İlhami Candemir

İlhami Candemir

NE OLDU BİZE

Sayın okuyucular, dikkatinizden kaçmış olabilir, bir süredir yazılarım aracılığı ile sizlerle sohbet edemiyorum. Bel fıtığı oluştu, bilgisayarın karşısına oturup yazı yazamıyorum. 1937 model bir araba nasılsa ben de öyle, her tarafı dökülüyor. Neyse ki biraz iyileşir gibi oldum derken orta okul ve üniversite arkadaşım, meslektaşım, altmış yıllık dostum Av.İrfan Dolapçı’nın da balkondan düşerek vefatı nedeniyle bir süre kendime gelemedim. Şimdi ise biraz toparlandım da siz sayın okuyucularla tekrar hasb-i hal etme fırsatı buldum.

Sayın okuyucular, yaşam koşullarımızın neden ağırlaştığını imalı bir şekilde ifade eden “ne oldu bize” sorusunu soruyorum ve cevabını da-kendin pişir kendin ye gibi olacak ama- siz sayın okuyucularla paylaşmak istiyorum.

Sayın okuyucular, sahi ne oldu bize? Şu oldu; Bu gün öyle bir yaşam koşulları içindeyiz ki gülmeyi bırakalım gülümsemeyi bile unuttuk. Nüfus arttıkça bireyler arasındaki sosyal ilişki yoğunluğu da doğru orantılı olarak artıyor. Öyle bir dünyadayız ki bilişim teknolojisinin kuşatması altındayız. İnsan, gözünün görmediğine katlanır denilir ama kazın ayağı öyle değil, ne kadar görmek istemese de görüyor.Zira ne zamanki Tv, cep telefonu vs. gibi görsel ve iletişim araçları hayatımıza girdi huzurumuz bozuldu.Köyümüzdeki değil, kentimizdeki değil,yurdumuzdaki değil, dünyadaki olaylar duygularımızı alabora ediyor. Örneğin 24 haziran günü İspanya’ya geçmek isteyen iki binden fazla düzensiz Faslı göçmenin tellerin üzerindeki görüntüleri ile hayatlarını kaybedenlerin görüntüleri rüyama girdi. Ajlan bebeğin cansız bedeninin deniz kenarındaki görüntüsünü hala unutamadım.Pazar artıklarında evine yiyecek arayan insanları gördüğümde acıma duyularımda sanki deprem oluyor. Köyümüzde, kentimizde bir yabancı gördüğümüzde “bu kim” diye merak ederdik,sorup soruştururduk.Şimdi ise sığınmacı dediğimiz yatılı ve kalıcı din kardeşlerimizle birlikte kim kime dum duma yaşamaya çaba gösteriyoruz. Siyasi arenadaki muhabbetler! huzursuzluğumuza tuz-biber ekiyor(derdimizi artırıyor). İktidar, millet ve devlet yararına ne yaparsa yapsın muhalefet YANLIŞ diyor,eleştiriyor, muhalefetin verdiği önergeler,teklifler, öneriler ne kadar milletin yararına olursa olsun iktidar YANLIŞ diyor kabul etmiyor. Bu tablo sanki vatan derdinde olanlarla makam derdinde olanların maçı .Tabi tribünler de trollerle lebalep dolu,hakaretler,küfürler iftiralar,yalan-yanlış iddialarla ortalık toz duman. Daha dün iktidar, İsveç ve Finlandiya için-aldığı tavizler ve sözler karşılığı-NATO’ya yeşil ışık yaktı.İktidar zafer naraları atıyor,muhalefet ise ,tükürüğünü yaladı,taviz verdi diyor. Aklın yolu bir denilir ama burada akıl değil duygular dans ediyor. Neymiş, Cumhurbaşkanı burada iken “kesinlikle evet demeyeceğim” demiş de orada evet demiş.Yahu kardeşim hayvan pazarında bile kurban alırken satıcı kırk bin diyor, alıcı otuz bin veriyor ve sonuçta-aracıların da yardımı ile- 35 bine anlaşıyorlar.Burada taraflar taviz mi vermiş oluyorlar,tükürdüklerini mi yalamış oluyorlar.Tabii ki kesinlikle hayır.Bu bir pazarlıktır,her iki taraf da kısmen almış-kısmen vermiş gibi bir durum söz konusudur. Bir başka konu; Dün medyaya şöyle bir haber düştü.Yeditepe Üniversitesi rektörü, üniversitede görev yapan bayan personele bir yazı göndererek” çok açık yakalı bluz,elbise,çok kısa yırtmaçlı etek,tayt giyilmemesini” istemişler.Bu memlekette dün kapalı olanlara açın dineliyordu bu gün ise açık olanlara kapanın deniliyor.Buna “benim oğlum bina okur döner döner yine okur” mu diyeceğiz yoksa “senin yoğurdun kara, seninki benimkinden de kara”mı diyeceğiz. Dünyada insanlar arasında özel yaşama yönelik bu kadar keskin görüş farklılığı olan başka bir ülke var mıdır diye merak ediyorum.

Sayın okuyucular, insan kaynaklı olan ve bizlere “ne oldu bize” dedirten olumsuzlukları paylaştım. Şimdi gelelim -böyle olması istenmeyen ve fakat hayatın realitesi olan- yokluğun getirdiği olumsuzluklara; Dün akşam uzun zamandır göremediğim bir dostumla (müvekkilimle de diyebilirim)karşılaştım. Hal-hatırdan sonra ayrılırken kardeşini kast ederek ona selam söyle dedim ve arkasından “aranız açık mı yoksa” der demez” evet maalesef limoni “dedi. Sizler, “yoksa aranız açık mı” diyerek neden onun özeline girdin diyebilirsiniz. Hiç de hoş olmayan bu durum mesleğim gereği gayr-i ihtiyari oldu.Neden mesleğim gereği dedim, anlatayım; Halk arasında “pasta küçüldü kavga büyüdü” veya “yokluk insanı bozar” gibi özdeyişler vardır.İşte yer kürenin mesahası(alanı) büyümüyor ama insanlar çoğalıyor.Hal böyle olunca taşınmaz mallar mirasçılar arasında bölüne bölüne küçülüyor. Bu topraklarda dün on dört milyon insan yaşıyordu,şimdi ise seksen dört milyon insan yaşıyor.Yani pasta küçülüyor, küçüldükçe kavga da büyüyor. Not/Sayın okuyucular sizler de etrafınıza bir göz gezdirirseniz benim bu durumu tevatür etmediğimi(abartmadığımı) gözlemleyebilirsiniz. İşte ben de avukat olarak böyle o kadar çok dava takip ettim ki mirastan doğan nizaların (davaların) çoğu kardeşler arasında var olduğunu bildiğimden dostuma “yoksa aranız açık mı” deme densizliğini yaptım ve nitekim tahminimde yanılmadığımı da gördüm. İşte günümüz mutsuzluğunun nedenlerinden birisi de bu.

Sayın okuyucular ”ne oldu bize” dedirten bir başka handikap ise hayat pahalılığı-geçim derdi.Bunun nedenlerine girmiyorum zira bu konu başlı başına ele alınması gereken siyasi içerikli bir el bombası.Elimde patlayabilir diye şimdilik dokunmuyorum.

İrdelemeye çalıştığım bu tablo karşısında hoşça kalabilecek misiniz bilmem, hoşça KALIN diyorum.03/07/2022

İLHAMİ CANDEMİR

Bu yazı toplam 641 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.