Bir beceriksizlik itirafı

Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından Türkiye’nin Suriye politikasının yanlış olduğunu, Suriye’de istikrarlı bir rejimin bulunmasının Türkiye’nin güvenliği açısından son derece önemli olduğunu çeşitli yazılarımda dile getirmiştim.

Ancak o dönemde hükümet, Batı kışkırtması Arap Baharı ile Suriye’de de Esad rejiminin kolay devrileceğini hesap etmişti. Çünkü Suriye Rejimi Hafız Esad’dan bu yana Türkiye aleyhine terör örgütlerini destekleyen ve dostane olmayan bir tavır içerisindeydi. Oğul Beşar Esad döneminde ilişkilerin daha olumlu bir seyir izlemeye başladığını, sınırdan karşılıklı bayram ziyaretlerine gidilip gelindiğini ve iki ülke liderlerinin ziyaretlerini gördüğümüz bir anda başlayan Arap Baharı ile birlikte Türkiye de ABD gibi Suriye’ye demokrasi getirme hevesine ve Şam’daki Emevi Camii’nde Cuma namazı kılma hayaline kapıldı ve ilişkiler bir anda koptu.

Bu hesapsız dış politika hamlesi, ABD’nin sınırlarımızı istikrarsızlaştırma ve Türkiye’nin güvenliğini tehdit ve Türkiye’yi bölme projesinin ekmeğine yağ sürdü. Bu tehlikeden kendimizi koruyabilmek için muhalif Türkmen ve Arap unsurları desteklemek, Suriye’nin güneyinde güvenli bölge oluşturmak gibi son derece maliyetli bir yol izledik. Aradan geçen 11 yıla rağmen Suriye rejimi yıkılmadığı gibi bizim maliyetlerimiz kat kat arttı. İçeride sığınmacı sorunu dışarıda ise terör belası ile uğraşıp duruyoruz.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yaptığı bir konuşmada, “Suriye'nin tek çıkar yolu siyasi uzlaşı. Teröristlerin temizlenmesi lazım. Kim olursa olsun, adı ne olursa olsun...Diğer taraftan muhalif Suriyelilerle rejim arasında bir barışın olması gerektiğini, Türkiye olarak böyle bir durumda buna destek olabileceğimizi de söyledik.” ifadelerini kullandı. İşte bu sözler, Türkiye’nin yürüttüğü Suriye politikasının başarısız olduğunun en açık delilidir. 11 yıl önce düşünmemiz ve yapmamız gerekeni ağır bir maliyet ödedikten sonra dile getiriyoruz.

Medyada hükümetin söylemlerini meşrulaştırmak için açık oturumlara katılan bazı tipler bu durumu “uluslararası ilişkilerde devletler arasında ebedi dostluk ya da ebedi düşmanlık yoktur” ilkesiyle açıklamaya çabalıyorlar. Ancak her yaşanan olayı bu devletlerin çıkarı ilkesiyle açıklayamayız. Bunun adı olsa olsa kıvırmaktır, çark etmektir. Bizim Suriye politikamızı bu ilke ile açıklayabilmemiz için daha iç savaşın başında izlediğimiz politikadan elde edeceğimiz çıkarlarımızın olması gerekirdi.

Arap Baharı ile istikrarsızlaştırılan bir coğrafya var ve bu istikrarsızlık en çok bizi tehdit ediyor biz ise aleve benzinle gidercesine istikrarsızlığa katkıda bulunuyoruz. Üstelik Beşar Esad ile ilişkilerimizin zirvede olduğu bir dönemde. Biz daha o zaman realist politikalar yerine idealist politika takip etseydik, Beşar Esad ile diyaloğumuzu kesmeden kendi güvenliğimiz için rejimin istikrarından yana olsaydık katlanacağımız maliyet bugünkünden çok daha az ve Bakan Çavuşoğlu’nun diyalog ve arabuluculuk sözleri daha anlamlı olurdu.

Bugün ne değişti de Çavuşoğlu bu sözleri ediyor? Esad hala devrilmedi ve biz hala Şam’daki Emevi Camii’nde cuma namazı kılamadık. Değişen bir şey yok. Çavuşoğlu şunu demek istiyor; “Biz bu Suriye işini beceremedik, elimize yüzümüze bulaştırdık.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mutlu Bilge - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.



Anket Tanju Özcan'ın CHP'den ihraç konusu hakkında ne düşünüyorsunuz?