KIRSAL KESİM ALEVİLİĞİ VE KENTLEŞME SÜRECİNDE ALEVİLİK ( 2 )

İslâm Dini kısa süre içinde geniş bir coğrafyaya yayıldı. Girdiği her coğrafyada din adına farklı inanç ve ayinlerle karşılaştı. Bu inanç ve ayinlerden bazılarına müsamaha gösterdi ve yaşamalarına izin verdi. Böylece İslâm’a giren yeni topluluklar din olarak İslâm’ı kabul etmekle birlikte eski inanç ve ayinlerden bazılarını da yaşatmaya devam etti. Orta Asya’da Müslüman olan Türkler yeni dinin itikat ve amelleriyle birlikte eski dinleri olan Şamanizmden bazı inanç ve ayinleri de devam ettirdiler. Bundan dolayı Anadolu Sünni İslâm’ında, Müslümanlıkta olmayan bazı inanç ve ayinlerin kökünü Şamanizmde aramak gerekir. Mesela ağaçlara çaput bağlamak, mezarlara ve türbelere olduğundan fazla ilgi duymak bunlardandır. Üniversitelere giriş sınavlarından önce halkın büyük kabul ettiği kişilerin türbelerine ziyaret ve onlardan sınavlar için yardım bekleme bu inancın günümüzdeki devamıdır. Allah’tan beklenen şeylerin mezar ve türbelerden beklenilmesi İslâm’la bağdaştırılamaz. Ancak bunlar Müslüman halkımızdaki Şamanist inancın günümüzdeki tezahürleridir.

Aleviler de İslâm’ı kabul eden Orta Asya Türkmenleridir. Onlarda Anadolu’ya gelirken bu kültürel zenginliklerini de beraberinde getirdiler. Onun için Aleviliği Şamanizm ve İslâm ortaklığı kabul eden araştırmacılar vardır. Mesela Doç.Dr.Mehmet Eröz Gök Tanrı inancı Alevilik ve Bektaşilik adlı incelemesinde Alevilikte çok önemli yeri olan Dedelik kurumu ile Kam arasında büyük benzerliği tespit etmiş ve “Dede sözcüğünün Orta Asya’da yaşayan eski Türk toplumlarında halka yol gösteren, bilgili ve tecrübeli kişiler için kullanılan ata, baba gibi sözcüklerle aynı anlamda kullanıldığını” söylemiştir. Rus araştırmacı İrene Melikof Uyur idik uyardılar adındaki incelemesinde “Türkler İslâmiyet’i kabul ettikten sonra, eski inançları ile olan bağlarını kam-ozanların devamı olan dedelerle sağlamışlardır” Demek suretiyle bu gerçeğe parmak basmıştır.(Bu alıntılar Prof. Dr. Yahya Mustafa Keskin’in adı geçen kitaplarından alınmıştır.)

Anadolu topraklarında en fazla horlanan ve devletin takibatına uğramış toplum şüphesiz Aleviler olmuştur. Selçuklular Babai isyanı dolayısıyla katliama tabi tutarken, Osmanlılar da Safevi ile münasebetleri ve celâli isyanları dolayısıyla yaptıkları takibatlar Alevilerin hafızalarında derin, silinmez acı hatıralar bırakmıştır. Bilhassa Kuyucu Murat Paşa’nın katlettiği yüz bin asinin acısı günümüzde bile devam etmektedir. Osmanlı, Alevileri nasıl tanımlıyor ve onları nasıl algılıyordu. Bunu resmi belgelerden iki örnekle kayda geçmek istiyorum. Bunlardan birincisi Yavuz Sultan Selim zamanında müftülük yapan Hamza Gören’in fetvasıdır. Adı geçen müftü fetvasında Alaviler için “ Fetva verdik ki; Kızılbaşlar kâfir ve dinsizdirler. Ve her kimse ki onlara uyup o sapık dinlerine razı ve yardımcı olursa, onlar da kâfir ve dinsizdirler. Bunları öldürüp toplumlarını darmadağın etmek tüm Müslümanlara vacip ve farzdır. Müslümanlardan ölenler said ve şehit olup cennete giderler, onlardan ölenlerin yeri ise aşağılık cehennemin dibidir. Bunların hali Kâfirlerin halinden daha fena ve çirkindir. Zira bunların kestikleri ve avladıkları mundardır. Nikâhları, gerek kendilerinden, gerek başkalarından olsun batıldır. Bunlara kimseden miras yemek yoktur” Bundan daha önemlisi ise Şeyhülislâm Ebussud Efendinin verdiği fetvadır. Ebussuud Efendi Kanuni Sultan Süleyman ve oğlu II. Selim zamanında 29 sene aralıksız şeyhülislâmlık yapmış çok meşhur birisidir. Çorum’un İskilip kasabasında doğmuş müftülük ve kazaskerlik yapmış ve sonra da şeyhülislâm olmuştur. Alevilerle ilgili fetvasında “Kızılbaşların canları, malları helâldir. Onlarla savaşırken ölmek şehitliğin en yücesidir. Kızılbaşların kestiği hayvanın eti mundardır, yenmez.” Demiştir. Bu fetva ile hem devletle Alevilerin; hem de Alevilerle Sünnilerin arasına asırlar sürecek ayrılık tohumları atmıştır. Alevilerin devletle olan soğukluğu cumhuriyetle giderilmiş, laik cumhuriyet onların her türlü mahrumiyetine son vererek barışı tesis etmiştir.

Şeyhülislâm Ebussuud Efendi verdiği diğer bir fetvasıyla da Yunus Emre’yi kâfir ilân etmiş, Yunus Emre’nin şiirlerini okuyanların ölmesinin gerektiğini savunmuştur. Yunus Emre’nin “Cennet, cennet dedikleri, bir ev ile birkaç huri/ İsteyene ver sen onu, bana seni gerek seni” Şiirini okumak idamı göze almak anlamına geliyordu. Hallac-ı Mansur’un vahdet-i vücud akidesini kabul eden Aşık Maşuki ve Bosna’lı Hamza Bali’nin katline fetva vererek idam edilmelerini sağlayan yine Ebssuud Efendidir. Milliyetimizin oluşmasında önemli üç ayağından biri olan Yunus Emre’ye Ebssuud efendi’nin bakış tarzı beni çok rahatsız etmektedir. Milletimiz de bu fetvayı pek umursamış değildir. Çünkü Yunus Emre millet vicdanında yaşamakta ve milletimiz var oldukça diğer iki ayağı olan Ahmet Yesevî Hazretleri ve Hacı Bektaşi Veli ile birlikte yaşamaya devam edecektir. Onların ilahileri ve nefesleri milletimizin yolunu aydınlatacak, manevi açlığını tatmin etmeye devam edecektir. “Elif okuduk ötürü/ Pazar eyledük götürü/ yaratılanı hoş gördük/ Yaratandan ötürü” dörtlüğü ile “yetmiş iki millete aynı gözle bakmayan/ asrın evliyası olsa dahi, hakikatte asidir” diyen Yunus Emre asırlar ötesinden Şeyhülislâm Ebussuud Efendiye gerekli cevabı vermiştir.

Peki Aleviler kendilerini nasıl tanımlamaktadırlar. Bunu da yazarımızın adı geçen kitaplarında Sünköy ve Elazığ merkezde yaptığı anket çalışmalarından elde ettiği sonuçlardan öğrenelim. Sünköy’de 84’ü kadın 128’i erkek olmak üzere 212 kişi anket sorularına cevap vermiş. Ankete katılanlardan 16’sı Aleviliği ayrı bir din olarak kabul ederken 54’ü İslâmi bir mezhep veya tarikat kabul etmektedir. Ankete katılanlardan 68’i ise İslâm’ın özü, 55’i ise bir düşünce ve yaşam biçimi demektedir. 19’u ise farklı cevaplar vermişlerdir. Anket sonuçlarından anlaşıldığına göre Alevilerin çoğunluğu Aleviliği İslâm’ın özü ya da İslâmi bir mezhep kabul etmektedir. Çok az bir kısmı Aleviliği ayrı bir din kabul ederken onlardan biraz fazlası da bir düşünce ve yaşam biçimi diye tanımlamıştır. Bu bulgulara paralel Alevi-Bektaşi geleneğine bağlı bir kurum olarak Elazığ Hacı Bektâş Veli Anadolu Kültür ve tanıtma Derneği Başkanı Sayın Ali çoban’ın Alevilik nedir sorusuna verdiği cevap ise calibi dikkattir. O cevabında “Alevilik ne bir din, ne mezhep ve ne de bir tarikattır. Alevilik yoldur, erkândır” demektedir.

NOT: Kitaplardaki bulgulardan yola çıkarak sonuçları değerlendirmeye devam edeceğim.

Bu yazı toplam 1393 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum