MÜSTEAR ADI “JO BAYDIN” OLANA

Bu yazımda seri yazıma bağlı olarak Hz.Ali’nin hutbelerinden, mektuplarından, savaşlardaki hitabelerinden, hikmetli vecizelerinden oluşan NEHC’ÜL BELÂGA (Güzel konuşmanın yolları) adındaki kitabı üzerinde duracak; kitap münderecatını okuyucularımla paylaşacaktım. Bütün hazırlıklarımı bunun için yapmıştım. Ancak KIRSAL KESİM ALEVİLİĞİ ve KENTLEŞME SÜRECİNDE ALEVİLİK adındaki iki ciltlik Prof. Dr. Yahya Mustafa Keskin’e ait kitapları tanıttığım beş serilik yazıma müstear adı Jo Baydın olan okuyucum bir mesaj göndermiş. Gazetede yayınlanan mesajda aynen şu ifadeler yer almaktadır. “ Hasan Hoca, 5 yazıdır Yahya bey’in reklamını yaptın. Bolu’ya rektör olur gayrı. Ülke batmak üzere, Yok mu söylenecek sözün. Sen ülkücüsün. Bitti mi dava?”

Gazetelerde yayınlanan yazı ve haberlere okuyucuların düşüncelerini ve değerlendirmelerini mesaj olarak göndermeleri adettendir. Gazete editörlerinin mesajları yayıncılık ilkeleri doğrultusunda yayınladıkları da görülmektedir. Yukarda adı geçen mesaj da benim yazımın altında yayınlanmıştır. Yayın ilkeleri yönünden mesajın yayınlanmasında bir sakınca yoktur. Ancak, konu yanlış anlaşılmalara sebep olacağı ihtimali dikkate alınarak üzerinde durulması gereken öneme haizdir. Bu nedenle bu haftaki yazımı bu mesaj üzerinde yoğunlaştırmak üzere değiştirmek ihtiyacı hissettim. İnşallah Hz. Ali’nin kitabı olan NEHC’ÜL BELÂGA hakkındaki düşüncelerimi ve değerlendirmelerimi önümüzdeki hafta sizlerle buluşturmaya çalışacağım.

Mesaj sahibi “Jo Baydın” müstear isimli okuyucum hakkında öncelikli kanaatlerim şöyledir.

  1. Üniversiteye rektör seçilmesi konusuyla yakından ilgilendiğine göre kendisinin o muhitten olma ihtimali yüksektir.
  2. Yahya Bey’in muhalifi olduğu ve onun rektör olmasını istemediği açıktır.
  3. Rektör olmasını istediği kişi için hareket ettiği anlaşılmaktadır.
  4. Mesajdaki ifade kaba, imlâ hataları yoğun. Bu nedenle akademisyen olmadığı anlaşılmakla birlikte, kendisini gizlemek için de bu yola başvurmuş olabilir.
  5. Düşüncelerini paylaşmaktan çekinen korkak biri olduğu müstear isim kullanmasından anlaşılmaktadır.
  6. Kendisine uygun gördüğü müstear isim hiçbir milli hisse sahip olmadığını göstermektedir. Kullandığı müstear isim dünyanın en güçlü devletinin şimdiki başkanı olduğuna göre, kendisinin güce sığınma duygusu içinde olduğu anlaşılmaktadır. Müttefikimiz olsa da, İnsanlığın ve milletimizin baş düşmanı gibi hareket eden birinin ismine sığınması, yüreğinde milletimiz için sakladığı olumsuzlukların dışa yansımasıdır.

Jo Baydın müstear adına sığınan okuyucunun kişiliği ile ilgili düşüncelerimi şimdilik bu kadarla sınırlandırırken, mesajındaki düşüncelerle ilgili değerlendirmelerimi de okuyucularımla paylaşmak isterim.

Evet ben meslek hayatında 22 yılını yüksek öğretimde tamamlamış bir öğretmenim. Şu anda yurt sathında hizmet veren on binlerce öğrencim bulunmaktadır. Her biriyle iftihar ediyorum. Mayıs 1995 yılında emekli oldum. O tarihten bu yana üniversite ile ilgili en ufak bir bağım yoktur. Üniversitemiz belirli kurallar içinde rektörünü seçmektedir. Bu seçime dışarıdan müdahale söz konusu olamaz. Böyle bir müdahaleye kişilikli hiçbir akademisyen razı olamaz, rıza gösteremez. Bu yolla seçilen rektör diyet ödeme zorunda kalacağı için bu yola tevessül etmez.

Prof.Dr. Yahya Mustafa Keskin’i hiç tanımamaktayım. Yazdığı kitapları çok değerli bulduğum için okuyucularıma tanıttım. İstedim ki okuyucularım da bu değerli kitapları

okusunlar ve verilmek istenen mesajları alsınlar. Yahya Bey’in rektörlük gibi bir girişimi varsa o benim yazılarımın konusu olamaz. Gerçekten ilmi ve yönetim kişiliği bu görevi yürütecek nitelikte ise benim reklamıma da ihtiyacı yok demektir. Eğer bu gibi yüce makamlar liyakat esasına uygun olarak dolduruluyorsa kimsenin endişesine gerek yok. Makam sahibini bulur.

Jo Baydın müstear adını kullanan okuyucu, kişiliğim ve inançlarıma da göndermelerde bulunarak “Ülke batmak üzere, Yok mu söyleyecek sözün. Sen Ülkücüsün. Bitti mi dava” diyerek beni günlük konularda siyasi çekişmelerin içine çekmeye çalışmaktadır. Beni yakından tanıdığına göre siyasetten de çekildiğimi bilmesi gerekir. Ben eskilerin tabiriyle “Unu elemiş, eleği asmış” biriyim. Ülke dediğiniz gibi battı mı, yoksa çıktı mı? milletin sandıkta verdiği kararla anlaşılır. Sonra, ülke battıysa Jo Baydın olarak sizin sevinmeniz gerekmez mi? Ülkemizin batması başta Amerika olmak üzere birçok dostlarımızı (!) sevindirmez mi? Ülkemizin durumu başta Yunanistan olmak üzere şimdiye kadar diş geçiremediğimiz birçok düşmanımızı paniklettiğine göre, senin de paniklemen rengini ifşa etmektedir.

Siyasi etkinlikten çekilmiş olmam Ülkücülükten uzaklaşmam anlamına gelmemektedir. Ülkücülük benim hayat felsefemdir. Ülkücülük varlığını milletine, devletine, bayrağına armağan etmek, millet olma yolunda bütün çakıl taşlarını toplamak; bizi bölmeye, parçalamaya, ufalamaya matuf bütün girişimleri boşa çıkarmak için gayret göstermektir. Küçük farklılıkları abartarak bizim bir olmamıza, iri olmamıza ve millet olmamıza engel olmaya çalışanlara fırsat vermemektir. Biz bunu başarırsak siyaset kendi mecrasında engelleri aşarak sonsuzluğa ulaşır.

Prof. Dr. Yahya Mustafa Keskin Bey’in iki ciltlik önemli çalışması bunun için çok değerlidir. Kendisinin milletleşme yolunda önemli temizlik yaptığına ve yeniden Oğuz Türklüğünün Sünni/Alevi ayrışmasıyla oluşmuş zafiyetini ortadan kaldırma girişiminde başarıya ulaşarak, güçlü Türkiye’nin kurulmasına katkısı olduğunu düşünce tarihimiz kaydedecektir. Sünni/Alevi yarasını Cumhuriyet Türkiye’si iyileştirme yolunda önemli başarılar sağlamıştır. Günümüzde bu yarayı kaşıyarak yeniden kanatmak isteyenlerin Avrupa’lı bazı dostlarımız(!) tarafından teşvik edildiğini görmekteyiz. Aleviliği ayrı bir din kabul ederek bu konuda devlet desteği sağlayan başta Almanya/Avusturya olmak üzere resmi çalışmaların başladığı günlük matbuata sızmıştır. Günümüzde ülkücülerin bu yarayı sarmaktan daha önemli faaliyeti ne olabilir ki. Bence ülkücünün esas davası bu yaraları sararak tedavisi için çalışmakla başlar. Dış çevrelerin teşvikleriyle dinine, mezhebine hizmet ettiğini zanneden zavallıları uyarmakla devam eder. Ülkücülük doğumla başlar, ölümle biter. Bir diğer söyleyişle ülkücülük doğduğunda kulağına okunan ezanla başlar, öldüğünde okunan selâ ile biter. Benim bildiğim ÜLKÜCÜLÜK budur. Dava da buna hizmetle bayraklaşır.

Bu yazı toplam 753 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum