Doğru olabilir mi?

Türk-İslâm tefekkür tarihinin en yüce zirvelerinden biri şüphesiz EBÛ MANSÛR EL MATÛRÎDÎ’DİR. Ehl-i Sünnet mezhebinin kurucusu bu büyük insan Orta Asya’da SEMERKANT şehrinin Matûrit diye bilinen bir kasabasında doğmuş, geniş ve muhteşem bilgisiyle itikat konularındaki karışıklığa son vererek Ehl-i Sünnet mezhebini oluşturmuş ve milletimizin gönül aydınlığı olmuştur. İşte bu büyük insana göre doğru bilgiye ulaşmanın üç önemli yolu vardır. Bunlardan birincisi haber-i sadık olarak da bilinen vahiydir. İkincisi akıl, üçüncüsü ise duyu organlarıdır. İnsanoğlu doğru bilgiye bu üç yolla ulaşır. Bu yolların dışındaki bilgiler şüphe ile karşılanmalı, tahkik edilmeli ve tereddütlerin giderilmesi için muhakeme yolları harekete geçirilmelidir.

Yazıma bu girişle başlamamın sebebi, dinlediğim bir konuşmanın bende uyandırdığı şüphe, doğruluğuna dair duyduğum tereddüttür. Konuşma, Bolu’da bir camide ve kürsüden yapılmış olması nedeniyle üzerinde durulması gerekmektedir. Konuşmayı yapan ilimizde benimde saygı duyduğum ve cemaat tarafından da sevilen bir hoca efendidir.

Geçtiğimiz Perşembe günü öğle namazından önce Yıldırım Beyazıt Camisinde yapılan konuşmanın son kısmında, Hoca Efendi anlattığı konuyu daha anlaşılır ve inanılır hale getirmek için dinlediği bir ilmi gerçeği(!) cemaatle paylaştı. Söze kaynaklarda olmayan ve doğruluğuna inanmadığı şeylere itibar etmem diyerek başlayan Hoca efendi, anlatacağı  konuyu eskiden Bolu’da müftülük yapan, merhum Tayyar Taş’tan birebir dinlediğini de ifade etti. Konu özetle şu: “Yeni doğmuş bir çocuk hayati bütün ihtiyaçları karşılanacak şekilde bakılır, beslenir ve büyütülmeye çalışılırsa; ancak bu sırada kendisiyle ilgilenenler hiçbir şekilde onunla konuşmaz ve söz etmezlerse,  yani çocuk onlardan hiçbir ses ve söz duymadan büyürse, bu durum çocuğun dillenme dönemine kadar devam ederse, çocuk  kendiliğinden konuşmaya başlar.” Çocuk nece konuşur biliyor musunuz? Arapça.

Bu doğru olabilir mi? Örneği var mı? Sanmıyorum. İlim bu konuya  ne der? Saçmalık. Bilgi kaynakları bu konuyu doğrular mı? Üzerinde durmaya gerek duymaz.

Bu konu film senaryolarına konu olmuş, ormana kaçırılmış ve orada her nasılsa büyümüş çocuklar çevresinde bulunan hayvanlarla bir şekilde anlaşsalar da konuşma öğrenememişlerdir. Tabi bu senaryodur ve senaristin bu konudaki düşüncesini yansıtmaktadır. Bu konunun da tartışılabilir olduğunu ve ilmi hiçbir değerinin bulunmadığını peşinen kabul etmek lâzımdır. Peki, bu konuya tıp ilmi ne der?  Tıp bilim adamlarının günümüze kadar ulaştığı ve doğruluğunda zerre şüphe etmediğimiz sonuç şudur. Çocuk dilsiz olur. Çevremizde gördüğümüz konuşma engelli kişiler bunun doğal örnekleridir. Hiçbir insan konuşma özürlü değildir, Yani her çocuk konuşma yeteneği ile dünyaya gelir. Ancak çok az örnekte görüleceği üzere bazı insanlar konuşma özürlü olurlar. Yani konuşamazlar. Biz bunlara lâl ya da dilsiz diyoruz. Bunlar gerçekte dilsiz değildir. Kulakları duymadığı için konuşamamaktadırlar. Yani tam da Hoca efendinin tarif ettiği bir ortamda büyümüş, çevresinden hiçbir ses, söz duymamıştır. Kulaklarıyla çevresinden sesler duymadığı için diliyle bu sesleri taklit edememekte ve dolayısıyla konuşamamaktadır. Bir yerde sesleri duymadığı için ağzından çıkan sesleri kontrol edememekte ve ses disiplinini sağlayamamaktadır. Bundan dolayı biz onlara dilsiz diyoruz. Doğrusu onlar dilsiz olduğu için değil, işitme duyusunun çalışmadığı için konuşma özürlüdür.

Arapça için söylediği ve dil ilmiyle bağdaşmayan diğer şeyleri buradan tekrar etmeyi lüzumsuz görüyorum. Kur’an-ı Kerimde bu konuda zikredilen ayetler gayet açık iken günümüzden çok önce yaşamış  Arap asabiyecilerinin İslâm’ı Araplaştırmak için üstün bir gayretle sokuşturdukları lüzumsuz uydurmaların ve din adına dinimize bulaştırılan  sapmaların din ve İslâm adına anlatılmasının günümüz insanının hiçbir derdine deva olması beklenemez. Üstelik bu tartışmalar ömrünü doldurmuş ve kapanmıştır. Ümmetin birliğine ve bütünlüğüne yaptığı tahribatlar gayet açık iken bunların tekrar hayata geçirilmesi yaraların kanatılması anlamına gelebilir.

Buna rağmen konu gündeme gelmişken bazı şeyleri tartışılmaya değer bulmasam da gerçeklerin ifade edilmemesi beni rahatsız etmektedir. O nedenle önümüzdeki hafta konuyla ilgili mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’i temel alan düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. Kalın sağlıcakla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Dinç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.

01

Edasu - HİÇ BİR SES VE SÖZ EDİLMEDEN BÜYÜYEN ÇOCUK ARAPÇA KONUŞUR MUŞ ÖYLEMİ ANLADIM. ÖYLEYSE O. ÇOCUK ARABİSTAN DA DOĞMUŞTUR

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Aralık 19:17