak ilçe ve köylere sağlık taramalarına çıkar.(Kendisi de Tıbbiye'de okumuş, siyasi eylemleri sebebiyle okuldan uzaklaştırılmıştı) Kaza ve nahiyelere telefon hatlarının çekilmesi, elektrik hatlarının yaygınlaştırılması, yol yapım faaliyetlerine bizzat nezaret eder. Memlekete hizmet aşkı o denli yüksektir ki, bu yol yapım çalışmaları sırasında, yol yapımında çalışanlarla aynı çadırlarda yatıp kalkar, çalışmaları yakından denetler

Uzun süredir kendisini etkileyen şeker hastalığının, mücadele yıllarının zor ve zahmetli günlerinin, Bekirağa Bölüğü ve Malta zindanlarının yıprattığı bedeni; 1934 yılı başında,daha önceleri yakalandığı ve giderek ağırlaşan zatürreye dayanamaz.. .Bir süreliğine İstanbul'a Cerrahpaşa Hastanesi'ne götürülerek tedavi görse de, kısa bir iyileşme dönemi sonrasında, çok erken sayılabilecek bir yaşta,53 yaşında iken,5 Mayıs 1934'de vefat eder. Yeni Cami'de kılınan cenaze namazından sonra, Halkevi bandosu eşliğinde, bütün çevre yerleşimlerden gelen çok kalabalık bir halk topluluğu tarafından, Kozlu yolundaki Hastane yanı mezarlığında, ebedi istirahatgâhına defnedilir

Halk Fırkası Umumi Kâtibi Recep Bey(Peker), Mithat Akif Bey'in vefatı üzerine şu telgrafı gönderir:

“Hizmet yollarında ağaran başına ve ilerlemiş yaşına rağmen, en taze bir hayatiyetle yüksek idealin hizmetinde çalışan Mithat Akif'in ölümünden duyduğum üzüntüyü söylemek güçtür. Onun cenazesi ardında yapacağınız son arkadaşlık hizmet ve son hürmet vazifesi anında, beni aranızda farzediniz!

Zonguldak Fırka hizmetlerinde çalışacaklara, Mithat Akif'in kalp ve inan kuvveti örnek olmalıdır.

Onun mektepde olduğunu bildiğim çocuğu hakkında Vilayet Fırkası'nın ve bizim müşterek alakamızı canlı tutmanızı dilerim. Onun sıhhati için son hizmetinde bulunan Profesör Hasan Vasfi Bey ve diğer Zonguldak doktorları arkadaşlara minetdarlığımı arzeylerim.

Bu telgrafımı, tedavi eden doktor arkadaşlara okumanızı rica ederim.

C.H.F.Umumi Kâtibi ve Kütahya Mebusu Recep.”

Avukat Bekir Sıtkı Bey, Mithat Akif'in mezarı başında özetle şu konuşmayı yapar:

“ Çok yüksek ruhlu bir insan, büyük bir vatanperver, pek muktedir bir teşkilatçı ve bütün insani fazilet ve meziyetleri şahsında cemetmiş büyük yaradılışlı Mithat Akif'i dün gece aramızdan kaybettik. Bugün de ebediyetin kara topraklarına gözyaşlarımızla birlikte tevdi ediyoruz.

( ..) O büyük Türk evladı, memleketinin bütün inkılâp savaşlarında ön safta hazır bulunmuş, bu yüzden çok kahırlar çekmiş, Malta zindanlarında senelerce yatmış ve azminden, kuvvetli iradesinden hiçbir şey kaybetmemiş, bütün hayatını memleketine vakfetmiş büyük bir şahsiyetti.

( ) Harbi Umumi'de,burada kaymakam iken, vakit düşman Zonguldak önüne geldiği zaman dahile kaçmak isteyen ahalinin önüne düşerek; nereye gidiyorsunuz,düşman donanmasına birlikte göğüs gerelim, diye deniz kenarına doğru ilerlemesi, kahraman ruhunun bariz misallerinden birisidir .”

Mithat Akif Bey ile ilgili olarak; Tahir Karauğuz, 1934 yılında, Zonguldak Halkevi Basımevi tarafından yayınlanan “Mithat Akif” adlı eserinde, şu satırlara yer veriyor:

“ . Mithat Akif'in ölüm döşeğinde; kırk, kırk bir derece ateşle kavrulduğu Humma nöbetleri arasında, menhus hastalığın alevleri içinde aziz varlığının eridiği dakikalarda, ölümün çizgileri işlenen dudaklarından dökülen son cümleler şunlar olmuş:

—Yapılacak işler var Seyfi Çavuş! Beni Halkevi'ne götürün. Bahçesini görmek istiyorum Teşkilât Memleket Gazi Ankara!..”

“Milli Mücadele'de Bolu Basını “ başlıklı çalışmamızın, “Mithat Akif Bey ve Tahir Karauğuz Bey” ile ilgili bölümlerinde (7.8.9. 10.) yararlanılan kaynak eserler:

1.Malta Sürgünleri. Bilal N. Şimşir Bilgi Yay.2009.

2. İngiliz Belgelerinde Atatürk. Bilal N. Şimşir. Cilt I. Ankara.1973.

3. Türk İstiklal Harbi. İstiklal Harbi'nde Ayaklanmalar(1919-1921) 6.Cilt. -1974.

4.Meclis-i Meb'usan-ı Osmanî'de Bolu Mutasarrıflığı Millet Vekilleri. Prof.Dr. Enver Konukçu.

5.Cumhuriyetin İlk Bolu Valisi Ahmet Fahreddin.Prof.Dr.Enver Konukçu

6.Zonguldak ve Çevresinde Müdafaai Hukuk Çalışmaları. Doç.Dr. Ali Sarıkoyuncu.

7.Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nda Anadolu'nun ve Kamuoyunun Durumu. Prof.Dr. Yücel Özkaya.

8. Mithat Akif. Zonguldak Halkevi Basımevi.1934.Tahir Karauğuz.

9. Bir Ömür Gazeteci. Oğuz Karaoğuz (Basım aşamasında)

10.Zonguldak Karaelmas Gazeteciler Cem. Bayram Gazetesi. 16.Kasım 2010 Oğuz Karaoğuz'un Yazısı.

11. Mithat Akif Bey'in Not Defteri.

12.Zonguldak Kültür Eğitim Vakfı. “Edebiyatta Zonguldak Bienali “Bildirileri.2010

13. Anılarım (1908-1924). Halis Duman İst.1991

14. Bolu Tarihi. Zekai Konrapa. Bolu Vilayet Matbaası.1960

15.Cumhuriyetin On Yılında Zonguldak ve Maden Kömürü Havzası. Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası. 29 Teşrinievvel–1933.

16.Yakın Tarihimizde Gördüklerim, Geçirdiklerim. A.Emin Yalman. İstanbul.1970.

(Devam edecek)

***

TAHİR AKIN KARAUĞUZ

Tahir Akın Karauğuz Bey'in, Milli Mücadele Yılları'nda ; “Bolu”,”Dertli”,”Türkoğlu” gazetelerinde yayımlanan yazılarına; şiirlerine, cepheden gönderdiği savaş haberlerine, basımı yapılan şiir kitaplarının duyuruları ile bilgilere, yazı dizimizin geçmiş bölümlerinde kısaca yer verdik. Milli Mücadele yıllarında; bir elinde kalem, diğer elinde kılıç, ülkesinin bağımsızlığı, halkının aydınlanması yolunda bir ömür geçiren Tahir Bey'i kısa bilgilerle tanımaya çalışacağız

Tahir Bey,1898 yılında Safranbolu'da doğmuştur. Babası, Karakullukçuoğlu namıyla bilinen, saraç, Mehmet Hilmi Usta'dır. Annesi, yörenin tanınmış şahsiyetlerinden Emin Efendi'nin kızı, Şükriye Hanım'dır.

Tahir Bey, çocukluğunda; okumaya çok meraklı, şair ruhlu ve mücadeleci bir çocuk olarak dikkati çeker. İlkokul ve Rüştiye (Ortaokul) öğrenimini Safranbolu'da tamamlar. İdadi (Lise) öğrenimi için Kastamonu Sultanisi'ne kayıt olur.15 yaşında bir lise öğrencisi iken, Kastamonu'da yayınlanan Köroğlu Gazetesi'nde yazılar yazmaya başlar.23 Aralık 1913 tarihli “Donanma İanesi-Hemşerilerime” başlığı ile yazdığı yazının altında,”Safranbolulu Mehmet Tahir” imzası bulunmaktadır. Yine aynı gazetede yayımlanan, “Bayrağımız” başlıklı şiiri ilgiyle karşılanır. Zamanla diğer şehirlerde ve İstanbul'da yayınlanan gazete ve dergilerde yazıları, şiirleri yayımlanan Tahir Bey, genç yaşta ülke çapında tanınmaya başlar.

O günlerin önde gelen yazarlarından olan Aka Güngüz; Balkan Savaşları'nın yarattığı sıkıntılı ortamı izleyen I.Dünya Savaşı'nın arefesinde; “Türk Sözü” dergisinde, Tahir Bey için şunları yazıyor:
“Bu genç şairde, her kutsal şey için, kutsal bir ateş yanıyor. Memleket batacak diyen kişilerin önünde, bu çocuğun ne gibi duygularla vatan ve millet için çırpındığını gördükçe, kahbeoğulları ne derlerse desinler, demir gibi yaşayacağımıza iman ediyorum vesselam ”

O günlerin Kastamonu Sultanisi'nde (Lise); A.Talat Onay, Hoca Ziya, İsmail Hakkı (Uzunçarşılı), Hasan Fehmi (Turgal), İsmail Habib (Sevük) vb. tanınmış isimler öğretmenlik yapmaktadır. Tahir Bey, bu zengin kültür ortamı içinde giderek kendini yetiştirir. Kastamonu İttihat ve Terakki Cemiyeti ile bağlantılı olan,”Türk Gücü” gençlik örgütlenmesi içinde yer alır. I. Dünya Savaşı'nın en sıcak günlerinde, lise öğrenimini bırakarak,16 yaşında bir gönüllü olarak cepheye koşar. Asteğmen rütbesi ile Karadeniz Bölgesi'nde, V. Kolordu 14.Fırka 526 sayılı Sahil Muhafaza Taburu'nda, Bölük Kumandan Vekili olarak göreve başlar. Eşkıya takibinde önemli başarılar gösterir.1918 yılında, Teğmen rütbesi ile terhis olur. Tekrar Kastamonu Lisesi'ne dönerek yarım kalan öğrenimine devam eder.

AÇIKSÖZ GAZETESİ'NİN YAYINLANMASI

30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Anlaşması'nı izleyen işgal günlerinde, Tahir Bey ve arkadaşları; Hüsnü(Açıksöz), Ahmet Hamdi (Çelen), Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın Anadolu'daki ilk ışıklarından birisi olacak, Kastamonu “Açıksöz Gazetesi” ni yayınlamaya başlarlar. İşgallere karşı çıkan, “İstiklal-Bağımsızlık” ilkesi doğrultusunda yayın yapan Açıksöz Gazetesi, Hürriyet ve İtilaf Fırkası taraftarlarınca yayınlanan “Zafer Gazetesi” tarafından yaylım ateşine tutularak hedef gösterilir.

Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'ya geçeli daha iki ay olmuş ve Erzurum Kongresi henüz toplanmamıştır. Padişah ve İstanbul Hükümeti; tam bir teslimiyet içinde işgallere destek vermekte ve çareyi “mandacı” bir anlayışta görmektedirler İşte böylesi bir ortamda; Kastamonu'da , üç gencin çıkardığı Açıksöz Gazetesi'nde şunlar yazılmaktadır:

“Zavallı İstanbul !..Seni bu halde görecek miydik? Böyle bir zamanda, evladın fırka ihtirasatiyle kavrulacak, şahsi menfaatler peşinde koşacak mıydı? Evlatların, nezaret sandalyeleri için, vicdanını, her şeyini, bütün mukaddesatını feda edecek miydi? Artık hayır İstanbul! Bugün bütün Anadolu nazarında, İstanbul vazifesini suistimal etmiş bir mücrim ve milyonlarca İslâm'ın ve Türk'ün hakkını çiğnemiş bir günahkârdır. Yazıklar olsun İstanbul'un bu haline! Şimdi size hitap ediyoruz: Ey Anadolu vilayetleri, şehirleri, köyleri! İstanbul'u doğru yola getirmeliyiz Türkleri kurtaracak, İstanbul'u irşad edecek, bütün milleti ittihada davet edecek Anadolu'dur

Uyan ey Anadolu ahalisi! Uyku devresi çoktan geçmiştir! ”

Kastamonu'da yayınlanan Açıksöz Gazetesi'nin, 15 Temmuz 1919 tarihli nüshasında yer alan bu yazının altında “Nida” imzası bulunmaktadır

Mondros Ateşkes Anlaşması sonrasında Anadolu'yu saran emperyalist işgal karşısında, genel bir çaresizlik, umutsuzluk ve teslimiyet havası toplumun üzerine karabasan gibi çöreklenmiştir. Halkın; çareyi, kurtuluşu,ferman ve fetvayı Padişahtan, Şeyhülislamdan beklediği bir ortamda, bu çevreler kendi başlarını kurtarma kaygısı ile işgal güçlerinin emirlerini yerine getirmekten başka hiçbir şey yapamaz duruma düşmüşlerdir... İşte böyle bir ortamda; Kastamonu'da Tahir Bey ve iki arkadaşının kurucusu oldukları Açıksöz Gazetesi, İstanbul'u doğru yola gelmeye davet ederken, halkı da, parti kavgalarını bırakmaya, işgale karşı birlik olmaya ve savaşmaya davet etmektedir

Kastamonu'da, Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin üyelerinin çıkardığı “Zafer Gazetesi” ise, yazıları ile halkı; padişahın ve Şeyhülislamın emirlerine itaat etmeye ve işgallere karşı çıkmamaya çağırmaktadır. Bunun da ötesinde, Kuvayı Milliye'yi; Padişaha, Hilafete, dine karşı olmakla suçlayarak, düşman cephe olarak göstermektedir

Kastamonu Zafer Gazetesi'nin, din sömürücülüğü temeli üzerine şekillendirilmiş, işbirlikçi ve teslimiyetçi yayımları karşısında, Açıksöz Gazetesi şunları yazmaktadır:

“Yurdumuz büyük bir tehlike altında iken, hala, tırnaklarımız birbirimizin gırtlağında, hala birbirimizin bağrına basıp tekmeliyoruz Vatandaşları, kişisel çıkarların üzerinde olmaya, birleşmeye çağırıyoruz ”

(15 Haziran 1919 –Açıksöz Gazetesi)

İşgal devletlerinin; İngiliz, Fransız, İtalyan askeri, iktisadi gücünün kahredici üstünlüğü karşısında, Padişah VI. Mehmet Vahdettin'in bile İngiliz Muhibleri Cemiyeti kuruculuğuna soyunduğu, bazı çevrelerin de, en doğru kurtuluş yolu olarak Amerikan mandacılığını gösterdiği bir teslimiyet ikliminde, Kastamonu Açıksöz Gazetesi'nde, 1919 Ağustosunda yayımlanan;“Manda Değil İstiklal” başlıklı bir yazıda şu görüşlere yer verilmektedir:

“İstiklalimize yan gözle bakan bir müzahiri, velev bizi hazinelere garketse ve şu bir-iki asırlık uzun sürecek terakki yolunu bize beş-on senede kat ettiriverecek bile olsa, istiklalimizden zerre kadar fedakârlığa razı değiliz ”

Açıksöz Gazetesi'nde yayımlanan bu yazılar karşısında; Kastamonu Zafer Gazetesi'nde de, “kısasa kısas fiilhayat” yazılar yayımlanır ve Tahir Bey ile arkadaşları hakkında ölüm tehditleri yağdırılır Bu iki gazete arasında simgelenen; Bağımsızlık yanlıları ile işgale boyun eğenler cephesi arasındaki kavga; Miralay Osman Bey, Yüzbaşı Şevket Bey komutasındaki Kuvayı Milliye birliklerinin, 15 Eylül 1919 gecesi, Kastamonu'ya gelerek idareyi ele geçirmeleri ile bir anlamda yöresel olarak son bulur Tahir Bey ve arkadaşlarının, gece boyunca mum ışığında hazırladıkları bildiri, sabaha değin süren bir çaba ile Vilayet Matbaası'nda bastırılır. Kastamonu'nun Kuvayı Milliye'ye katıldığını müjdeleyen bildiri, ertesi gün halka dağıtılır.

KÖMÜR HAVZASI'NDA FRANSIZ İŞGALİ

Tahir Bey, Kastamonu'da lise öğrenimini tamamladıktan sonra, Ulus'a nahiye müdürü olarak atanır. Ülkenin işgal günlerine rastlayan bu dönemde, Ulus ve köylerinde Tahir Bey'in öncülüğü ile Müdafaai Hukuk Cemiyetleri kurulur. Karadeniz sahil şeridinde önemli bir liman olmasının yanı sıra, taşkömürü yatakları, zengin orman varlığı ile de Fransızların iştahını kabartan Zonguldak, Kozlu vd. yörelerde, Fransız işgaline karşı yükselen halk direnişinin öncüleri içinde, yine Tahir Bey'in önemli görevler üstlendiğini görüyoruz.

Bu dönemde İnebolu, Kastamonu, Zonguldak; İstanbul'dan gelen yurtseverlerin, taşınan silah ve mühimmatın Anadolu'ya giriş kapısı durumundadır. Bu yoldan Anadolu'ya; İtilaf Devletleri ajanlarının ve işbirlikçi Saray istihbarat elemanlarının girişini önlemek için pasaport kontrolleri yapılmakta, İstanbul'daki Milli Mücadele yanlısı örgütlerin ve Ankara TBMM Hükümeti'nin izin belgelerini taşımayanlar Anadolu'ya sokulmamaktadır. Zonguldak yöresindeki bu önemli görevi yürütenlerden birisi de; Kozlu-Zonguldak Bölgeleri AP (Askeri Polis) Teşkilatı Müdürü Tahir Bey'dir.
Mondros Ateşkes Anlaşması'nı izleyen günlerde Fransızlar; önemli ekonomik çıkarlarının olduğunu düşündükleri Zonguldak çevresine askeri birlik gönderirler. Fransız işgal birlikleri,8 Mart 1920'de; Kozlu, Zonguldak sahillerine askeri çıkartma yapmaya başlar.

1899 yılında, Ereğli'nin Elvan Köyü'ne bağlı bir mahalle olan Zonguldak, taşkömürü yataklarının işletilmesine paralel olarak hızla gelişir. Cumhuriyet yıllarına kadar, kömür ocaklarında faaliyet gösteren işletmelerin tamamına yakını; Fransızların, Levantenlerin, azınlık mensubu komprador-tüccarların elindedir.

Bu dönemde, Bolu Sancağı'na bağlı bir ilçe olan Zonguldak'da; Bolu İttihat ve Terakki Mesul Kâtibi Mithat Akif Bey, Kaymakamlık görevini yürütmektedir. Mithat Akif Bey, Tahir Bey vd. Kuvayı Milliye önderlerinin çalışmalarıyla yörede güçlü bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri örgütlenmesi oluşturulur. Bölge halkının güçlü direnişi karşısında, Fransız işgal birlikleri, üç ay gibi kısa bir süre sonra, Zonguldak bölgesinden (19 Haziran 1920) geri çekilmek zorunda bırakılırlar.

Zonguldak, Kozlu kıyılarındaki Fransız işgal gemileri içinde bulunan; Cezayirli, Tunuslu Müslüman sömürge askerleri, kimlerle savaştıklarının, hangi toprakları, kimler için işgale geldiklerinin farkında değildirler! Fransızların komutasında savaşmak için geldikleri toprakların; kendileri ile aynı emperyalist sömürü ile karşı karşıya kalan, aynı inançlara sahip olan Türklere ait olduğunu bilmeyen Müslüman Tunus ve Cezayirli Müslüman sömürge askerlerine bu durumu fark ettirmek için; Zonguldak'taki bütün camilerden gece boyunca, sabahlara kadar okunan ezanlarla durum fark ettirilmeye çalışılır

Bölgede, 1920 Mayıs ayında yapılan 20 günlük ateşkes sonrasında, Batı Cephesi'nde Yunanlarla yapılan savaşın gidişatını bekleme sürecine giren Fransızlar, 9 Haziran 1921 tarihinde TBMM'ne anlaşma isteklerini iletirler. Sakarya Savaşı'nın sonuçlarını gördükten sonra Fransızların, Anadolu'ya dair son ümitleri de sönmüştür(!).TBMM'nin, Misak-ı Milli sınırlarından vazgeçmeyen kararlı tavrı karşısında, son taleplerinden de vazgeçerler. 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile belirlenen Suriye sınırını kabul ederek, işgal ettikleri Türk topraklarından çekilmeye başlarlar

TAHİR BEY BATI CEPHESİ'NDE

Tahir Bey, Zonguldak AP Teşkilatı Müdürlüğü görevinden sonra, Batı Cephesi Komutanlığı emrinde görevlendirilir. Sakarya Meydan Muharebesi'nde ağır bir yenilgi alarak, Sakarya Nehri'nin batısına çekilen Yunan ordusu, geçtiği yerlerdeki köyleri, kasabaları yakıp yıkarak sivil halka yönelik katliamlar yapmaktadır. Batı Basını ve İstanbul'daki Mütareke Basını'nın görmezden geldiği bu facianın belgelenmesi ve Dünya kamuoyuna duyurulması için; Garp Cephesi Komutanlığı tarafından, “Düşman Mezalimini Tetkike Memur Edebi Heyet” adıyla bir inceleme grubu oluşturulur. Halide Edip (Adıvar), Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Yüzbaşı Yusuf(Akçura) vb. isimlerin yer aldığı bu heyette, Tahir Bey de bulunmakta-dır. Cephede ve Yunan ordusunun geri çekildiği alanlarda incelemeler yapan heyetin çalışmaları sonrasında Tahir Bey, iki şiir kitabı hazırlar. ”Orduya Armağan” ve “Orta Anadolu'da Yunan Faciaları” isimli bu iki eser, 1922 yılında yayınlanır. Orduya Armağan isimli kitabın önsözünde, Halide Edip (Adıvar) şunları yazmaktadır:

“Oğuz Bey'in şiirleri, ilk defa tamamen mevzuunu Anadolu'nun bugünkü kanayan kalbinden almak istediği için hakiki ümitler veriyor. Kimbilir, belki bu genç şair, bir gün Anadolu'yu olduğu gibi terennüm edecek ilk Türk'tür ”

Enver Bey, Tahir Karauğuz'u şöyle anlatıyor:

“Ben, Tahir Karauğuz'u, Milli Mücadele'nin en hararetli bir devresinde Ankara'da tanıdım. Onu, başında siyah kalpağı, üzerinde avcı ceketi, kilot pantalonu olan bir Kuvayı Milliyeci olarak gördüm ve sevdim. Kuvayı Milliye ruhunun bir özelliği de, aynı inançta olanların birbirini sevmesiydi. Ülkümüz; hürriyet ve istiklal uğrunda Milli Mücadeleye girişmek, davamız zaferle sonuçlanınca milletimizi çağdaş milletler seviyesine yükseltmekti. İşta Tahir Karauğuz, hayatının sonuna kadar Türk milletine, gücünün yettiğince çalışmayı amaç edindi. Bunun en canlı örneklerini de Zonguldak'da yarattığı kültür hayatı ile gösterdi ”

Tahir Bey'in bu iki şiir kitabını, basım öncesinde inceleyen İsmet Bey(İnönü);kitap taslaklarının üzerine,18 Aralık 1921 tarihinde, kırmızı kalemle şu notları yazar:

“Düşman mezalimini, milli facialar gibi terennüm etmeye çalışanları takdir ve teşvik etmeyi vazife addederim. Tahir Karauğuz Bey, fazl-ı tekaddümü muvaffakiyetle izhar etmiştir. Tasvir olunan levhalar, Türk'ün hayatına kasteden düşmanın aynı zamanda fazilet ve insaniyet düşmanı olduğunu gösterirken, Türk için, müdafaa-i memleket aşkının niçin her milletten bin kere daha mukaddes olduğunu izah etmiş oluyor ”

Tahir Bey'in iki şiir kitabı yayınlandıktan sonra, kendisine Ankara'dan bir mektup gelir. Mektup, TBMM Başkanı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa imzasını taşımaktadır:

“Zonguldak İstihbarat Müdürü Tahir Karauğuz Bey'e,

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 3. Sene-i devriyesi münasebetiyle yazılan şiirleri havi 23 Nisan 1338 tarihli mektubunuzu memnuniyetle aldım. Hissiyat-ı vataniyyelerinize teşekkür eder ve hidemat-ı milliyede mazhar-ı muvaffakiyet olmanızı temenni ederim.

Ankara- 9.5.1338 (1922)

Türkiye Büyük Millet Meclis Reisi

Başkumandan Mustafa Kemal”

CUMHURİYET DÖNEMİNDE BİR KÜLTÜR SAVAŞCISI

Bolu, Dertli ve Türkoğlu gazetelerinde makaleleri, şiirleri yayımlanan Tahir Bey'in bu iki şiir kitabının tanıtımı da geniş şekilde Bolu gazetelerinde halka duyurulur. Zonguldak'da yayınlanan ilk gazete olan “Zonguldak” ve ilk dergi olan “Karaelmas”ın da yayın sahibi olan Tahir Karauğuz'un birçok ulusal gazete ve dergide de yazılarını görüyoruz. Dönemin önde gelen basın organları olan; Hâkimiyet-i Milliye, Yenigün, Türk Sözü, Donanma, İkdam, Vakit, Son Posta, Cumhuriyet, Büyük Gazete, Öğüt, Gaye-i Milliye, Babalık, Giresun Gazetesi vb.de yazı ve şiirleri yayımlanır.
Zonguldak Halk Fırkası ve Halkevi başkanlığı görevlerini de yürüten Tahir Bey; daha sonra Edebiyat-Sanat ağırlıklı “Doğu” dergisini yayınlar. Bu derginin yazı kadrosu içinde; Aka Gündüz, M.Emin Yurdakul, E.Behnan Şapolyo, O.Seyfi Orhon, Nurullah Ataç, Falih Rıfkı, Sabahattin Selek, Abdulkadir İnan, Zeki Velidi Togan,i.Hakkı Baltacıoğlu,Behçet Kemal Çağlar vb. tanınmış pek çok isim yer alır.Doğu dergisi, o dönemde adı pek bilinmeyen genç yazarlardan; Ümit Yaşar Oğuzcan,Ceyhun Atıf Kansu,Çetin Altan,İlhan Geçer,Halim Yağcıoğlu vb. isimlere de sayfalarını açar Doğu dergisi için, M.Çınarlı'nın yaptığı şu değerlendirme yerinde bir tespittir:

“ O yıllarda, Ankara ve İstanbul'daki sanat dergilerinin kozmopolit, Batı taklitçisi ve ulusal değerlere yabancı havasından uzaklaşmak isteyen yazarlar ve okurlar, Zonguldak'a, Karauğuz'un “Doğu” dergisine sığınırlardı. Bu yüzden, “Doğu”, bazı sayıları ile Türkiye'nin en olgun ve kaliteli dergileri arasında sayılabilecek bir düzeye ulaşmıştır ”

Tahir Karauğuz Bey, yaşamı boyunca; 7 gazete,5 dergi,39 kitap ve kitapçık yayınlar. Kurtuluş Savaşı döneminde ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, ülkemizin önde gelen aydınlanma meşalelerinden bir isim olur.

Tahir Bey, Ulusal Kurtuluş Savaşı'ndaki kahramanlığı ve özverileri sebebiyle, TBMM'nin, 23 Mayıs 1926 tarihli kararı ile; “Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası “ ile onurlandırılır. Zonguldak çevresindeki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurulması, Fransız işgaline karşı yöre halkının örgütlenerek direnmesi sırasındaki çalışmalarından dolayı da; TBMM'nin 26 Mayıs 1930 tarihli kararı ile, İstiklal Madalyası, “Kırmızı Şeritli” madalyaya çevrilir

Tahir Bey,1928 yılında, Ahmet Ağazade Mustafa Barlı Efendi'nin kızı; Hacer Hanım ile evlenir. Bu evlilikten,”Çağlayan” ve “Doğu” isimlerinde iki oğlu dünyaya gelir.1950 yıllarının sonunda, mali zorluklar yaşadığı için basımevini satarak İstanbul'a yerleşen Tahir Bey, yaşamının son 20 yılını İstanbul'da geçirir. Basın hayatına devam ederken bir yandan da, Topkapı Sarayı Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde (7 yıl) uzman olarak çalışır.

Tahir Bey, Türk Dil Kurumu'nun da ilk üyelerinden birisi olarak, sade ve Öz-Türkçe yazmaya büyük özen göstermiştir.”Basın Şeref Kartı” sahibi olan Tahir Bey, pek çok derneğin kurucusu olarak da, Zonguldak'da; kültürel, sosyal yaşamın, sanat ve Edebiyat çalışmalarının öncü ismi olmuştur.

Tahir Akın Karauğuz,I. Dünya Savaşı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında; ülkesinin bağımsızlığı için “bir elinde kılıç diğer elinde kalem” ile savaşır. Cumhuriyet döneminde ise; insanlarının aydınlanması için, kalemiyle bir kültür savaşçısı olarak kavgasına devam eder Ülkesinin bağımsızlığına, insanlarının aydınlanmasına bahşettiği 84 yıllık ömrünü, 4 Haziran 1982'de noktalayarak, aramızdan sonsuzluğa ayrılır

( ÇALIŞMAMIZDA; BİZE ÖZEL ARŞİVİNDEN YARARLANMA OLANAĞI SAĞLAYAN, ÖNEMLİ KAYNAK ESERLERİ BİZE ULAŞTIRAN SAYIN DOĞU KARAOĞUZ'A TEŞEKKÜRLERİMİZİ VE SAYGILARIMIZI İLETİYOR, TAHİR KARAUĞUZ'UN YAŞAMINI ANLATAN ESERİ; “BİR ÖMÜR GAZETECİ” ADLI KİTABININ YAYINLANMASINI BEKLİYORUZ )

(Devam edecek)



04 Nis 2011 - 00:00 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.