Dağlar Taşlar

      Sayın okurlar çok tartışılan “Dezenformasyonla Mücadele Kanunu” büyük tartışmalar sonucu nihayet TBMM de kabul edildi. Evrensel hukukta “ ceza kanununu bilmemek mazeret sayılmaz” diye bir ilke vardır. Bu ilke Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 4.maddesinde yerini almıştır. Bu nedenle Kanuna biraz göz gezdirdim. Kanun tanıdık çıktı. Benim yirmili yaşlarımda -ki o yaşta evlenmiştim yani aklım havalarda değil başımda idi- 1956 da DP iktidarı bu kanuna benzer “YASAKÇI bir kanunu yürürlüğe koymuştu. Hatta merhum İsmet İnönü de dahil CHP milletvekillerini-Demokrat Parti milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonu marifeti ile- yargılamaya dahi kalkışmıştı. Türkiye bu “YÜKÜ” yani yasakları kaldıramadığı için Türk askeri nihayet 27 Mayıs 1960 askeri darbesini(ihtilal deniliyordu)  yaptı.Yedek subay  asteğmendim.O sabah saat 04 de asker arkadaşlarım Merhum Yavuz Kınacı,merhum Rıfat Taşkın, Akçakoca’dan merhum Nazmi Abanozla beraber Harp Okulu’nda görevliydik.Darbenin önemli aktörlerinden olan merhum Alpaslan Türkeş’in o gür ve davudi sesi ile “ YASAKLARI” tek tek sıraladığına tanık olmuştum. Keza 12 Eylül 1980  askeri darbesi sırasında ve sonrasında da aynı YASAKÇI tablo ile karşılaşmıştım. Her üç YASAKÇI uygulamalarının (DP,27 Mayıs 1960 askeri darbesi ve 12 Eylül askeri darbesi)  tanığı olan ben şimdi de dördüncüsüne tanık oluyorum. Ne kadar bahtsızım. Bana İsveç gibi-Norveç gibi özgürlükler ülkesinde yaşamak galiba nasip olmayacak diye hüzünleniyorum.  YASAKLAR millete hiçbir zaman  huzur, güven, özgürlük getirmedi, bilakis huzursuzluk, mutsuzluk getirdi.  Aslında bunları  gündeme getirmeme  de gerek yok,zira dezenformasyon mucitleri, o darbelerin getirdiği  YASAKLARDAN  gece-gündüz şikayet etmiyor musunuz, etmediniz mi?. Bu anayasa 12 Eylül anayasası demiyor musunuz? Hiç mi ders almadınız?İşte bu nedenle konumuz olan dezenformasyon yasasını okuyunca eyvah makarayı geriye saydık, özgürlükte ve özellikle basın özgürlüğünde  en az 66 yıl(1956 yı baz alırsak) geriye düştük, eller gider Mersin’e biz gidiyoruz tersine dedim. Bu kanunla, amatör bir gazeteci olarak benim siyaset içerikli makale yazma alanıma sanki mayın döşediler. Kabus gibi bir şey.

               Sayın okurlar iç karartan bu puslu havadan hem kendimi ve hem de sizleri biraz uzaklaştırmak istiyorum. Dezenformasyonla mücadele yasasına tekrar dönmek üzere hadi sizleri iç karartan bu havadan, temiz,oksijeni bol, buz gibi soğuk suları olan dağlara-taşlara götüreyim.  Dün akşam yeğenim aradı, hal hatırdan sonra “çoban kaçtı, on beş gündür yaylada davar güdüyorum deyince  ben gayri ihtiyari(elimde olmadan) amcasının, belki inanmazsın ama ben de davar gütmeyi çok özledim, sağlık durumum müsait olsa ben güdüverirdim deyince epey güldü. Aslında şaka yapmıyordum. Davar gütmeyi gerçekten özledim. Çocukluğumu yaşayamadım, okul tatillerinde hep davar güttüm ama  yine de çok mutluydum. Nasıl merhum Süleyman Demirel “davar gütmesi ile” öğünmüşse ve kendisine “Çoban Sülü” denilmesinden şikayetçi olmamışsa ve hatta gurur duymuşsa ben de çobanlığımdan her zaman öğünmüşümdür. Emekli icra müdürü olan bacanağım biraz titizdi, işkembe ve işkembe türevlerini hiç yemezmiş ve yemesi için ısrar da etseniz yemezmiş. Bir akşam eşi ile birlikte(şimdi ikisi de merhum) bize geldiler. Tesadüf bu ya bizde ana yemeklerden başka işkembe çorbası da var. Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayalım-birer-ikişer kadeh alkol alacağız.(haram yiyenler bizi haram içiyorlar diye eleştirebilirler, buna kendi gözündeki merteği görmeyen elin gözünde çöp ararmış denilir, hatta buna, yoğurdun kara, seninki benimkinden kara da denilebilir ama olsun varsın eleştirsinler). Masa kuruldu, yemekler geldi, aaa bir de baktı masada işkembe çorbası da var,“ben işkembe çorbası yemem dedi”.Neyse biraz demlendikten sonra benim-yemek üstü sirkeli-sarımsaklı işkembe çorbasını iştiha ile yerken duramadı o da bir-iki kaşık aldı. Sonra “yahu şimdiye kadar ömrümü boşa geçirmişim bu ne kadar güzelmiş “demez mi.  Bunu niye anlatıyorum, sizler birkaç gün dağlarda-taşlarda küçük baş hayvan gütseniz, onlarla, onların yavruları(kuzuları veya oğlakları)  ile ve onların korucuları olan köpeklerle iletişimlerde bulunabilseniz inanın bacanağın işkembe çorbası yemesi gibi ne kadar güzel bir hayat dersiniz. Orada dağın kralısınız. Özellikle koyunlar sıcağa dayanıklı olmadıkları için öğleye doğru yalağı olan bir çeşme ve altında bir-iki saat yatılabilinecek ağaç gölgesi ararlar. O mola süresince çoban da öğle yemeğini yer, çeşmeden soğuk suyunu içer ve ağaca yaslanarak dinlenmeye çekilir. Şair Orhan Veli’nin “bir elinde cımbız bir elinde ayna, umurunda mı dünya” dediği gibi o(çoban), dünya telaşının içinde değildir. Bu çeşme çok önemlidir. Çeşme var hayvancılık da var, çeşme yok hayvancılık da yok. Nitekim şair Faruk Nafiz Çamlıbel “ÇOBAN ÇEŞMESİ” şiiri ile bu çeşmeyi boşuna efsaneleştirmemiştir. Bu zevk, duyarak değil yaşayarak öğrenilir ve ben yaşadım. Aslında hayvan sevgisi insanın naturasında (doğasında) vardır. Çoğu ailelerin evlerinde kedi- köpek-kuş  gibi evcil hayvan  beslemeleri bu sevginin sonucudur. Ancak bu durum saksıda çiçek yetiştirmeye benzer. Çoban ise  dağlarda-taşlarda o çiçeklerin, yani hayvanların içinde huzurun, gönül rahatlığının sefasını sürer. Velhasıl kelam-sözün özü-bu gün içinde bulunduğumuz kent yaşamının zorlukları, insanları insanlıktan çıkaran siyasi atraksiyonlar insana ister istemez çobanlık günlerini hatırlatıyor ve o günlerin özlemi ile hemhal oluyor.

                     Sayın okurlar bu dezenformasyonla mücadele yasasına geri döneceğim demiştim, dönüyorum. Bu yasa beni ürküttü. Bu yasa, yazarlar-çizerler-konuşanlar için –yukarıda değinildiği gibi- adeta bir mayın tarlası. Ancak hakka-hukuka gönül vermiş,86 yaşına kadar memleket ve millet dertleri ile hemdert olmuş bir pir-i fani olarak mümkün olduğunca mayınlara basmadan bu kanun vesilesi ile siyaset arenasında bir yürüyüş yapmak istiyorum;  Ben üç türlü SUSTURUCU bilirim, birisi ateşli silahların namlu ucuna takılan susturucu, bir diğeri egzoza takılan susturucu ve bir üçüncüsü de düşünce ve düşünceyi yayma özgürlüğüne(basın özgürlüğüne) uygulanan  susturucu, yani dezenformasyon yasası. Ateşli silaha takılan susturucu bireyseldir, toplumsal zararı söz konusu değildir,egzoza takılan susturucu toplum yararına olan bir susturucudur,basın özgürlüğüne uygulanan susturucu ise huzursuzluğun,mutsuzluğun failidir.Bu susturucu  ile  demokrasi ağır yara alır ve nitekim aldı.

 Bartın’daki maden ocağı felaketinden sonra sayın Cumhurbaşkanımız “susturucuyu” hatırlatırcasına “bu konuda resmi kurumların açıklamalarından başka DEZENFORMASYON içeren diğer açıklamalara  itibar etmeyin” dediler. Hadi buyurum, olayın gerçek nedenlerini enine-boyuna tartışın da görelim. Atalarımız “Barika-i hakikat müsademe-i efkardan çıkar” yani gerçekler fikirlerin çarpışmasından çıkar demişler.Bu yasanın mimarları atalarımızın bu  öğüdünü bile gaale almamışlardır.Türkiye’nin susturucu ile imtihanı başladı. Sonu hayır gele. Ah hemşire ah, bu yasadan sonra hastanelerdeki o “SUS” işaretin gözümün önünden hiç gitmiyor ve çok sevdiğim o işaretini artık sevmiyorum.

                 Sayın okurlar vallahi  AKP ile MHP bir olmuşlar bu yasadan başka insanı  şaşırtan güzel! işler de yapıyorlar. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni demokrasi dünyasına kazandırdılar, faiz sebep  enflasyon sonuçtur” ekonomik görüşlerini dünya ekonomi dünyasına tanıttılar, kur korumalı mevduat sistemi ile harikalar yaratıyorlar. Vallaha Alis’in harikalar diyarında olduğu gibi bizler de harikalar diyarındayız.  Bindik bir alamete gidiyoruz ya selamete ya kıyamete. Hoşça kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhami Candemir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.