Muharrem ayı, aşure günü ve bir vaizin konuşması (3)

Bundan önceki yazımda vaiz efendinin konuşmasını değerlendirmeye başlamış ve Muaviye’ye neden Hz.Muaviye denilmemesi gerektiği üzerinde durmuş, o devrin belgelerine göre Muaviye’nin böyle bir sıfatı hak etmediğini ifade etmiştim. Yazımın bu bölümünde ise vaizin konuşmasında söylediği “Emevilerin anlatıldığı gibi İslâm’a zararlı olmadığı, Emevi döneminin önemli gelişmelere sebep olduğu ve İslâm’ın sınırlarının Kuzey Afrika’dan İspanya(Endülüs) ya, Anadolu’dan Orta Asya’ya kadar genişlediği” kanaati üzerinde duracağım.

Miladi 661 yılında Hz. Hasan’ın Muaviye ile yaptığı bir anlaşma sonucu kurulan Emevi Devleti  Miladi 750 de  Eba Müslim Horasani liderliğinde oluşan bir isyan hareketi sonucunda çok kanlı bir biçimde yıkılmıştır. Bu süre içinde vaiz efendinin söylediği gibi Emevi Devletinin sınırları Orta Asya’dan Kuzey Afrika’ya ve bugünkü İspanya’ya kadar genişlemiştir. Ancak bu genişleme İslâm’ın sınırlarını değil, Emevi İmparatorluğunun egemenlik sınırlarını ifade etmektedir. Şurası tarihi bir gerçektir ki Orta Asya Emevi egemenliğinin altına girse de Türklerin İslâm’ı kitlesel bir şekilde kabulü XI. Asırda ve Ahmet Yesevi Hazretlerinin himmetiyle gerçekleştiğini göstermektedir. İslâm Dininin Orta Asya’ da  Türkler arasında yayılması ve Orta Asya’da yaygınlık kazanması Emevilerden iki asır sonra gerçekleşmiştir.

 Tarihçiler bunun değişik sebepleri üzerinde dururlar. Bu sebeplerin en önemlisi Emevi orduları buralara İslâm’ı getirmek için değil, oraların zenginliğini ülkelerine taşımak üzere gittiklerini, kazandıkları zaferler sonrasında birçok esirlerle birlikte bütün zenginliklerini çapul ederek, insanları haraca ve cizye vergisine bağlayarak geri döndüklerini yazmaktadırlar. Hatta aldıkları cizye vergisinde herhangi bir düşme olmaması için İslâm’a girişi, kişilerin İslâm’la tanışıp onu kabullenmelerinin şartlarını zorlaştırdıklarını, o dönem  tarihçileri itiraf ederler. Buna rağmen Müslüman olanlardan  cizye vergisini almaya devam ettiklerini  tarihler kaydetmektedirler. Bu durumu şikâyet için Emevi hanedanının en adil halifesi olarak bilinen Ömer bin Abdülaziz’e anlatan bir heyet bu verginin kaldırılmasını halifeden talep etmişlerdir. Halife valilerine yazdığı bir emirle bu verginin kaldırılmasını talep ederken zikrettiği “Hz.Muhammed vergi tahsildarı olarak gönderilmedi” sözü o dönemin yönetim karakterini bize eksiksiz anlatmaktadır.  Ne yazık ki adil halife makamdan indirildikten sonra bu soygun vergi sistemi tekrar uygulanmaya devam etmiştir. Anlaşılmıştır ki Emevi-Arap orduları Orta Asya ‘ya İslâm’ı telkin ve tebliğe değil, oralara Emevi egemenliğini yaymaya; egemenliklerini sağlarken korku, katliam, soygun ve zulmü araç olarak seçtikleri tarihi bir hakikat olarak belgelerle sabit olmuştur.

Fethedilen topraklarda İslâmlaşmanın geç olmasının diğer önemli bir sebebi de

“İslâm’ın Yahudileştirilmesi” yani Yahudi inançlarının İslâm’a dâhil edilmesidir. Bilindiği üzere İslâm kendinden önce gelen ilahi dinlerin bazı sapmalarını düzenleyen bir dindir. Bu sapmalardan biri de Yahudilerin kendilerini Allah tarafından “ Seçilmiş efendi millet, diğer milletleri kendilerine hizmet için köle olarak yaratıldıklarını” kabul etmeleridir. İslâm bu sapmayı düzeltmiş ve Kur’an-ı Kerimde “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Tanışasınız diye sizi milletler ve kabileler halinde kıldık. Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız takvada en ileri olanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. (Hucurat suresi 13. Ayet) hükmünü getirmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’de “İnsanlar bir tarağın dişleri gibidir ve hepsi birbirine eşittir” diyerek Kur’an’ın hükmüne açıklık getirmiştir. Emeviler Kur’an’ın bu açık hükmüne rağmen Tevrat hükmünden ilhamla bir Arap üstünlüğü tezini uygulamaya koymuşlar ve Arapları diğer İslâm milletlerinden ayrı, Arapları diğer milletlerden üstün gören bir anlayışı egemen kılmışlardır. Arap olmayan diğer Müslüman milletlere “Acem ya da mevali” demişlerdir. Mevali köle demektir. Böylece Emeviler İslâm dışı bir inancı yönetime hâkim kılarak İslâm anlayışından uzaklaşmışlardır. Emevilerin Arap asabiyesi olarak nitelendirilen bu anlayışı günümüze kadar devam etmiş, bu asabiye anlayışı başta İranlılar ve Türkler olmak üzere diğer İslâm topluluklarınca tepkilere sebep olmuş, İslâmlaşmayı ve İslâm birliğinin sağlanmasına engel teşkil etmiştir.

Emevilerin İslâm’a yaptıkları en büyük zarar ise İslâm bünyesine soktukları ve günümüze kadar devam eden fitne, hile, desise ve yalana dayalı yönetim sistemini egemen kılmalarıdır. Hz. Ali’ye karşı açtıkları mücadele yeni oluşan İslâm toplumunu üç önemli parçaya bölmüş, Şiiler, Hariciler ve Sünniler birbirleriyle bir araya gelemeyecek derecede kopmuşlar, hepsi de birbirlerini küfürle itham ederek günümüze kadar ihtilaflarını yaşatmışlardır. Babasının şehit edilmesinden sonra Halife seçilen Hz. Hasan mücadeleden vazgeçerek Muaviye ile bir anlaşma yapmış, hilafetten çekilerek Muaviye’nin halifeliğini tanımıştır.  Bu önemli anlaşmanın 4. Maddesi “ Muaviye kendisinden sonra veliaht tayin etmeyecek ve yeni halife şura ile belirlenecek” hükmünü getirirken, beşinci maddesi de “Hz. Aliye hakaret edilmeyecek” hükmüne yer vermektedir. Tarafların şahitler huzurunda yeminle mühürledikleri bu anlaşmaya Muaviye uymamış, oğlu Yezid’i veliaht tayin etmiştir. Bu anlayış o güne kadar ki uygulamalarda yeri olmayan yeni bir sistemi yürürlüğe sokmuş ve “saltanat sistemi” onula birlikte halifeliğin TBMM’nin manevi şahsiyetine tevdi edildiği  3 Mart 1924 tarihine kadar uygulamada kalmıştır. Gerek bu uygulama ve gerekse anlaşmaya göre “Hz. Aliye hakaret edilmeyecek” hükmüne ilavelerle  “Ehl-i Beyte” mescitlerde ve mukaddes bilinen her mekânda hakaret ve küfürler bir gelenek haline gelmiş ve İslâm toplumu büyük yara almıştır. Bu hakaret ve küfürler dönemin bilinen büyükleri tarafından sessiz de olsa protesto edilmiş ve cemaatle namaz kılmak için mescitlerden bile uzak kalmışlardır.

Bu uygulamalar ve daha nice sapmalar Kerbelâ hadisesine yol açmış, İslâm bünyesinde günümüze kadar devam eden derin ihtilaflara sebep olmuştur. Uydurma hadislerle Kur’an hükümlerinin devre dışı bırakıldığı bir dönem başlamış ve genelde kabul edilen bir ifadeyle cahileye dönemine geri dönüş uygulamaları bu yönetimin genel karakteri olarak tarihe mal olmuştur. Eğer bu durum İslâm’a hizmet kabul edilebilirse vaiz efendi doğruları söylüyor diyebiliriz.

Kalın sağlıcakla.   

 

  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Dinç - Mesaj Gönder

# TBMM

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.



Anket Tanju Özcan'ın CHP'den ihraç konusu hakkında ne düşünüyorsunuz?