İnanç kimliğimizi oluşturanlar (3)

Bundan sekiz sene önce 25 Eylül 2014 tarihinde BOLU GÜNDEM gazetesinde yazdığım “MİLLETİ İBRAHİM Mİ TÜRK MİLLETİ Mİ?” adındaki köşe yazımın bir paragrafında ölen bir kişinin kendisini sorgulayan meleklere “Münkir Nekir” vereceği cevaplar öğretilirken söyleyeceklerini yazmış ve metni aynen şöyle kaydetmiştim. “Kabirde cevap. Rabbim Allah. Dinim İslâm, kitabım Kur’an-ı azimüşşan. Kıblem Kâbe-i Şerif, itikatta mezhebim Ehl-i sünnet vel cemaat. Amelde mezhebim İmam-ı Azam Ebu Hanife. Zürriyetim Âdem Aleyhisselâm. Milletim, Halil İbrahim milletindenim. Ümmeti Muhammed’denim. Sünneti cemaattenim. Mü’minim, Müslümanım, Hakka elhamdülillâh” Bu metin “Tövbe” adı altında insanın yaptıklarından pişman olduğunu ifade ve Allah’tan af dilemek için hazırlanan bir metnin son paragrafıdır. Ve çocuklarımıza dinimizin bir gereği olarak öğretilmektedir. O tarihte metinde geçen “Halil İbrahim milletindenim” ifadesine karşı çıkmış , çocuklarımıza öğretilen tevbe metninin değiştirilerek “MİLLETİM, TÜRK MİLLETİNDENİM, ÜMMETİ MUHAMMED’DENİM” şekline dönüştürülmelidir teklifinde bulunmuştum. Yazımı da “Ben bütün samimiyetimle ve yüreğimle kabirdeki sorgu meleklerine cevap vermek üzere kendimi “TÜRK MİLLETİNDENİM” cevabına hazırlarken” diye başlayan bir paragrafla sonlandırmışım.

Şimdi tövbe metninin bu bölümünü bir başka açıdan, konumuz olan “inanç kimliğimiz” açısından değerlendirmeye çalışacağım. Metin dikkatli şekilde ele alınırsa bizim inanç kimliğimizin sınırlarını çizmektedir. Dindar olduğumuzu, Müslüman olduğumuzu, inandığımız kutsal kitabın Kur’an-ı Kerim olduğunu, ibadet kıblemizin Kâbe-i Şerif olduğunu Hz. Muhammed’in ümmetinden olduğumuzu, elhamdülillah mü’minim, Müslümanım diyerek üst inanç kimliğimizi çizdiğini anlıyoruz. Ancak bunların dışında diğer Müslümanlardan ayıran, farklılıklarımızı ifade eden bölümler de var. “İtikatta mezhebim Ehl-i Sünnet vel cemaat, Amelde mezhebim İmam-ı Azam Ebu Hanife” ifadeleri bizim bütün Müslümanlarla ortak inanç kimliğimizden farklı bir alt inanç kimliği olan mezhep kimliğimizi ifade etmektedir.

Küçük yaştan itibaren duyduğum “İtikatta mezhebim Ehl-i Sünnet vel Cemaat” ifadesinden ne anlamam gerektiğinin bir türlü öğretilmediğini, bu ifadenin açılımının ne anlama geldiğini anlatan birisiyle de karşılaşmadığımı itiraf etmek isterim. Şu yaşıma kadar dinlediğim hiçbir vaiz ve dini konuşmalardan bu konudaki açlığımı giderecek derde deva bir bilgi alamadığımı da açık yüreklilikle söylemek isterim. Çok okuduğumu, kişisel kütüphanemin hatırı sayılır bir mevcudunun bulunduğunu dostlarım bilir. Buna rağmen bütün bunlar “İtikatta mezhebim Ehl-i Sünnet vel Cemaat” formülüne henüz açıklık getirmedi.

Ehl-i Sünnet vel Cemaat ne demektir? Ehl-i sünnet anlayışına uygun mezhepler hangileridir? Bu anlayışın dışında kalan ve sapık olarak ilân edilen mezhepler var mıdır? Bunları sapık ilân etmek yetkisini kim vermektedir? Sapık ilân edilen itikadi mezhepler hangi noktalarda farklı düşünmekteler? Bu sapık ilân edilen mezheplerin Ehl-i Sünnet mezheplerine hangi noktalarda ihtilaf etmektedirler? Onların Ehl-i Sünnet mezheplerine bakışı nedir? Farklılıklarını nasıl izah etmektedirler? Bu ve benzer sorular bende henüz cevap bulmuş değildir.

Ancak, inanç kimliğim berraklaşmalı ve bilgiye dayalı olarak oluşturulan bir kimlik olmalıdır. Ebedi hayatımı düzenleyecek olan inanç kimliğim tesadüflere ve söylentilere emanet edilemeyecek kadar önemlidir. Bu benim son dönemdeki önemli kararlarımdan biridir. Bu nedenle bu konuda nasıl bir seçicilik içinde olduğumu çevrem bilir. Son dönemde eğildiğim önemli konulardan biri budur.

Mevcut bilgilerime göre İtikatta Ehl_i sünnet mezhebi iki mezhepten oluşmaktadır. Birincisi  ve bizim de itikat mezhebimiz olan İmam MÂTÜRÎDÎ, diğeri ise EŞARİ’DİR. İmam Mâtürîdî Hazretleri Orta Asya’da Semerkant şehri yakınlarında Mâtürîd kasabasında dünyaya gelmiş “İslâm düşünce tarihinde bilgi konusunu en derli toplu ve sistemli bir şekilde ele alan ilk din bilgini” olma vasfını kazanan bir alimdir. Bu kanaat günümüz İslâm araştırmacılarının arasında önemli bir yeri olan Prof. Dr. Hanifi Özcan’a aittir. Ayrıca Hanifi Özcan İmam Mâtürîdî hakkında düşüncesini ifade ederken “Onun esas amacının bilgiye dayalı bir din ve ahlâk sistemi ortaya koymak” olduğunu, ona göre sağlam dinin “Bilgi ve delile dayanan din”  olduğu tespitini yapmaktadır. “Bir din bilgini olarak gerek metod, gerekse fikirlerinin oluşumunda ona büyük ölçüde Kur’an-ı Kerim yön vermiştir. İşte bu yüzden Kur’an gibi o da tabiatı, insanın kendi nefsini ve tarihi bir bilgi alanı, bilgi kaynağı kabul etmekte ve bilhassa tabiat, yani dış dünya üzerinde ısrarla durmaktadır. Bunun bir neticesi olarak da, duyulara ve duyu bilgisine önem vererek realist bir metod izlemektedir” diye bize hakkında öz bir bilgi vermektedir.

Önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam etmek üzere kalın sağlıcakla.

     

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Dinç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.

01

Olcay Şahan - Sen bu kafayla kabre girmeden tevbe et. Cehalet cezayı ortadan kaldırmaz. Millet kelimesinin manasını öğren. Orada senin kavmini sormayacaklar emin olabilirsin. Bari cahilliğine okurlarını dahil etme,yoksa onların günahı da sana yazılır. Dost ve müslüman olarak uyardım.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Ekim 10:38