Kıbrıscık'a ne oldu?

Makinist olarak vatandaşlarımızın duygu, düşünce ve hassasiyetlerini toplumla paylaşılmasına vesile olmaya devam ediyorum. Kıbrıscık ilimizde geziye katılan ve başlatılacak olan madencilik faaliyetleriyle ilgili bir yazı kaleme alan İstanbul Gelişim üniversitesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölüm Başkanı Dr. İlknur Türkoğlu’nun yazısını sizinle paylaşıyorum.

KIBRISCIK’A NE OLDU?

17- 18 Aralık tarihlerinde katıldığım bir gezide, Bolu’nun Kıbrıscık ilçesine çok yakın Köroğlu Dağ Evleri'nde kaldık. Sadece biraz kafa dinlemek ve temiz hava almak için katıldığım bu gezi, benim için beklentim üzerinde, ufuk açıcı ve düşündürücü bir gezi oldu.

Bunda, geziye birlikte katıldığım, Kıbrıscık’ta doğup büyümüş olan arkadaşım Satı Merkit’in büyük payı var. Gezinin ilk günü o kendi tanıdıklarını görmeye ilçeye giderken ben de peşine takıldım. İyi ki de öyle yapmışım.

Kıbrısçık ilçesi, Köroğlu Dağı eteklerinde kurulmuş. Bölge dağlık, zemin kayalık, adım attığınız her yerden topraktan sular fışkırıyor. Yakınlardaki Aladağ çayının Antik dönemdeki adı Siberis, diğer bir söylenişi ise Kyberis. Kıbrıscık ismi muhtemelen bu kökenden geliyor.

Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra yapılan nüfus sayımında henüz bucak olan Kıbrıscık’ta 1.312 hanede 7137 kişi yaşıyormuş. 1960 nüfus sayımında ise Kıbrıscık ilçesinin toplam nüfusu 8.362 imiş. Bunun 745’i ilçe merkezinde, 7717’i ise köylerde yaşıyormuş. 2020 ‘a gelindiğinde toplam nüfus 3.112’e düşmüş. İlçe merkezinde yaşayan sayısı 1.152 olurken, köylerdeki nüfus 1.960.

İlçede son yıllara kadar orman işletmesi müdürlüğü, ilkokul, ortaokul, lise, emniyet müdürlüğü, hastane gibi pek çok önemli kurum yer alıyormuş. Hatta bir kaç tane açık ve kapalı sinema salonu, halk oyunları eğitimi verilen bir kurs da hizmet veriyormuş.  Kahvelerin olduğu cadde öyle kalabalık olurmuş ki zor yürünürmüş.

İlçe ve yakın çevresindeki köylerin geçim kaynağı orman ürünleri, pirinç yetiştiriciliği ve hayvancılıkmış. Bölgede yetişen pirinç günümüzde tescilli bir pirinç ve bu bölgenin kendine has toprak yapısı ve havası nedeni ile sadece burada yetişiyor. Yani halkın -ilçedeki kamu kurumlarına da sayarsak- geçim derdi yokmuş. Aileler çocuklarını kız erkek demeden okutur, üniversiteye gönderirmiş. İlçenin çocukları doktor, mühendis, öğretmen, avukat olmuş.

Şimdi ise ilçenin sokakları, okulları, evleri boş. Tek tük evlerde ailelerin yaşlıları yaşamaya direniyor, çünkü yuva diye bildikleri tek yer burası. Geleneksel ahşap mimari örnekleri göz kamaştırıyor ama içinde yaşanmayan evler hızla harabeye dönüyor.

İlçeden kentlere göç nedeni ile nüfus azalınca kamu kurumları da tek tek kapanmış, kamu görevlileri ilçeyi terk etmiş. Böylesine güzel ve bereketli bir yerleşmeyi insan neden terk eder diye düşünüyor insan ve yine aynı yere varıyor: Siyasi iktidarların çıkarları, insanı yok sayan, sadece günlük politikaya dayanan yanlış planlamalar ya da plansızlık.

1980’lerden itibaren siyasi iktidarların Türkiye’deki kırsal nüfusu azaltıp halkı kentlere yığmaya yönelik politikaları herkesin bildiği bir sır.

Peki, köylerdeki nüfusu yok eden bu politikalar sadece tarihi yapılara mı zarar veriyor? Tabii ki hayır. Terk edilen sadece o yapılar, binalar, konaklar, evler değil; aynı zamanda o evlerde yaşanan hayat da, kültür de yok oluyor, hem de gelecek kuşaklara aktarılma fırsatı bile bulamadan. Sanki hiç var olmamışlar gibi, çünkü kentlerde doğan yeni kuşaklar, bir önceki kuşağın yaşam tarzını tanıma fırsatı bulamıyor.

Büyükanneler hamuru nasıl mayalardı, bazlamayı nasıl yapardı, bahçesindeki meyveyi sebzeyi nasıl yetiştirirdi, bebeğini nasıl büyütürdü, bu bilgiler buhar olup uçuyor. Oysa bu bilgiler Anadolu’nun kadim halklarının birbirine aktardığı, yaşadıkları coğrafyanın doğasından doğan, biricik bilgiler. Bu tabloyu ülkedeki binlerde köye ilçeye uygulayın ve ortaya ne çıkıyor bir bakın. İçiniz sızlamıyorsa size zaten bir şey anlatamam.

İşte Kıbrıscık’ı dolaşırken, arkadaşımın akrabalarının evlerinde çay içip sohbet ederken, onlar çocukluk hatıralarını anlatırken, Nurten’in bahçesindeki ocaklıkta onun elleri ile yaptığı sıcacık bazlamalara yine onun yaptığı tereryağını sürereken, Şenay’ın divanında oturup onun çocukken yaşadıklarını dinlerken, sokaktan geçen 85 yaşındaki bir teyzenin Kıbrıscık’taki yalnızlığını ve eski günlere özlemini paylaşırken, ben İlknur olarak ne yapabilirim diye uzun uzun düşündüm.

Bir takım küresel ya da yerel politikalar nedeni ile Kıbrıscık’ta veya Anadolunun herhangi bir başka köyünde hayvancılık giderek yok oluyor, insanlar hayvanlarını satmak zorunda kalıyor, ürettikleri tarımsal ürün para etmiyor, köylerine alt yapı hizmeti gelmiyor.

Biz şehirliler, bütün kendimizi beğenmişliğimizle ve bakımlı ellerimizle o köylere gidip havalı havalı, kendi yaşımızdaki kadını süzüp “Şu köylü teyzeden tereyağı alayım bari” dediğimizde ne tereyağı bulabiliyoruz, ne köy peyniri. O köylü kadınların yaşadıkları zorluklardan, verdikleri emeklerden bihaber, aldığımız 1 kavanoz reçel, 1 kilo ceviz için bile uzun uzun pazarlık yapıyoruz.

Kıbrıscık’ta yakında madencilik faaliyetleri başlatılacakmış. Halk buna karşı, çünkü madenciliğin havaların, sularını ve topraklarını kirleteceğini biliyorlar. Bu durumda olan, yani toprağı, suyu, havası, kültürü, geleceği çalınan binlerce köy bir yok oluş sürecinde.

Yerine gelen ise, biz şehirlileri hafta sonu büyük bir ukalalıkla ve aslında sahtekarlıkla yollara döken karanlık şehirler. Sahtekarlık, çünkü iki gün oraları gezip, telefonlarımızla onlarca fotoğraf çekip, sosyal medyada gülümseyen selfiler paylaşıp, sıkı pazarlık edip köy ürünleri satın alıp, gece ateş başında sucuk şarap partileri yapıp, sonra da o köylere sırtımızı dönüp şehirli evlerimize ve ofislerimize dönüyoruz.

Sömürgeniz, kırsalın iyiliklerini, havasını sömürüp, çöplerimizi bırakıp kaderine terk ediyoruz kırsalı.

Kıbrıscık ve çevresindeki köylere yönelik bir hayal kurdum: Madem şehirliler oralara akın akın gidiyor, köy dokusunu bozmadan, o bölgenin geçmiş değerlerini, doğasını, havasını koruyan, yerele zarar vermeden katkı yapan bir model oluşturabilmek.

Böyle bir çalışmayı gerçekleştirmeyi ben başaramazsam da belki birileri daha bu hayali kurar ve sadece para kazanma itkisi ile değil ama gerçekten şefkatle ve sevgi ile Kıbrıscık’ın ve Anadolu’nun değerlerini sürdürülebilir bir modelle geleceğe aktarabilir.

Dr. İlknur Türkoğlu

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Makinist - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Gündem değil haberi geçen ajanstır.

08

Kıbrıscık Damadı - Kurban Bayramı sonrası ilk kez gittim.Oksijeni bol,insanları sıcak kanlı. Köylere imkan verilmeli. Artık eskisi gibi tarım hayvancılık yapmıyorlar. Şehire göç çok arttı.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 24 Aralık 13:39
07

Mehmet - Yorum sofistike yanlız eksik ve sadece güzel bir havada insan aklına gelecek ne varsa...Gerçekleri yanlız yaşıyan bilir gerisi beyhude... Madenciliğin olmasını istemeyen hiç bir zaman gerçek köylüler olmadı... Madencilik iş aş demek ve burda yaşıyan insanların istihdam edilmesi kalkınmasını sağlamaktır işin aslı taşın karşılık bulması demektir.ama boş hayallerle ve kim bilir hangi gizli planlamayla engellenmeye çalışacaklar acaba bu kişiler çok mu köylü sever... çoğu başka ülkeye çalışıyor.safları tenzih ederim.

Yanıtla . 2Beğen . 1Beğenme 23 Aralık 21:36
06

Demirhan - Çok güzel bir o kadar da anlamlı ve kendimize yönelik düşündürücü bir yazı. Kaleminize sağlık İlknur Hanım. Sevgiler.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Aralık 23:54
05

Dosdoğru Vatandaş - İlknur hanım yüreğinize sağlık bir gün geliseniz bende derelere mağaralara gidelim.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Aralık 22:38
04

Karadoğan - Güzel tespitleriniz ve geleceğimizi bizden fazla düşündüğünüz için teşekkür ederim.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Aralık 20:32
03

Aladağ - Sayın Hocam çok güzel yazmış, ancak sanırım hayatında hiç köyde yaşamamış. Köylerden insanlar keyiften göç etmiyor, bir sürü etken var. Bir genç ne yapar köyde, nasıl yaşar, neyle geçinir. Kıbrısçık köylerinde doğru düzgün arazi yok tarım için. Geriye kaldı hayvancılık, koyun yapsan kim güdecek, çoban tutsak kim ödeyecek. İnek baksan yemi, samanı arpası nereden gelecek. Velevki bütün bunları halletti, sürüyü çoğalttı, hangi kızı ikna edecek kendisiyle evlenmeye. Diyelim kızı buldu, çocuk oldu, büyüdü okul yaşı geldi nerede okuyacak o çocuk.

Yanıtla . 4Beğen . 1Beğenme 22 Aralık 19:28
02

Neco - Hocam kaleminize saglık yazınız için teşekkür ederim.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Aralık 18:33
01

C. - Şahane bir yazı olmuş. Kıbrıscık gerçekten bitme noktasında. Madencilik faaliyetlerine karşı Kaz Dağları için gösterilen özveriyi, birleşmeyi, kenetlenmeyi vs hiçbirini gerçekleştiremiyoruz. Bolu halkı ve yerel yönetimler bu konuda çok sessiz kalıyoruz. İhale yakında yapılacak ve ortalıkta bitki örtüsü diye de bir şey kalmayacak.

Yanıtla . 2Beğen . 2Beğenme 22 Aralık 17:24