Şehitlerimiz, gazilerimiz, intihar eden polislerimiz

Kendilerinden en büyük fedakârlık beklenen ve bu fedakarlığı da yapan insanların sırtı hep sıvazlanır, onlara güzel sözler söylenir, güzel nutuklara konu olurlar, ancak çoğu zaman pratikte gördükleri ihtimam belagatte gördüklerinin gerisinde kalır. Bu özellikle bazı meslek dalları için fazlasıyla söz konusudur.

Ülkemiz 1984’ten beri PKK terörizmiyle boğuşuyor ve binlerce güvenlik görevlisinin yanı sıra çok sayıda sivil yurttaşımızı da bu mücadelede şehit verdik. 2002’de AK Parti iktidara geldiğinde terörizm neredeyse sıfır noktasındaydı. Son derece zorlu koşullarda, bir arada tutulması hayli zor bir koalisyon hükümetini yöneten, bu arada iki deprem bir de ekonomik kriz atlatan merhum Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde PKK büyük oranda etkisiz hale getirilmiş, bunun yanı sıra Hizbullah adlı terör örgütü de çökertilerek bir daha asla şiddete başvuramaz hale getirilmişti. Gelelim bugüne. AK Parti memleketi 20 yıldır idare ediyor ve iktidarın 20 yıl zarfındaki terörizmle mücadele performansının pek iç açıcı olmadığını sağduyulu AK Partililer de (muhtemelen sessizce) kabul edeceklerdir.

Rahmetli dedem Mehmet Cop’un kitaplığından bana yadigâr kalan en değerli (ve en hüzünlü) eser, Bolu Valiliği’nin 1998 tarihli “Şehitlerimiz” albümüdür. Ne zaman açıp incelesem “ne kadar çok gencini vatan savunmasında yitirmiş Bolumuz” diye düşünürüm. Fakat işin en acı kısmı bu değildir. O listeye, kitabın yayınlanmasından beri onlarca hemşerimizin daha eklendiğini bilmek yüreğimizi kanatır. Sadece 2015’te, iki seçim arasındaki o çalkantılı ve acayip dönemde (5 ayda) Bolu, yanılmıyorsam iki evladını daha PKK’nın terör saldırılarında şehit vermiştir.

Şehitler partiler-üstü bir meseledir, daha doğrusu öyle olmalıdır. Bir şehidimizin CHP’li babasıyla şahsen tanıştım. 2018’de Afrin’de şehit düşen Ali Gümüş, CHP Gençlik Kolları ve Mersin örgütünde aktif bir üye, hatta yöneticiydi. Fakat ne yazık ki iktidarın, özellikle de Cumhur İttifakı’nın doğumuyla beraber, bu konuda milli birliği destekleyici bir söylemi olmadığını, terörle mücadele gibi bir konuyu dahi partizanlaştırdığını görüyoruz. PKK ve FETÖ gibi örgütlerle mücadele sanki yalnızca AK Parti, MHP ve onların minik ortaklarının meselesiymiş, diğer tüm partiler ise bu mücadelenin dışındaymış gibi bir anlatı epeydir tedavülde. Partizan çıkarlar uğruna milli birlik ve bütünlüğümüzü zedeleyen böylesi tezviratlar aslında bölücülüğün bir başka türünü oluşturuyor. Muhalefetin sürekli terörle bağlantılı olmakla suçlanması terörizm kavramını sulandırıyor, onun içini boşaltıyor. Hatırlayınız, 2019 yerel seçimlerinde “büyükşehirleri Millet İttifakı kazanırsa sayaçları okumaya, faturalarınızı tahsil etmeye teröristler gelecek” bile demişlerdi. Bu, her şey bir yana ucuzluktur, sululuktur. Hele ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kazanmak uğruna Abdullah Öcalan’dan mektup getirtip kardeşini TRT’ye çıkartanlar tarafından yapıldığında.

Ülkemiz terör belasından çok çekti ve ne yazık ki halen de çekiyor. 1984’ten beri PKK terörizmine binlerce insanımızı kurban verdik ama o tarihten önce de, yakın geçmişte de, günümüzde de siyasi amaçlı ve toplumda yılgınlık/korku yaratmayı amaçlayan örgütlü şiddete (terörizmin evrensel tanımı budur) pek çok grup başvurdu. 12 Eylül öncesinde devletin savcısını, il emniyet müdürünü, Atatürk’ün partisinin milletvekilini, il başkanını öldüren “milliyetçiler”den tutun da 2006’da iki askerimizi diri diri yakan IŞİD’e, 1979’da katledilen gazeteci İlhan Darendelioğlu’ndan 1998’de kaçırılan yazar Konca Kuriş’e, 2007’de katledilen gazeteci Hrant Dink’e kadar her siyasi görüşten insan, farklı grupların terör eylemlerinin kurbanı olmuştur.

Cumhuriyet tarihimiz boyunca güvenlik güçleri yalnızca terörizmle mücadele kapsamında şehit ya da gazi olmadılar. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ayaklanmaların bastırılmasının yanı sıra Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekâtı esnasında da çok sayıda şehit ve gazi verdik. Bu gazilerin bir kısmı halen hayattadır. 2016’daki Fethullahçı başarısız darbe girişimi sırasında katledilen güvenlik güçleri ve sivil yurttaşlara, yaralananları da eklediğimizde, bu hain teşebbüsün de sayısı binlerle ifade edilen şehit ve gazi yarattığını görüyoruz. Başlıkta değindiğimiz, ağır çalışma koşulları ve mobbing gibi sebeplerle canına kıyan Emniyet teşkilatı mensupları da şehitlerimiz kadar yüreğimizi yakmaktadır.

Gazilerimiz ve şehit yakınlarımızın gündelik hayatta pek çok derdi ve noksanı bulunuyor. Bu yazıyı çok uzatmamak için burada bir nokta, daha doğrusu virgül koyuyorum. Söz konusu dert ve noksanlara ve bunlara yönelik kimi somut önerilere bir sonraki yazımda değineceğim. Sağlıcakla kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Cop - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.

01

Mengenli - Burak Bey kaleminize sağlık. Güzel bir yazı kaleme almışsınız. Birkaç genç arkadaşımla paylaştım bu konuları umarım yararı olur saygılar

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 19 Ekim 18:43