İlhami Candemir

İlhami Candemir

NASİHAT

KÖTÜLÜK anlamına gelen MUSİBET ile ÖĞÜT anlamına gelen NASİHAT Arapça kökenli olup günlük hayatımızda çok sık kullandığımız kelimelerdir. Bu iki kelimeden kötülük yıkıcıdır, nasihat ise yapıcıdır. Öğüt kelimesi TÜRKOVAC gibidir,yani bir nevi AŞIDIR, kötülüğü “musibeti” önler. Atalarımız ironi yaparak ”bir musibet bin nasihatten daha iyidir” diyerek , musibetin nasihatten daha etkili olduğunu ima etmişler.İroni ve ima diyorum zira atalarımız bu kez de “nush(nasihat) ile uslanmayanı etmeli tekdir(azarlamak), tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir (dayak atma) diyerek ÖĞÜT’ü önemli kılmışlardır.Keşke her zaman ÖĞÜT’ü kılavuz yapsak da musibetle karşılaşmasak diyeceğim ama her zaman kazın ayağı öyle olmuyor.Öyle olsaydı Isparta dört günlük karanlığa gömülür müydü?Tabii ki gömülmezdi.

Sayın okuyucular, ben bu girizgahtan sonra sadede yani asıl konum olan Ispartalıların 4 günlük KARANLIK dünyalarına gelmek istiyorum.

Bu duruma neden gelindi? Şimdi bu sorunun cevabını arayalım;

Gerek görsel, gerek sözel medyadan öğrendiğimize göre,bölgenin elektrik dağıtım işi AEDAŞ(Akdeniz Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi”ne verilmiş.Yani dağıtım işi bir ŞİRKETE verilmiş. Şirket nedir? Kar(kazanç)amaçlı kurulan TÜZEL KİŞİLİĞİ haiz bir ticari ortaklıktır.Daha sade anlatımla şirket beni,seni, sizi değil kendi ORTAKLARININ karını(kazancını) düşünen bir kuruluştur.Devlet de bir TÜZEL KİŞİDİR.Ortakları tüm vatandaşlardır. Özele indirgersek TC.devletinin ortakları 84 Milyon Tc. vatandaşıdır. Şirket nasıl kendi ortaklarının hak ve menfaatlerini düşünür ona göre hareket ederse devletin de tüm vatandaşlarının(ortaklarının)hak v e menfaatlerini düşünerek ona göre amel emesi gerekir.Nitekim devleti yönetenler , Anayasanın 103.maddesine göre” milletin huzur ve refahı için çalışacakları hususunda” ant içmişlerdir. Masaya yatırdığımız Isparta olayına baktığımızda , öyle görülüyor ki devlet –hani bizim küçüklüğümüzde ebeveynlerimiz bizleri okula kaydettirirken bizleri “eti senin kemiği benim” diyerek okula teslim ettikleri gibi vatandaşlarını yani bizleri şirketlerin İNSAFINA terk ettiği gibi bir algı oluştuğunu görüyoruz.

Sayın okuyucular,zaman zaman bazı olayları yorumlarken “hayatın olağan akışı” tabirinden yararlanırız.Bu olağan akış bazen pozitif(olumlu)anlam içerir bazen ise negatif yani olumsuz anlam içerir.Ben burada negatif anlam olarak kullanacağım.(izahı aşağıdadır). İNSAFINA terk edilmiş algısı oluştu dedim. Bu kelimeye itiraz edenleriniz olabileceğini düşünerek bunun hangi anlamda kullandığımı açıklama gereğini duydum. Devlet bu kabil işleri ÖZELLEŞTİRİRKEN tabii ki bizleri yani vatandaşlarını düşünmüştür ve yüklenicilerin DENETLENECEĞİNİ de sözleşmelerde hüküm altına almıştır. İşte işin püf noktası burası. Sorun DENETİMDE düğümleniyor. Yukarıda hayatın olağan akışından söz ettik, şimdi gelelim ona yani hayatın olağan akışının olumsuz yönüne; Soma faciasında olsun,99 Gölcük depreminde olsun facia sonrası yapılan soruşturmalarda “denetimlerin yapılmadığını” öğrendik , hatta daha vahimi-sizlerde tanık olmuşsunuzdur-on maden ocağı göçüğü olsa bunun asgari yarısının “ruhsatsız” olduğunu işitiyoruz.Devletin kendi kurumlarını denetlemesine hiçbir itirazım yoktur.Kamu avukatlığım sırasında onlarca fezlekeli soruşturma raporlarını işleme koyduğumu hatırlıyorum.Keza yayımlanan Sayıştay’ın denetim raporlarının sonuçlarını da medya kanalı ile öğreniyoruz. Bu nedenle tekraren söylüyorum devletin kendi kurumlarını denetlemesinde bir-iki istisna hariç genel olarak YERİNDELİK içerdiğini görebiliyoruz, işitiyoruz. Ancak devletin ÖZELİ denetlemesi, çoğu kez ahbap-çavuş ilişkileri düzeyinde olduğu için- işte maalesef hayatın olağan ve fakat olumsuz akışı budur- Isparta olayında olduğu gibi MÜSİBETELERLE karşılaşılması kaçınılmaz olmaktadır.

Sayın okuyucular, bu Isparta olayı ekonomideki bazı uygulamaların mercek altına alınmasına da neden oldu.

Dünün ve bu günün ekonomik uygulamalarına baktığımızda şunları görüyoruz; Özelleştirme, devletleştirme, kamulaştırma, yap-işlet-devret gibi. Özelleştirme, ya mülkiyetin eşhasa(şahıslara) devri(Çimento,şeker fab.gibi) ile olur yahut işletilmesinin devri(limanlar gibi)ile olur.Yap-işlet devret ise bir anlamda veresiye mal almak gibi bir uygulama.Veresiye alıyoruz,borç bittikten sonra mal bizim oluyor ve biz işletiyoruz.İşte bunlar yapılırken öncelik devletin yararı değil milletin yararı olmalıdır.Isparta olayı ve buna ilaveten gelen faturalardaki uçuk rakamlar bize Devleti değil MİLLETİ doğrudan ilgilendiren hususlarda mümkün olduğunca özelleştirmelerden kaçınılması gerektiğini gösteriyor.Yurdumuzda elektrik dağıtım işini üstlenen yirmiden fazla şirket olduğu söyleniyor. Bu denli çok dağıtım şirketinin varlığı elektriği stratejik kılmaktadır. Stratejik önemi haiz tesis ve kurumların özelleştirilmesi devletin bekası ile ilgili hususlardır. Yani demem o ki nasıl ”her kuşun eti yenmez” denilirse her tesis ve kurum da özelleştirilemez. Askeri hava alanlarının korunması ve işletilmesi nasıl özelleştirilmemesi gerekir ise stratejik önemi haiz elektrik dağıtımının da özelleştirilmemesi gerekir. Bir gece ansızın tüm şirketlerin kedilerinin trafoları işgal ettiklerinde tüm Türkiye’nin karanlığa gömüldüğünü düşünürsek benim bu görüşümün ne kadar yerinde olduğu anlaşılacaktır.İşte benim bu MUSİBETTEN (Isparta olayından)çıkardığım DERS budur.Hoşça kalın.10/02/2022

İLHAMİ CANDEMİR

Bu yazı toplam 704 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.